دي ميستورا لم ولن يكون في يوم من الأيام وسيطاً نزيهاً أو محايداً
دي ميستورا لم ولن يكون في يوم من الأيام وسيطاً نزيهاً أو محايداً

الخبر:    نقلت صحيفة رأي اليوم الإلكترونية بتاريخ 2017/09/07م ما قاله ما يسمى بكبير مفاوضي وفد المعارضة السورية إلى جنيف محمد صبرا بشأن دي ميستورا مبعوث الأمم المتحدة إلى سوريا، حيث قال (أي صبرا): إن المبعوث الدولي إلى سوريا، ستافان دي ميستورا، لم يعد وسيطاً نزيهاً أو مقبولاً بعد فقدانه للحيادية، وطالب صبرا الأمين العام للأمم المتحدة بالتصرف إزاء هذا الانحياز، مشيراً إلى أن دي ميستورا "تحدث كجنرالٍ روسيٍّ وليس كوسيطٍ دولي". هذا ورد المنسق العام لـ"الهيئة العليا للمفاوضات"، رياض حجاب، على تصريحات دي ميستورا، بأنها غير مدروسة، وقال عبر حسابه في "تويتر" يوم الخميس 2017/09/07 إنه مرة بعد أخرى يورط دي ميستورا نفسه بتصريحاتٍ غير مدروسةٍ تعزز دعوتنا لطرحٍ أمميٍ جديدٍ إزاء القضية السورية. جديرٌ بالذكر أن هذه التصريحات جاءت بعد أن صرح دي ميستورا بالفم الملآن أن على المعارضة السورية التسليم بأنها لم تربح الحرب وعلى النظام السوري أن يعلم استحالة الحسم العسكري.

0:00 0:00
Speed:
September 10, 2017

دي ميستورا لم ولن يكون في يوم من الأيام وسيطاً نزيهاً أو محايداً

دي ميستورا لم ولن يكون في يوم من الأيام وسيطاً نزيهاً أو محايداً

الخبر:

 نقلت صحيفة رأي اليوم الإلكترونية بتاريخ 2017/09/07م ما قاله ما يسمى بكبير مفاوضي وفد المعارضة السورية إلى جنيف محمد صبرا بشأن دي ميستورا مبعوث الأمم المتحدة إلى سوريا، حيث قال (أي صبرا): إن المبعوث الدولي إلى سوريا، ستافان دي ميستورا، لم يعد وسيطاً نزيهاً أو مقبولاً بعد فقدانه للحيادية، وطالب صبرا الأمين العام للأمم المتحدة بالتصرف إزاء هذا الانحياز، مشيراً إلى أن دي ميستورا "تحدث كجنرالٍ روسيٍّ وليس كوسيطٍ دولي".

هذا ورد المنسق العام لـ"الهيئة العليا للمفاوضات"، رياض حجاب، على تصريحات دي ميستورا، بأنها غير مدروسة، وقال عبر حسابه في "تويتر" يوم الخميس 2017/09/07 إنه مرة بعد أخرى يورط دي ميستورا نفسه بتصريحاتٍ غير مدروسةٍ تعزز دعوتنا لطرحٍ أمميٍ جديدٍ إزاء القضية السورية.

جديرٌ بالذكر أن هذه التصريحات جاءت بعد أن صرح دي ميستورا بالفم الملآن أن على المعارضة السورية التسليم بأنها لم تربح الحرب وعلى النظام السوري أن يعلم استحالة الحسم العسكري.

التعليق:

إن من يتابع أعمال وتصريحات المبعوث الدولي إلى سوريا، ستافان دي ميستورا، يدرك أنه لم يكن في يومٍ من الأيام نزيهاً أو محايداً، وكيف يكون نزيهاً أصلاً وهو مبعوث الأمم المتحدة أو بالأحرى مبعوث أمريكا الحاقدة على الإسلام والمسلمين، اللتين هما سبب بلاء المسلمين في كل مكان؟! ومعلومٌ أنه لم يتسلم ملف الثورة السورية إلا من أجل تقويضها والالتفاف عليها وتحويل سلاح الثوار إلى صدور إخوانهم بدل توجيهه إلى النظام، ومن ثم جر الثوار بعد إضعافهم إلى مفاوضاتٍ وتنازلاتٍ لا يقطف ثمارها إلا النظام السوري المجرم العميل وأسياده الأمريكان، وهذا بالفعل ما آلت إليه الأمور، ولولا ظن دي ميستورا بأن ثورة أهل الشام قد وصلت إلى طريقٍ مسدودٍ وأن نظام المجرم بشار الأسد قد حقق بعض الانتصارات، نعم لولا ظنه ذلك وعلمه أن ما يسمى بالمعارضة قد باعت نفسها لأصحاب الدولارات والدعم "غير المشروط"، لما أبدى هذا الوضوح من الانحياز وعدم الاكتراث لموقف "الهيئة العليا للمفاوضات"، أو المعارضة بشكلٍ عام.

إن حقيقة دي ميستورا ومَن سبقه من مبعوثين دوليين إلى سوريا، هي أنهم كلهم يسيرون في الطريق الذي رسمته أمريكا، والذي يهدف إلى المحافظة على النظام العميل وإبقائه على قيد الحياة ريثما تتمكن رأس الكفر والإرهاب أمريكا من إعداد العميل البديل، فهو ليس كما ذكرتم من أنه ليس وسيطاً نزيهاً فحسب، بل هو متآمرٌ على كل مَن خرج ضد النظام، وهو في صف النظام قلباً وقالباً، وإن عدم إدراك ذلك من قبل ما يسمى بالمعارضة السورية منذ الوهلة الأولى ليدل على أن هذه المعارضة الرخيصة تفتقد أدنى درجات الوعي السياسي، هذا إن أحسنا الظن بها، وإلا فهي متآمرةٌ على الثورة السورية أيضاً وعملت على حرفها عن مسارها منذ أن رفعت الثورة رايات الإسلام ونادت الفصائل بتطبيق الشريعة، ودي ميستورا ليس "بجنرالٍ روسي" يا صبرا، بل هو مبعوث أمريكا جاء ليضمن بقاء من يخدم مصالحها في السلطة، وأما تصريحاته فهي مدروسةٌ بشكلٍ جيدٍ يا رياض حجاب، وهي من جركم إلى جنيف وأستانة وأوصلكم لما أنتم فيه، ولقد حذرناكم من هذا الخبيث مرات تلو الأخرى، ولكنكم للأسف كنتم ولا زلتم صماً وعمياناً، وما عليكم إن أردتم المحافظة على بعض ماء وجوهكم إلا أن تنسحبوا من تلك المفاوضات التي لا تخدم إلا الغرب المستعمر والنظام العميل، هذا وتيقنوا أنه ببقائكم أو انسحابكم، فإن ثورة الأمة في الشام لن تنطفئ نارها ولن تتوقف بإذن الله، وستستمر حتى ينصرها الله تعالى ويمكِّن لها ويتوجها بخلافةٍ راشدةٍ على منهاج النبوة، تقطع دابر الكفار المستعمرين وعملائهم وما ذلك على الله بعزيز.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

وليد بليبل

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı