الخبر: نقلت شبكة محيط على موقعها الإلكتروني في 2015/5/9م، تأكيد مرصد الفتاوى التكفيرية التابع لدار الإفتاء المصرية أن تتبعه المستمر لمنهج التيارات التكفيرية والمتطرفة كشف أن أصحاب هذا الفكر التكفيري معادون للمواطنة والمجتمع والدولة الحديثة على حد سواء، وأشارت إلى التقرير الصادر عن المرصد والمعنون (التنظيمات التكفيرية والمواطنة.. عداء الفكر والممارسة) والذي جاء في طياته، أن الفكر التكفيري يرى أن الدولة بمفهومها الحديث مؤامرة ضد الإسلام والمسلمين تستهدف القضاء على حلم الخلافة، وإن عداوة تلك التنظيمات الإرهابية لمبدأ المواطنة أصل ركين في كل ما تقوم به من جرائم فى مواجهة الدولة ومواطنيها والمجتمع وأفراده، كما أن الدولة في فكرهم صنيعة الاستعمار ووكيله، والشعوب لا هم لها سوى شهواتها، أما مؤسسات الدولة القائمة على حفظ الأمن خارجيًا وداخليًا فليست إلا أداة للحفاظ على النظم الحاكمة "المرتدة، بينما تم تغييب وعي الشعوب بآلاف الملهيات، في حين أن الجيش والشرطة مجرد أداة للحفاظ على الأنظمة الحاكمة التي تكفرها تلك التنظيمات، والتي لا تعترف بالحدود بين الدول وتستبيحها، وتعتبر أن العالم دولة واحدة تقام في ظل خلافة إسلامية. التعليق: الدولة في الإسلام حددها وبين شكلها رسول الله ﷺ في غير موضع، منها قوله ﷺ: «كانت بنو إسرائيل تسوسهم الأنبياء كلما هلك نبي خلفه نبي وإنه لا نبي بعدي وستكون خلفاء فتكثر»، قالوا: فما تأمرنا؟ قال: «فوا ببيعة الأول فالأول وأعطوهم حقهم فإن الله سائلهم عما استرعاهم»، فبين النبي ﷺ شكلها وبين كيفية الوصول إليها وحدد آلياتها وأجهزتها، وهي الطريقة الوحيدة للحكم بالإسلام؛ الواجب الذي لا ينفك عن أمة محمد ﷺ لقوله تعالى: ﴿وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ﴾. والأمر لرسول الله ﷺ هو أمر لأمته ما لم يرد دليل يخصصه ﷺ، فوجب على الأمة أن تحكم بالإسلام، والحكم بالإسلام لا يكون في دولة مدنية حديثة تفصل الدين عن الحياة، ولا يكون بحصر الإسلام في العبادات الفردية كالصلاة والصيام وغيرهما، وإنما في استئناف الحياة الإسلامية في دولة الخلافة على منهاج النبوة. وهذه الدولة لا تعترف بالمواطنة ولا تسمي رعاياها شركاء الوطن أو أقلية أو أغلبية، بل تسميهم جميعا رعايا الدولة سواء أكانوا مسلمين أم غير مسلمين، وتنظر إليهم جميعا نظرة واحدة وتساوي بينهم في الحقوق والواجبات بغض النظر عن الدين أو اللون أو العرق أو الطائفة. ومن يسوقون للدولة المدنية الحديثة ويزعمون أنها لا تخالف الإسلام وتحفظ الحقوق هم واهمون، فالمقطوع به أنه ليس كل ما لا يخالف الإسلام فهو من الإسلام. وتلك الدولة الحديثة التي يتحدث عنها مرصد الفتوى هي دولة تفصل الدين عن الحياة وتحكم بغير أحكام الإسلام، بل نقول أنها تحكم بأحكام الكفر وترعى الكفر والفسق والفجور في بلاد الإسلام، وما أماكن بيع الخمور والبنوك الربوية المنتشرة منكم ببعيد، وكان الأولى بمرصد الفتاوى أن يرصد ما عليه النظام من مخالفات شرعية تقع في نطاق الكفر البواح، وأن يكون له ولغيره ناصحا مطالبا إياه أن يحكم بالإسلام من خلال خلافة على منهاج النبوة، لا أن يكون عونا له في ترويج النموذج الغربي للدولة المدنية "القديمة - الحديثة" القائمة على الرأسمالية ونهب ثروات الشعوب، والتي لم يجن العالم منها سوى الشقاء والويلات والتي قتلت ملايين البشر على مدار العقود التي سادت فيها، والحربان العالميتان وما حدث للهنود الحمر خير شاهد ودليل. إن الدولة المدنية الحديثة التي يتحدث عنها المرصد هي بالفعل من نتاج الـتآمر الغربي على الأمة، وحكامها هم وكلاء للغرب يحكمون بلادنا بالوكالة عنه، وهذا الأمر أصبح معلوما للعامة قبل الخاصة ولعلنا سمعنا هتافات الجماهير الغاضبة في الميادين وهي تصفهم بالعمالة، فمن يتعامى عن هذه الحقيقة هو كمن يتعامى عن الشمس في رابعة النهار، ولعلنا في هذا المقام نلفت أنظاركم إلى ضرورة شرعية ثابتة لا خلاف عليها ولا مراء فيها، فالأمة يجب أن تحكم بمشروع أو نظام ينبثق عن عقيدتها ويعبر عن هويتها ويرضي ربها، والذى ينبثق عن عقيدتنا الإسلامية ويعبر عن هويتنا ويرضي ربنا هو ما فرضه علينا من تحكيم للإسلام كاملا شاملا من خلال خلافة على منهاج النبوة تطبق الإسلام على رعاياها في الداخل، فتجعل من عقيدته أساسا لتفكير الناس ومن أحكامه الشرعية التي أتت عن طريق الوحى حلولا لمشاكلهم في الحياة، وتحمله للعالم بالدعوة والجهاد بعد أن يرى الناس الإسلام وقد صار واقعا عمليا مطبقا بعدله وقسطه ومعالجاته الجذرية لكل المشكلات، من يحمل هذا المشروع ويطبق هذا النظام أو يسعى إليه هو من جنس الأمة مخلص لها يستحق أن تعطيه قيادتها، ومن يحمل الديمقراطية الغربية ودولتها المدنية التي تحكم بالرأسمالية أو يدعو لها ويرسخ لسلطانها هو عميل للغرب خائن للأمة ليس من جنسها ولا يستحق أن تعطيه قيادتها. يا أبناء الأمة في مرصد الفتاوى، إن الخلافة ليست حلما بل هي وعد وفرض؛ وعد من الله سيعم خيرها البشر والشجر والحجر، وفرض أوجب الله عليكم وعلينا القيام به وإقامته لكونها هي الطريقة الشرعية التي نصت عليها السنة كطريقة للقيام بالحكم بالإسلام وهي ما أجمع عليه الصحابة رضوان الله عليهم بعد وفاة رسول الله ﷺ، فأين أنتم منها؟! وماذا عملتم لها؟! وكيف ستجيبون ربكم إذا سألكم عنها وعن قعودكم عن العمل لها وتذكير الأمة بها؟! فهلا قمتم بما أوجبه الله عليكم من عمل لإقامة الخلافة وتذكير للأمة بها، عسى أن تكون مصر حاضرتها المنورة ويكون أهلها أنصار اليوم، وتكونوا أنتم في مقام مصعب بن عمير فتفوزوا ويفوز أهل الكنانة وتفوز الأمة، هلا اصطففتم في صف الأمة وكنتم من جنسها بدلا من الاصطفاف في صف عدوها، فلا تكونوا كالذين أوتوا الكتاب فنبذوه وراء ظهورهم واشتروا به ثمنا قليلا، بل كونوا كما أراد الله لكم هداة مهتدين وخذوا بيد الأمة نحو مجدها وعزتها تفوزوا بعز الدنيا والآخرة.﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ﴾ كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرسعيد فضلعضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية مصر
دولة الخلافة هي النموذج الإسلامي الوحيد والصحيح، وإقامتها فرض وما دونها خيانة لله ورسوله وعمالة للغرب الكافر
More from Haber ve Yorum
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi
(Tercüme)
Haber:
Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).
Yorum:
Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.
Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.
Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.
Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.
Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.
Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.
Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:
Muhammed Emin Yıldırım
Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır
Haber:
Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.
Yorum:
Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.
En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.
Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!
Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!
Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!
Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.
Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır
Dr. Muhammed Caber
Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı