دولة قطر؛ وسيط مُحايد أم مقاول أمريكي معيّن؟!
دولة قطر؛ وسيط مُحايد أم مقاول أمريكي معيّن؟!

  أعلنت وزارة الدّفاع في حركة طالبان أنّ وزير الدفاع بالوكالة مولوي محمد يعقوب مجاهد ورئيس أركان الجيش قاري فاسيه الدّين فرات قاما بزيارة إلى قطر. وذكرت وسائل الإعلام الحكومية أنّ مجاهد سيناقش تعزيز العلاقات الثنائية وسيشارك أيضاً في معرض ديمدكس الدفاعي.

0:00 0:00
Speed:
March 07, 2024

دولة قطر؛ وسيط مُحايد أم مقاول أمريكي معيّن؟!

دولة قطر؛ وسيط مُحايد أم مقاول أمريكي معيّن؟!

(مترجم)

الخبر:

أعلنت وزارة الدّفاع في حركة طالبان أنّ وزير الدفاع بالوكالة مولوي محمد يعقوب مجاهد ورئيس أركان الجيش قاري فصيح الدّين فطرت قاما بزيارة إلى قطر. وذكرت وسائل الإعلام الحكومية أنّ مجاهد سيناقش تعزيز العلاقات الثنائية وسيشارك أيضاً في معرض ديمدكس الدفاعي.

التعليق:

كيف يكون من المقبول لوزير شؤون الحرب ورئيس الأركان، اللذين واصلا الجهاد ضدّ غزو الولايات المتحدة وحلف شمال الأطلسي لمدة عشرين عاما، أن يجلسا بين من يسمون بوزراء الدفاع الذين قاتلوا بشكل مباشر ضدّ الأمة أو ساعدوا في الحفاظ على القواعد العسكرية الأمريكية والغربية الأخرى في أرض المسلمين، أم مهدوا للجواسيس وعمليات الحملة الصليبية ضدّ الأمة الإسلامية؟!

من حيث المبدأ فإنّ ما تعانيه الأمة الإسلامية من كوارث ومعضلات وضعف وتخلّف هو نتيجة لهذه الدول ذاتها وجيوشها ووزراء دفاعها. إنهم الذين يخونون الأمة ليلاً ونهاراً؛ ويتآمرون على مجاهدي الأمة والناشطين السياسيين؛ ويمنعون أي انتفاضة تهدف إلى إقامة الدولة الإسلامية الحقيقية (الخلافة الراشدة)، ويمنعون هدم الحدود الوطنية المصطنعة للتّمكن من تنفيذ سياسات المستعمرين الشنيعة في بلاد المسلمين. إنهم الذين لا يدافعون عن الأماكن المقدسة وشرف الأمة ودمائها وثرواتها وترابها، لكنهم مصممون تماماً على تأمين مصالح المستعمرين - حتى إنهم لا يستطيعون الذهاب إلى أسرّتهم أو دورات المياه دون إذن من أسيادهم الكفار! ولذلك، في ظلّ وجود هذه الدول، لا تستطيع الأمة الإسلامية أن تخطو ولو خطوة واحدة نحو استعادة عزّتها وقوتها. لذا، من أجل تحرير فلسطين وكشمير وتركستان الشرقية والشّام وغيرها من الأراضي المحتلة، يجب على الأمة أن تتخلص من هذه الأنظمة الاستبدادية وأيديولوجياتها الوطنية واستعبادها.

بعد عشرين عاماً من الحرب التي خاضها الشعب الأفغاني المجاهد ضدّ الغزو الأمريكي وحلف شمال الأطلسي، مني بهزيمة مذلة، وانسحب بشكل مخز من أفغانستان بموجب اتفاق الدوحة. وبعد الانسحاب المخزي، فقد المستعمرون نفوذهم السياسي والاقتصادي والعسكري والاستخباراتي وحتى الثقافي على هذه الأرض، وتذوّق الشعب الأفغاني طعم الحرية مرة أخرى. لكن أمريكا وحلفاءها أكدوا مرارا وتكرارا على ضرورة التعامل مع طالبان من أجل التأكد من عدم وجود تهديد من أفغانستان للعالم الخارجي.

وقد بدأ هذا الارتباط بين أمريكا والغرب ككل في مواجهة سياسة العصا والجزرة، ويستمر حتى يومنا هذا. وبموجب هذه السياسة، يتم تكليف الأمم المتحدة والدول المجاورة والإقليمية وكذلك بعض الدول العربية بمهام معينة للتّعامل مع طالبان في إطار هذه السياسة. وكجزء من هذه السياسة الأمريكية، تلعب قطر دوراً أكثر أهمية وجوهرية، ويتمّ تنظيم رحلة القائم بأعمال وزير الدفاع ورئيس أركان الجيش إلى الدّوحة كجزء من هذه السياسة التي تهدف بشكل خاص إلى إقناع هؤلاء المسؤولين الشباب والتأثر بالتطورات الغربية في مجالات الأسلحة العسكرية. وتهدف أمريكا من خلال تنفيذ هذه السياسة إلى تنشيط نفوذها السياسي والاقتصادي والاستخباراتي والثقافي في أفغانستان والعمل مع قادة طالبان من أجل حلّهم (دمجهم) تدريجياً في النظام العالمي الغربي الذي تقوده الولايات المتحدة. تجدر الإشارة إلى أنّ الولايات المتحدة والغرب تمكنا حتى الآن من تأمين نفوذهما الأساسي من خلال بعثة الأمم المتحدة والمنظمات الدولية ودعمهما الاقتصادي تحت اسم المساعدات الإنسانية.

بدلاً من التصرف كبيدق في السياسة الأمريكية، يجب على قادة طالبان مقاطعة مثل هذه الدعوات - فبقدر ما يقتربون من المجتمع الدولي والأمم المتحدة والأنظمة الاستبدادية الحالية في البلاد الإسلامية، فإنهم سيبعدون أنفسهم عن سبيل الله تعالى ورسوله ﷺ والمؤمنين. لأنّ جميع الأنظمة التي تحكم البلاد الإسلامية هي في الواقع دمى في يد أمريكا والغرب. وقطر هي حبيبة واشنطن وهم في الواقع الأعداء الرئيسيون للأمة الإسلامية. فهم الذين يتظاهرون بأنهم وسطاء بينما هم في الواقع المقاولون الرئيسيون لأمريكا والغرب وغيرها من الدول والمنظمات الكافرة لتدمير تطلع الأمة إلى الجهاد وكذلك قدراتها السياسية. في ظل حكمهم، تم تجاوز جميع الحدود والأوامر التي أنزلها الله سبحانه وتعالى، وانتهكت حرمة الأماكن المقدسة، وتم التعدي على شرف الأمة وكرامتها، والمثال الأخير هو المذبحة المستمرة والإبادة الجماعية لشعب غزة أمام أعين كل هذه البلاد الإسلامية المزعومة.

وعلى هؤلاء المسؤولين المجاهدين أن يسألوا أنفسهم لماذا هذه الأمة ذات المليارين في حالة الذل والإهانة؟! لماذا تنتهك خطوطنا الحمراء ومقدساتنا وأعراضنا كل يوم؟! وإذا ساروا هم أيضاً على خطا هذه الأنظمة الاستبدادية، فهل سنرى أي بارقة أمل في نهاية النفق بالتغيير الإيجابي؟! وحتى لو امتلكوا أسلحة نووية وصواريخ عابرة للقارات وغيرها من الأسلحة المتطورة فهل سيحموننا من هذا الوهن؟! تمتلك هذه الأنظمة الاستبدادية أسلحة وآليات من كل نوع، لكن ما ينقصها هو الإرادة المستقلة. ولذلك فإن الأمة بحاجة إلى هذا النوع من القادة الأحرار والمستقلين؛ الذين خرجوا من الأمة والذين تجري في عروقهم روح الإسلام والجهاد والإيمان بالعقيدة الإسلامية؛ الذين يقدمون النصرة الشاملة لهذا الدين من خلال إقامة الخلافة الراشدة، ويقيمون مرةً أخرى نظاماً يركز على الأمة الإسلامية ومقدراتها وثرواتها بدلاً من المجتمع الدولي والأمم المتحدة والنظام العالمي الحالي. نظام لم يعد مرتبطاً بالكفار وعملائهم؛ دولة تطبق الإسلام فقط في شؤونها الداخلية وسياستها الخارجية؛ وخليفة واحد يوحد الأمة من خلال تدمير الأنظمة الاستبدادية عن طريق نشر الإسلام إلى بقية العالم من خلال الدّعوة والجهاد.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سيف الله مستنير

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية أفغانستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı