دبلوماسية حسينة الزائفة تؤكد الرقص على أنغام الجيوسياسية البريطانية  ومقايضة ثروات الأمة الثمينة بحكمها غير الشرعي
دبلوماسية حسينة الزائفة تؤكد الرقص على أنغام الجيوسياسية البريطانية  ومقايضة ثروات الأمة الثمينة بحكمها غير الشرعي

في أعقاب فوزها في الانتخابات العامة المتنازع عليها في كانون الثاني/يناير، والتي قاطعتها المعارضة، تلقت رئيسة وزراء بنغلادش الشيخة حسينة رسائل تهنئة من العديد من الدول الآسيوية والحلفاء، بما في ذلك الهند والصين وروسيا. ومع ذلك، أعربت الديمقراطيات الغربية القوية مثل الولايات المتحدة والمملكة المتحدة عن قلقها بشأن شرعية الانتخابات. وبعد شهر من الانتخابات، تلقت حسينة خطاب تعاون من الرئيس الأمريكي جو بايدن. وأعقب ذلك زيارة وفد أمريكي رفيع المستوى إلى دكا أواخر الأسبوع الماضي.

0:00 0:00
Speed:
March 07, 2024

دبلوماسية حسينة الزائفة تؤكد الرقص على أنغام الجيوسياسية البريطانية ومقايضة ثروات الأمة الثمينة بحكمها غير الشرعي

دبلوماسية حسينة الزائفة تؤكد الرقص على أنغام الجيوسياسية البريطانية

ومقايضة ثروات الأمة الثمينة بحكمها غير الشرعي

الخبر:

في أعقاب فوزها في الانتخابات العامة المتنازع عليها في كانون الثاني/يناير، والتي قاطعتها المعارضة، تلقت رئيسة وزراء بنغلادش الشيخة حسينة رسائل تهنئة من العديد من الدول الآسيوية والحلفاء، بما في ذلك الهند والصين وروسيا. ومع ذلك، أعربت الديمقراطيات الغربية القوية مثل الولايات المتحدة والمملكة المتحدة عن قلقها بشأن شرعية الانتخابات. وبعد شهر من الانتخابات، تلقت حسينة خطاب تعاون من الرئيس الأمريكي جو بايدن. وأعقب ذلك زيارة وفد أمريكي رفيع المستوى إلى دكا أواخر الأسبوع الماضي.

التعليق:

بعد الانتخابات الهزلية التي تعرضت لانتقادات كبيرة، حظيت حسينة واجد بالتصفيق من قبل مؤيدي حكمها القمعي، وكان لها الفضل في إدارة القوى العالمية بما في ذلك الصين وروسيا والولايات المتحدة بما يسمى "الدبلوماسية الناجحة". في الواقع، حسينة ليست أكثر من مجرد دمية في يد بريطانيا، وكانت تتنقل عبر المصالح المتضاربة للقوى العالمية تحت التوجيه المباشر لرئيس الوزراء البريطاني السابق توني بلير. فقد عقدت رئيسة الوزراء حسينة اجتماعاً مباشراً مع توني بلير في مقر إقامتها الرسمي في جانابابان في 4 آذار/مارس 2023، والعديد من الاجتماعات الأخرى في الخارج خلال فترة الجمود التي سبقت الانتخابات. إنها حقيقة معروفة أن توني بلير ومؤسسته يعملون على مستوى العالم للحفاظ على المصالح البريطانية من خلال تقديم المشورة لعملاء بريطانيا "المتبقين" على المستويات الاستراتيجية والسياسية لإبقاء هؤلاء العملاء على قيد الحياة وصالحين للخدمة.

ومن خلال حسينة، قوضت بريطانيا أيضاً موقف الولايات المتحدة من خلال دفعها إلى اللجوء إلى تدابير مثل فرض قيود على التأشيرات والعقوبات ضد أولئك الذين ينتهكون حقوق الإنسان وتطلعات الناس إلى التصويت، لكنها وضعت أمريكا في موقف حيث لم يكن أمام الدولة الاستعمارية أي خيار سوى قبول بعض التنازلات في تقاطعاتها الجيواستراتيجية مثل استراتيجية المحيطين الهندي والهادئ، واتفاقية الاستحواذ على الخدمات المشتركة واتفاقية الأمن العام للمعلومات العسكرية وصفقة الهيدروكربون البحرية لشركة إكسون موبيل، على حساب صورتها الإنسانية لسانتا كلوز. في الواقع إن المصلحة الاستعمارية هي المعيار الوحيد للعلاقة مع الدول الأخرى، حيث الخطابات الإنسانية الجوفاء مجرد أقنعة خادعة. وفوق ذلك، تحاول حسينة استرضاء القوى العالمية من خلال منح كل منها أجزاء كبيرة من ثروة الأمة الاستراتيجية، وهو أمر ليس لديها سلطان من الله سبحانه وتعالى والأمة به. وحال الأمة الآن كما وصفه حبيبنا النبي ﷺ في حديثه الشهير: «يُوشِكُ الْأُمَمُ أَنْ تَدَاعَى عَلَيْكُمْ كَمَا تَدَاعَى الْأَكَلَةُ إِلَى قَصْعَتِهَا...» أبو داود.

وعلى النقيض من هذا النظام العالمي الرأسمالي البائس والخسيس، فإن نظام الخلافة الراشدة هو نظام حكم عادل، سواء بالنسبة لرعاياه أو للأشخاص الذين يعيشون خارج حدوده. ويتحرر حكام الخلافة من الدبلوماسية الزائفة ويتصرفون وفق المبادئ الدبلوماسية الثابتة التي جاءت بها الشريعة الإسلامية. وقد أمر الإسلام باستخدام جميع الإجراءات الدبلوماسية والعسكرية إذا لزم الأمر لتأمين مصالح وثروات الناس، كما كان الحال في معركة أحد والأحزاب ومعاهدة الحديبية والحروب الصليبية والغزو المغولي وغيرها الكثير. أما بالنسبة للذين يعيشون خارج حدودها، فيجدر التذكير في هذه اللحظة أنه في عام 1492م، في أعقاب الاسترداد عندما قام الحكام الإسبان بتعذيب وطرد العديد من اليهود، إلى جانب المسلمين، استقبل الخليفة العثماني بايزيد الثاني هؤلاء اللاجئين مع الرعوية الكاملة والحماية. إن العالم بحاجة إلى الخلافة الإسلامية مرة أخرى، التي ستنهي نهب ثروات الأمة على يد الدول الرأسمالية وعملائها، وتنهي الاضطهاد الذي يتعرض له المسلمون، وتكون منارة النور والعدالة لكل من يسير على وجه الأرض. وستنهي الخلافة كل الاضطرابات والفتن التي أوجدها النظام الرأسمالي، وستنتشر رحمة الله في جميع أنحاء الأرض، إن شاء الله. يقول الله سبحانه وتعالى: ﴿كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللهِ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد أبو إبراهيم

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية بنغلادش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı