فعاليات المؤتمر العام السابع للاتحاد النسائي الإسلامي العالمي والتماهي مع قيم الغرب
فعاليات المؤتمر العام السابع للاتحاد النسائي الإسلامي العالمي والتماهي مع قيم الغرب

الخبر: أعلنت د. عفاف أحمد محمد، الأمين العام للاتحاد النسائي الإسلامي، عن انطلاق المؤتمر العام السابع للاتحاد النسائي العالمي، الذي سينعقد بفندق كورال بالخرطوم (دولة المقر) في يومي 12-13 من شباط/فبراير الجاري بحضور نائب رئيس الجمهورية حسبو محمد عبد الرحمن. وقالت إن المؤتمر سيناقش العديد من القضايا الخاصة بتمكين المرأة اقتصادياً، مبينة أن الاتحاد يقوم على منظور إسلامي وسطي، وأضافت، أن أهداف المؤتمر تتمثل في مساعدة المرأة على تجاوز الظلم ومناهضة الممارسات المهينة التي لا تتماشى مع قيم الدين، وكرامة الإنسان، وأبانت أن المؤتمر يهدف إلى مساعدة المرأة لنيل حقوقها، والعمل مع نساء العالم على تمكين قيم العدالة والمساواة في المجتمع، ونبذ الفرقة والاضطهاد. (المركز السوداني للخدمات الصحفية، 2017/02/08م).

0:00 0:00
Speed:
February 13, 2017

فعاليات المؤتمر العام السابع للاتحاد النسائي الإسلامي العالمي والتماهي مع قيم الغرب

فعاليات المؤتمر العام السابع للاتحاد النسائي الإسلامي العالمي

والتماهي مع قيم الغرب

الخبر:

أعلنت د. عفاف أحمد محمد، الأمين العام للاتحاد النسائي الإسلامي، عن انطلاق المؤتمر العام السابع للاتحاد النسائي العالمي، الذي سينعقد بفندق كورال بالخرطوم (دولة المقر) في يومي 12-13 من شباط/فبراير الجاري بحضور نائب رئيس الجمهورية حسبو محمد عبد الرحمن. وقالت إن المؤتمر سيناقش العديد من القضايا الخاصة بتمكين المرأة اقتصادياً، مبينة أن الاتحاد يقوم على منظور إسلامي وسطي، وأضافت، أن أهداف المؤتمر تتمثل في مساعدة المرأة على تجاوز الظلم ومناهضة الممارسات المهينة التي لا تتماشى مع قيم الدين، وكرامة الإنسان، وأبانت أن المؤتمر يهدف إلى مساعدة المرأة لنيل حقوقها، والعمل مع نساء العالم على تمكين قيم العدالة والمساواة في المجتمع، ونبذ الفرقة والاضطهاد. (المركز السوداني للخدمات الصحفية، 2017/02/08م).

التعليق:

إن التمكين الاقتصادي للمرأة الذي لم نجد له أثراً في الفقه الإسلامي العظيم، جذوره غربية، وتعني التوزيع النسبي للوظائف لكل من الرجل والمرأة، والتوزيع النسبي للدخل المكتسب، والأجور النسبية للإناث مقارنة بالذكور، مع أن الأصل في المرأة أنها أم وربة بيت، ولكنه التقليد الأعمى لقيم الغرب، رغم وضوح آثار تمكين المرأة اقتصاديا في الغرب، وهو أن أصبحت دعوة للتمرد على الأدوار الطبيعية لكل من الرجل والمرأة داخل الأسرة الطبيعية، فهل إلى جحر الضب تأخذوننا؟!

أما (الإسلام الوسطي)، الذي يتحدثون عنه، فقد صار مكشوفاً لعوام المسلمين، فضلاً عن علمائهم ومثقفيهم، إنه عنوان لتحريف المسلمين عن أحكام الإسلام، وقبول المفاهيم والقِيَم الغربية، قال تعالى: ﴿إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الإِسْلامُ﴾ وأنتم تريدونه إسلاماً وسطياً معتدلاً؟؟ فهل الإسلام كان أعوجاً ليعتدل؟! بل هو صراط مستقيم، ودين قيم. إن أطروحة "الإسلام المعتدل" هي مكر وتضليل، فهي خطة من خطط الاستراتيجية الأمريكية الشيطانية لـ"محاربة الإسلام". والذين يسيرون فيها بحسن نية أو بسوئها يخدمون الكفر؛ بسيرهم في خطة تضليل الناس، لينبذوا الإسلام، دين رب العالمين، وليأخذوا بديلاً مشوهاً بعد تسميته إسلاماً!

أما الممارسات المهينة التي يتحدثون عنها فهي لا تتضمن ما مورس ضد حرائر المسلمين في سوريا، وبورما، وغيرها، ولا بلطجة المحليات، ومطاردتها للبائعات في الأسواق ونزع ما بأيديهن بالقوة، وتحت التهديد والوعيد. كذلك لا أحد ينكر هذا الأمر في مثل هذه المؤتمرات، التي أصبحت بديلاً لمؤتمرات الأمم المتحدة للسكان، والتي عجزت عن القيام بدورها في عولمة قيم الحضارة الغربية.

إن نيل الحقوق وقيم المساواة، على الأساس الذي يبحث في مثل هذه المؤتمرات، لا علاقة لنا بها نحن المسلمات، لأننا نعتز ونفخر بما أكرمنا به ربنا الحكيم الخبير، من حقوق وواجبات، مناً وتفضلاً، دون أن نطالب بها بعقد مؤتمرات، لأن مصدرها كتاب الله وسنة الرسول r، ألا فلْيعِ المعولون على مثل هذه المؤتمرات، أن من أهم توصيات مؤتمر بكين، هو الوصول إلى الشعوب عن طريق المنظمات الإسلامية، بمعنى أن تكون المنظمات الإسلامية هي الواجهة التي يتم من خلالها تقديم كل المضامين، التي حوتها المواثيق الدولية، ولكن في إطار إسلامي؛ حتى لا تلقى المعارضة من الأمة الإسلامية. لكن هيهات أن تنطلي حيل وألاعيب الغرب وعملائه، السياسيين والمثقفين بثقافته، علينا نحن المسلمات، فقد وعينا على مكرهم، وسنمضي في كشف كل المخططات القذرة بفضحها وتعريتها لكل ذي عينين. أيتها المجتمِعات ثُبن إلى رشدكن وقدمن نموذجا مشرقاً للإسلام، تعلو به الهمم وتنصرن به دين الله بالمطالبة بتطبيق النظام الاجتماعي في الإسلام، وباقي أنظمة الحياة في دولة الخير دولة الإسلام، الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، هذا هو المخرج الوحيد لنا وللعالم أجمع، وبذلك تفزن في الدنيا والآخرة.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

غادة عبد الجبار – أم أواب

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı