دولة الخلافة القائمة قريبا بإذن الله ستدفن النظام الرأسمالي العالمي الذي يدمر الاقتصادات
دولة الخلافة القائمة قريبا بإذن الله ستدفن النظام الرأسمالي العالمي الذي يدمر الاقتصادات

الخبر:   لامست العملة الباكستانية عتبة حرجة قدرها 200 روبية في السوق المفتوحة مقابل الدولار الأمريكي خلال التداول اليومي يوم الأربعاء 18 من أيار/مايو 2022، ويرجع ذلك أساساً إلى استنفاد احتياطيات النقد الأجنبي في البلاد وارتفاع الواردات، بينما يغرق الناس في التضخم.

0:00 0:00
Speed:
May 22, 2022

دولة الخلافة القائمة قريبا بإذن الله ستدفن النظام الرأسمالي العالمي الذي يدمر الاقتصادات

دولة الخلافة القائمة قريبا بإذن الله ستدفن النظام الرأسمالي العالمي الذي يدمر الاقتصادات

الخبر:

لامست العملة الباكستانية عتبة حرجة قدرها 200 روبية في السوق المفتوحة مقابل الدولار الأمريكي خلال التداول اليومي يوم الأربعاء 18 من أيار/مايو 2022، ويرجع ذلك أساساً إلى استنفاد احتياطيات النقد الأجنبي في البلاد وارتفاع الواردات، بينما يغرق الناس في التضخم.

التعليق:

بعد الانهيار المروع لسريلانكا، تواجه باكستان الآن خطر التخلف عن سداد ديونها، وتتحمل عجزاً في الحساب الجاري يبلغ حوالي 16 مليار دولار أمريكي، بحلول نهاية السنة المالية الحالية، في الـ30 من حزيران/يونيو 2022. وبموجب النظام الاقتصادي الحالي، فإن باكستان ما لم تحصل على العملة الأمريكية من خلال القروض الربوية أو الصادرات، فلن يمكنها استيراد النفط والضروريات الأخرى. وقد شهدت باكستان الأزمة نفسها في السنة المالية 2017-2018، عندما لامس العجز في الحساب الجاري 19 مليار دولار. وفي الواقع، فإنه في ظل النظام الرأسمالي، واجهت باكستان هذه الدوامة على مدار عقود من الزمن. وتبلغ واردات باكستان نحو 75 مليار دولار بينما الصادرات 30 مليار دولار فقط بفجوة 45 مليار دولار. ولا تزال التحويلات التي تبلغ حوالي 30 مليار دولار تترك فجوة كبيرة تبلغ 15 مليار دولار.

وليس لدى النخبة الحاكمة الباكستانية التي لا رؤية لها، أي حل سوى اللجوء إلى صندوق النقد الدولي والدوران في الدوامة نفسها، وشروط صندوق النقد الدولي تدمّر الاقتصاد وتعمّق من فخ الديون، وهو يفرض زيادة أسعار النفط والكهرباء والغاز وزيادة الضرائب ما يؤدي إلى زيادة تكلفة التجارة والتصنيع وكذلك زيادة الاقتراض بالربا. وقد أطلقت وصفات صندوق النقد الدولي العنان لموجة تسونامي من التضخم، ما أدى إلى سحق الناس الذين يعانون من غلاء المعيشة، ثم إن كل حكومة تلوم سابقتها على الجرائم التي هي على وشك أن ترتكبها!

لقد كفل النظام الاقتصادي العالمي الحالي، الذي تأسس من خلال اتفاقية ونظام بريتون وودز، كفل تركيز الثروة في الغرب والصين، تاركاً بقية العالم معدماً. وحدائق واشنطن الخلفية في أمريكا اللاتينية، تتأرجح باستمرار بسبب التخلف عن السداد، وهي تغرق في الديون على الرغم من أن العديد من تلك البلدان غنية بالموارد. وفي 15 من شباط/فبراير 2022، أصدر البنك الدولي تحذيراً من أن حوالي سبعين دولة نامية تواجه أزمة ديون، وتشمل هذه البلدان سريلانكا ومصر والأرجنتين وكينيا والبيرو وجنوب أفريقيا وتركيا والهند.

يرجع الظلم الاقتصادي العالمي إلى ارتباط التجارة الدولية بعملة دولة واحدة، أمريكا، وإذا أصيب الاقتصاد الأمريكي بنزلة برد، فإن العالم يصاب بالزكام، ويتعين على كل دولة أن تطارد الدولارات، والتي لا يمكن أن تكسبها أبداً من خلال الصادرات بسبب صناعتها الأساسية. ولمواجهة فجوة الدولار، يتدخل صندوق النقد الدولي بوصفاته المدمرة التي تضع الاقتصاد على جهاز التنفس الصناعي.

إن باكستان والعالم كله بحاجة إلى نظام اقتصادي عالمي جديد، وبموجب الشريعة الإسلامية، تتم التجارة المحلية والدولية بالذهب والفضة أو العملات القائمة على الذهب والفضة. وقد كان هذا هو العرف السائد في عهد الخلافة لقرون، وسيعود بعودة الخلافة على منهاج النبوة، وبالإضافة إلى ذلك، ستوحد الخلافة بلاد المسلمين الغنية بالطاقة، وتلغي الحاجة إلى واردات النفط والغاز باهظة الثمن. وستشرف الخلافة على التصنيع السريع، ما يقلل الحاجة إلى واردات باهظة الثمن من الآلات والتكنولوجيا، وستقضي على شر الربا، الذي أدى إلى الخراب المنهجي لأكثر دول العالم ثراءً بالموارد في العالم، قال الله تعالى: ﴿كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاءِ مِنكُمْ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

شاهزاد شيخ

نائب الناطق الرسمي لحزب التحرير في ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı