دور الجيوش تحطيم العروش وإنقاذ النفوس  وليس التعمير وبناء المستشفيات!
دور الجيوش تحطيم العروش وإنقاذ النفوس  وليس التعمير وبناء المستشفيات!

الخبر: الرئيس الجزائري عبد المجيد تبون: "لن نتخلى عن فلسطين وغزة... والجيش جاهز بمجرد فتح الحدود والسماح بإدخال الشاحنات، سنبني في ظرف عشرين يوما ثلاث مستشفيات بغزة. (شبكة قدس الإخبارية، 2024/08/19)

0:00 0:00
Speed:
August 20, 2024

دور الجيوش تحطيم العروش وإنقاذ النفوس وليس التعمير وبناء المستشفيات!

دور الجيوش تحطيم العروش وإنقاذ النفوس

وليس التعمير وبناء المستشفيات!

الخبر:

الرئيس الجزائري عبد المجيد تبون: "لن نتخلى عن فلسطين وغزة... والجيش جاهز بمجرد فتح الحدود والسماح بإدخال الشاحنات، سنبني في ظرف عشرين يوما ثلاث مستشفيات بغزة. (شبكة قدس الإخبارية، 2024/08/19)

التعليق:

ما إن استمعت إلى قول عبد المجيد تبون المترشح للانتخابات الرئاسية في 2024/9/7 وهو يقول: "والجيش جاهز بمجرد فتح الحدود..."، حتى ظننت أن الجيش هو من سيحطم الحدود التي وضعها الاستعمار يوم أن قسم البلاد إلى كانتونات سماها دولا، وأنه سيدخلها فاتحا مجاهدا لنصرة المسلمين عامة وفلسطين بشكل خاص، وإذا به يشير إلى الواقع الذي وصل إليه دور الجيوش؛ أنه حامي عروش من نُصبوا سيوفا على رقاب الناس ينقضون عليهم كالذئاب المفترسة، خدمة لمطامع المستعمر الأجنبي في بلاد المسلمين!!

لا يختلف تبون عن السيسي وعن غيره من الحكام في تحييد الجيوش عن دورها الذي وجدت من أجله على مدى الحياة وأنه لحماية البلاد والعباد وقتال الأعداء وطردهم إن دخلوها غاصبين معتدين، بل استطاعوا أن يحرفوا مسارهم إلى قمع الشعوب غير الراضية عن الحكم الجبري، وأشغلوهم أيضا بمشاريع تجارية تدخل عليهم أرباحا هائلة تجعلهم يذوقون طعم الثراء الفاحش فيدافعون عنها تحقيقا لأطماعهم، وينسون دورهم الأصلي الذي وجدوا من أجله، فينظرون إلى إخوانهم على أنهم أعداء يريدون أن يأخذوا ما بأيديهم!

وهنا يريد تبون من جيشه أن يدخل غزة ليس فاتحا لها ومخلصا لأهلها بل ليبني لهم المستشفيات لعلاجهم نتيجة ما يلاقونه من وحشية كيان يهود التي لم نسمع مثلها حتى في الحروب العالمية! وما فائدة بناء المستشفيات إذا قصفت مرة أخرى بما فيها ومن فيها؟!

إن هؤلاء الحكام الخونة يظنون أن الشعوب عمياء جاهلة خائفة خانعة... لا، فلله الحمد والفضل أن أمة محمد أمة عزيزة لا تسكت على ضيم، فإنها وإن كبت قليلا بفعل الضغط الفكري المحرف، إلا أنها ولله الحمد عادت إلى الصحوة وأدركت طريق عزتها، بل إن ما يجري في غزة وما يُسطره أبطالها ومجاهدوها وما يظهره أهلها من قدرة على التحمل والتكيف في ظل بلد فقد كل مقومات الحياة، وفقدوا الأهل والأبناء بمئات الألوف وهم صامدون حامدون الله على أنه اختارهم ليقدموا أرواحهم رخيصة في سبيل الله، ما جعل العالم الغربي يفتش في واقع ما أشبعوهم به من مصطلحات "الديمقراطية" و"حقوق الإنسان"، فأيقنوا أنها ليست إلا شعارات جوفاء كاذبة ليس لها في الواقع وجود، فالتفتوا إلى ما في عقيدة المسلمين ليبحثوا عن الحقيقة ولجأوا إلى القرآن الكريم فوجدوا فيه ما يريح قلوبهم وما يبحثون عنه ويجيب على تساؤلاتهم، فدخلت الألوف المؤلفة منهم في الإسلام ولله الحمد، وليس من المستبعد أن يكون هؤلاء من سيقف في وجه الأعداء ويحطم مفاهيمهم العفنة، ويكونون في أوائل صفوف الجيش الإسلامي في ظل الخلافة الراشدة على منهاج النبوة قريبا إن شاء الله، ولنا في السيرة النبوية والفتوحات الإسلامية خير دليل.

فلا تظنن يا تبون وغيرك من الحكام أنكم قادرون على الاستمرار في الخداع وحرف المسار، فالأمة ولله الحمد تغلي وكلها وعي على ما يحدث وما يجب أن يكون عليه الواقع الذي يرضي الله عز وجل، ولنا فيما ضجت به مواقع التواصل الإلكتروني على إثر تصريحات تبون، التي وصفها البعض "بالخطيرة" و"غير المسبوقة" مثالا، يقول أحدهم: "في الوهلة الأولى ظننا أن الجيش ذاهب ليحرق تل أبيب ولكن في النهاية قال: الجيش سيبني 3 مستشفيات في غزة! أليس الأولى أن تبنيها للجزائريين؟ عدد المستشفيات في غزة 36 مستشفى أكثر من مستشفيات عاصمتك!". وقال آخر ردا على التغريدة السابقة: "في هذه اللحظة كنت أشاهد في خطاب المترشح الرئاسي عمي تبون على قناة الشروق عندما وصل إلى موضوع غزة جاء في حديثه ما يلي: "لو مصر فتحت الحدود لرأيت الجيش الجزائري بشاحناته.. أو ما معناه" وقتها قطعت القناة البث. ظننت أن الرئيس يريد الحرب لولا تغريدتك.. هل هذا خبث من القناة أم ماذا؟"!

فيما أشار آخرون إلى أنها لا تتعدى كونها تصريحات في إطار الحملة الانتخابية.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

راضية عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı