دولة الميثاق أم الدولة العلمانية...؟
دولة الميثاق أم الدولة العلمانية...؟

الخبر:   أعلن الرئيس الإندونيسي جوكو ويدودو في الأسبوع الماضي أنه اختار رجل الدين معروف أمين البالغ من العمر 75 عاما ليخوض معه الانتخابات الرئاسية العام المقبل على منصب نائب الرئيس.. وفي البيان الذي ألقاه معروف أمين على إثر هذا الإعلان أعرب عن بعض اتجاهاته الفكرية والسياسية والاقتصادية... من ذلك تأكيده أن إندونيسيا هي دولة الميثاق، مستدلا بقوله تعالى: ﴿وَإِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ إِلَىٰ أَهْلِهِ﴾... وفي تصريحاته الأخيرة أعرب معروف أمين أن الميثاق الذي يعنيه هو الدولة الجمهورية، لأجل ذلك فإن فكرة الخلافة تتناقض مع هذا الميثاق، وبالتالي رفضت. قال ذلك في مؤتمر نهضة العلماء العالمي الذي عقد في جروى مكة المكرمة 2018/08/18 حيث تناول المؤتمر عنوان "إسلام نوسانتاري من نهضة العلماء للعالم". (سي إن إن إندونيسيا، 2018/08/19)

0:00 0:00
Speed:
August 22, 2018

دولة الميثاق أم الدولة العلمانية...؟

دولة الميثاق أم الدولة العلمانية...؟

الخبر:

أعلن الرئيس الإندونيسي جوكو ويدودو في الأسبوع الماضي أنه اختار رجل الدين معروف أمين البالغ من العمر 75 عاما ليخوض معه الانتخابات الرئاسية العام المقبل على منصب نائب الرئيس.. وفي البيان الذي ألقاه معروف أمين على إثر هذا الإعلان أعرب عن بعض اتجاهاته الفكرية والسياسية والاقتصادية... من ذلك تأكيده أن إندونيسيا هي دولة الميثاق، مستدلا بقوله تعالى: ﴿وَإِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ إِلَىٰ أَهْلِهِ﴾... وفي تصريحاته الأخيرة أعرب معروف أمين أن الميثاق الذي يعنيه هو الدولة الجمهورية، لأجل ذلك فإن فكرة الخلافة تتناقض مع هذا الميثاق، وبالتالي رفضت. قال ذلك في مؤتمر نهضة العلماء العالمي الذي عقد في جروى مكة المكرمة 2018/08/18 حيث تناول المؤتمر عنوان "إسلام نوسانتاري من نهضة العلماء للعالم". (سي إن إن إندونيسيا، 2018/08/19)

التعليق:

أما اختيار الرئيس الحالي جوكو ويدودو للشيخ معروف فظاهر أنه يريد تهدئة الرأي العام الذي استقر لدى الشعب الإندونيسي أنه يمارس سياسة ضد الإسلام خلال فترة رئاسته التي بدأت منذ أربع سنوات. وذلك ظاهر في محاولات تجريم العلماء كما حصل لبعض العلماء والأساتذة لا سيما بعد الاحتجاجات الكبيرة التي قام بها ملايين من مسلمي إندونيسيا بقيادة علمائهم للدفاع عن القرآن، وظاهر في تجريم بعض الأفكار الإسلامية كفكرة الخلافة والجهاد، وإصدار القرار حول المنظمة الشعبية التي تهدف المنظمة الإسلامية كما حصل في سحب الترخيص لحزب التحرير. وقد أعرب الشيخ معروف أمين في تصريحاته تعليقا على إعلان جوكو ويدودو أن اختياره كمرشح لمنصب نائب الرئيس هو إكرام للعلماء حيث يرأس الشيخ معروف أمين حاليا منصبين مهمين، وهما رئاسة مجلس العلماء ورئاسة الشورية لنهضة العلماء.

ولكن هذا المسلك ليس بأمر سهل لمسار جوكو ويدودو في الانتخابات القادمة، فقد صرح نائب رئيس مجلس النواب فخري حمزة أن الهجوم على فكرة الخلافة وتجريم بعض العلماء لا سيما الذي حصل للشيخ حبيب رزيق شهاب قد ترك جروحا عميقة لدى مسلمي إندونيسيا، بالإضافة إلى بعض التصريحات التي تسيء للإسلام الصادرة من الفئة الحاكمة. ثم إن علاقة الشيخ معروف أمين بالرئيس جوكو ويدودو ليست بحديثة عهد، فقد عين جوكو ويدودو الشيخ معروف أمين عضوا في لجنة التدريب والتوجيه لأيديولوجية بانتشاسيلا التي أنشأها جوكو ويدودو في بداية هذا العام، بالإضافة إلى تولي معروف أمين لمنصبه السابق ضمن فريق مستشاري الرئيس.

وأما تصريحات الشيخ معروف بأن إندونيسيا هي دولة الميثاق فما هي إلا غطاء للواقع بمصطلحات تظهر أنها إسلامية مشفوعة بآية قرآنية. وذلك أن إندونيسيا هي دولة علمانية ديمقراطية بكل ما تعنيه هذه الكلمة من معنى، وشكل الحكم المطبق فيها هو النظام الجمهوري كما صرح هو بذلك. وأي علاقة بين النظام الجمهوري وبين نظام الحكم في الإسلام؟! وهل الآية التي ذكرها تقر كل الميثاق الذي أراد الإنسان لتنظيم العلاقات فيما بينهم؟ وهل الرسول r حينما جاء المدينة ووضع ميثاقا بينه وبين أهلها من المسلمين ومن تبعهم فلحق بهم وجاهد معهم، هل أقر الرسول في هذا الميثاق أشياء تناقض الإسلام؟! هل أقر الربا؟ وهل أقر إباحة الزنا؟ وهل أقر شرب الخمر؟ وهل أقر الحكم بغير ما أنزل الله؟... وغيرها من الأمور القطعية في الإسلام، كما أقر بها النظام الديمقراطي؟! كلا وألف كلا. بل صرح رسول الله r في هذا الميثاق، "وأنه ما كان بين أهل هذه الصحيفة من حدث أو اشتجار يخاف فساده فإن مرده إلى الله وإلى محمد رسول الله، وأن الله شهيد على أتقى ما في هذه الصحيفة وأبره". وقال رسول الله r: «كُلُّ شَرْطٍ لَيْسَ فِي كِتَابِ اللهِ فَهُوَ بَاطِلٌ، وَإِنْ كَانَ مِائَةَ شَرْطٍ، كِتَابُ اللهِ أَحَقُّ، وَشَرْطُ اللهِ أَوْثَقُ» رواه ابن ماجه، ولقوله صَلَّى اللهُ عليه وآله وسَلَّم: «المُسْلِمُونَ عَلَى شُرُوطِهِمْ إِلاَّ شَرْطًا حَرَّمَ حَلاَلاً أَوْ أَحَلَّ حَرَامًا» رواه الترمذي. ثم إن العلماء سلفا وخلفا لم يقولوا عن دولة المدينة إنها دار الميثاق، بل قد تقرر لديهم أن الدار نوعان لا ثالث لهما، هما دار إسلام ودار كفر. فإذا طبق فيها حكم الله وكان الأمان للمسلمين كانت دار إسلام، وإلا فدار كفر. أما الإطلاق بدار الميثاق أو دار الصلح مقتبسا ببعض المفردات أو المصطلحات التي وردت في النصوص فهو مغالطة يقصد منها تغطية للواقع وتبرير للحكم المطبق، فهو جرأة على النصوص، يقول الله سبحانه وتعالى: ﴿قُلْ إِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْإِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَأَنْ تُشْرِكُوا بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَأَنْ تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ﴾ [الأعراف: 33].

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أدي سوديانا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı