دمج المسلمين في المجتمعات الغربية
دمج المسلمين في المجتمعات الغربية

الخبر: نقل موقع الجزيرة نت يوم الخميس، 2017/4/27م تقريرا تحت عنوان (المنظمات الإسلامية بفرنسا تدعو للتصويت لماكرون) جاء فيه: (بعدما نأت كبرى المنظمات الإسلامية في فرنسا بنفسها عن توجيه الناخبين المسلمين للتصويت لمرشح بعينه في الجولة الأولى من الانتخابات الرئاسية، خرجت عن صمتها ودعت إلى التصويت لصالح إمانويل ماكرون، بعد توالي التحذيرات من تزايد حظوظ وصول زعيمة حزب الجبهة الوطنية اليميني المتطرف مارين لوبان إلى الحكم. ودعا كل من اتحاد المنظمات الإسلامية في فرنسا، والفدرالية الوطنية لمسجد باريس، والمجلس الفرنسي للجالية الإسلامية إلى التصويت بكثافة لصالح زعيم حركة "إلى الأمام" يوم 7 أيار/مايو المقبل.

0:00 0:00
Speed:
April 28, 2017

دمج المسلمين في المجتمعات الغربية

دمج المسلمين في المجتمعات الغربية

الخبر:

نقل موقع الجزيرة نت يوم الخميس، 2017/4/27م تقريرا تحت عنوان (المنظمات الإسلامية بفرنسا تدعو للتصويت لماكرون) جاء فيه:

(بعدما نأت كبرى المنظمات الإسلامية في فرنسا بنفسها عن توجيه الناخبين المسلمين للتصويت لمرشح بعينه في الجولة الأولى من الانتخابات الرئاسية، خرجت عن صمتها ودعت إلى التصويت لصالح إمانويل ماكرون، بعد توالي التحذيرات من تزايد حظوظ وصول زعيمة حزب الجبهة الوطنية اليميني المتطرف مارين لوبان إلى الحكم.

ودعا كل من اتحاد المنظمات الإسلامية في فرنسا، والفدرالية الوطنية لمسجد باريس، والمجلس الفرنسي للجالية الإسلامية إلى التصويت بكثافة لصالح زعيم حركة "إلى الأمام" يوم 7 أيار/مايو المقبل.

وحث اتحاد المنظمات الإسلامية - الذي يضم أكثر من 300 جمعية ومنظمة - المسلمين الفرنسيين على التصويت بكثافة في جولة الإعادة، من أجل قطع الطريق على اليمين المتطرف الذي اعتبره يحرض على الكراهية والعنصرية وتقسيم المجتمع الفرنسي.

وأضاف الاتحاد في بيان صدر الثلاثاء أنه يجب منح ماكرون فوزا عريضا على لوبان من أجل تجنيب البلاد الفرقة، والحفاظ على الوحدة الوطنية.

بدوره دعا مسجد باريس إلى التصويت لصالح ماكرون الذي اعتبر أنه يمثل قيم الجمهورية المبنية على العدل والمساواة، ضد الأفكار الخطيرة والهدامة لليمين المتطرف.

ودخل المجلس الفرنسي للديانة الإسلامية - الذي يعد الواجهة الرسمية للمسلمين - على الخط، بعدما أصدر بيانا قال فيه إن "بلادنا تعيش ظرفا استثنائيا وعصيبا بحكم الخيار والمسار الذي ستتخذه خلال أيام".

ودعا المسلمين إلى التعبئة الشاملة من أجل فوز قيم الأخوة والتسامح والعيش المشترك، في وجه الأفكار التي تحرض على الكراهية وتجعل من المسلمين شماعة لكل المشاكل.

كما ذكر المجلس أنه التقى ماكرون يوم 19 نيسان/أبريل الجاري وعبر عن احترامه لكل الديانات، كما عبر عن "رفضه شيطنة الإسلام والمسلمين")

التعليق:

على الجاليات الإسلامية في فرنسا وغيرها أن تدرك أن الكفار إنما يعملون على احتواء العمل للإسلام بإيجاد حركات ذات مظهر إسلامي تعمل على التوفيق بين الإسلام والحضارة الغربية بحيث تدخل علينا حضارة الغرب بصفتها تجارب للآخرين لا تخالف الإسلام، ويمكن الاستفادة منها. مثل أخذ ما لدى الغرب من أنظمة حكم بدل نظام الخلافة الشرعي. ومثل تسويق أفكار المواطنة والدولة المدنية وحقوق الإنسان وحقوق الطفل وحقوق المرأة (بمقاييس الغرب) والبراغماتية واحترام الرأي الآخر - ولو كان مخالفاً للأسس العقائدية القطعية - والتعددية السياسية وبأن ينتخب المسلمون أحزاباً ذات عقائد مختلفة بحجة أنها أقل ضررا من غيرها ولا تُعادي الإسلام والمسلمين. وهذه الحركات تخوض العمل السياسي في النطاق الإقليمي الوطني الضيق وتتصرف مثل الحركات الوطنية والعلمانية رغم ظهورها بمظهر إسلامي، فتشارك بالحياة السياسية في البلاد الغربية التي تقوم على الأسس العلمانية وقواعد اللعبة الديمقراطية الفاسدة، وهي علاوة على ذلك تستهدف دمج المسلمين سياسياً وثقافياً في المجتمع الغربي. وهو الثمن الذي تتطلبه المشاركة في الحياة السياسية في البلاد الغربية؛ ولذلك يجب على المنظمات الإسلامية أن لا تسعى إلى هذه المشاركة، بل تقاومها، وتحذر المسلمين منها؛ لمخالفتها لأحكام الإسلام، فلا تؤوّلها بحجة المصلحة ودفع الضرر، وما أحداث منع الحجاب في فرنسا والتخويف من الإسلام عنا ببعيد. قال تعالى: ﴿وَلَا يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّىٰ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُوا﴾ [البقرة: 217]

 وأخيراً أريد أن أهمس في أذن الغرب وأذكّره بمفهوم الديمقراطية الذي يتبنّاه وأقول له: أليس من حرية الأشخاص أن يتبنّوا ما يطيب لهم ويختاروا ما يشاؤون؟ أوليس من حقهم أن يختاروا طريقة عيشهم وطراز حياتهم؟ أما إذا كان الغربيون يقولون إن الذي يقبل بالعيش بينهم عليه أن يخضع لإرادتهم فإننا ننبههم إلى مناقضتهم لمبدئهم تجاه غيرهم، ونقول لهم إن ذلك استعباد وإخضاع وليس اختياراً وحريةً. ثم ماذا سيحصل يا ترى لو سلّمنا جدلاً بأن عملية الاندماج هذه ستنجح على الشكل الذي يصوره الغرب وتداخلت الأجناس، فماذا ستكون النتيجة بعد سنين؟ الجواب واضح على ما أظن، فسينظر فيما بعد إلى هؤلاء "المندمجين" على أنهم دخلاء من قوميات أخرى وسيعمل على تضييق عيشهم وتعييرهم بعِرْقهم كما هي الحال الآن مع زنوج أمريكا.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

بسام المقدسي – فلسطين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı