فاقد الشيء لا يعطيه..!!
فاقد الشيء لا يعطيه..!!

الخبر: أعلنت الشرطة الإندونيسية أنها تحقق في شبهة إساءة حاكم جاكارتا بازوكي تجاهاجا بورناما للإسلام. ويتهم الحاكم، والمعروف باسم "أهوك"، بالإساءة للقرآن أثناء حملته الانتخابية لمنصب حاكم الولاية. وقالت الشرطة إنها لن تعتقل الحاكم بالرغم من دعوة جماعات إسلامية لاعتقاله، إلا أنها حظرته من السفر إلى خارج البلاد أثناء خضوعه للتحقيق. (بي بي سي عربي، 16 تشرين الثاني/نوفمبر 2016).

0:00 0:00
Speed:
November 19, 2016

فاقد الشيء لا يعطيه..!!

فاقد الشيء لا يعطيه..!!

الخبر:

أعلنت الشرطة الإندونيسية أنها تحقق في شبهة إساءة حاكم جاكارتا بازوكي تجاهاجا بورناما للإسلام. ويتهم الحاكم، والمعروف باسم "أهوك"، بالإساءة للقرآن أثناء حملته الانتخابية لمنصب حاكم الولاية. وقالت الشرطة إنها لن تعتقل الحاكم بالرغم من دعوة جماعات إسلامية لاعتقاله، إلا أنها حظرته من السفر إلى خارج البلاد أثناء خضوعه للتحقيق. (بي بي سي عربي، 16 تشرين الثاني/نوفمبر 2016).

التعليق:

أصدرت الشرطة هذا القرار بعد مضي شهرين من تصريحات أهوك المسيئة للقرآن، وبعد إفراغ المسلمين الإندونيسيين مخزون طاقاتهم في الدفاع عن حرمات القرآن، وبعد كل المحاولات من قبل الأطراف المساندة لأهوك من مساومة وتخويف وضغوط على المسلمين لكي يسكتوا تجاه هذه الإساءة.

وهكذا، فإن حماية الحكومة لأهوك الحاكم الحالي للعاصمة جاكارتا، والمرشح لها في الانتخابات القادمة أمر مشاهد وبارز للعيان. فكانت الشرطة تتباطأ في التعامل مع القضية وتأتي بالأعذار غير الشرعية؛ فأحيانا تقول إن الشرطة لا تقبل دعاوى الإهانة إلا بعد إصدار مجلس العلماء الفتوى أن ما صرح به أهوك مسيء للقرآن، وتقول أحيانا أخرى إن إجراءات المحاكمة لا بد أن تؤجل إلى ما بعد الانتخابات، وأحيانا أخرى تقول إن المحاكمة لا بد لها من إذن الرئيس الجمهورية، وأحيانا إن الشرطة بحاجة إلى الشهود والبينات الكافية للمحاكمة، إلخ... حتى أصدر مجلس العلماء الفتوى أن ما قاله أهوك هو إساءة للقرآن والعلماء، وقام المسلمون بالاحتجاجات في شتى المناطق في إندونيسيا شرقا وغربا، مطالبين من الشرطة الجدية في التعامل مع القضية التي هي ذات مساس بالدين، ولكن ذلك لم ينجح.

ثم رفع المسلمون شعار "الدفاع عن القرآن" وقام علماؤهم تنفيذا لفتوى المجلس بتنظيم المظاهرات في شتى المناطق في إندونيسيا في تاريخ 4 تشرين الثاني/نوفمبر، وبدأ التخويف والضغوط ومحاولة المساومة على القضية تجاه الأمة وعلمائها لإحباط هذه الاحتجاجات. فقد خُوّف المسلمون بأن من وراء هذه الاحتجاجات هي الحركات الراديكالية التي تريد الفوضى والزعزعة للتعدد الشعبي، وضُغط على علمائهم للتراجع عنها ولسحب الفتوى، إلى غير ذلك من المحاولات... وزار رئيس الجمهورية الأطراف المعنية من السياسيين والعلماء للتفاوض معهم. ولكن ذلك لم ينجح بل تم احتشاد المسلمين في جاكارتا أمام قصر الرئاسة وفي المدن الأخرى للمطالبة بمحاكمة أهوك والقبض عليه وسجنه، وبلغ عدد المشاركين فيه مليون مسلم أو أكثر. ولا شك أنه أعظم حشد أقيم في البلد، وجرى سلميا على الرغم من إعراض الرئيس الجمهورية جوكو ويدودو عن مقابلتهم بلا عذر مقبول، بل أناب الرئيس نائبه السيد يوسف كالا في ذلك، ووعد يوسف كالا بأنه سيتم اتخاذ قرار في القضية خلال أسبوعين.

طوال هذين الأسبوعين لم تزل محاولة الحكومة لحماية أهوك ظاهرة خاصة في الإتيان بالشهود المؤهلين الخبراء الذين يخففون الأمر لأهوك، ولم تجد إلا الأزهر ليقوم بدور محامي الشيطان والدفاع عن أهوك وتصريحاته، وتخطئة فهم المسلمين للإسلام والقرآن، ودعت أحد مشايخه الورداني، ولكن وجه مجلس علماء إندونيسيا رسالة شديدة اللهجة يستنكر ويهاجم فعل الأزهر، وقبل أن ينتقل الهجوم على الأزهر استدعى الأزهر شيخه وأوقف مهمته القذرة.

وهكذا فشلت كل المحاولات لحماية أهوك، ولم تجد الشرطة بدا من جعل أهوك مشتبها به في القضية، ولكن مع ذلك، لم يزل الأمر لعبة في أيدي الحكام، فعلى الرغم من كون أهوك مشتبها به في القضية إلا أن الشرطة لم تقبض عليه وبقيت إجراءات المحاكمة أمرا صعبا طويل الأمد، وبقي أهوك حرا، قائما بحملاته الانتخابية، زاعما أنه سيفوز في الانتخابات على الرغم من غضب الأمة عليه، متبسما كأنه عالم بما يجري وما سيجري. ولم يستطع المسلمون أن يطلبوا أكثر من ذلك.

هكذا هو النظام الديمقراطي؛ إنه قائم لحماية الرأسماليين وأصحاب رؤوس الأموال، فما داموا يستثمرون أموالهم في رجل مثل أهوك فسيكون هو في حصانة، وإذا ما رأوا أن الأمر يستلزم تبديل الأشخاص فسيجري ذلك بكل سهولة. لأجل ذلك فلتكن جهود الأمة منصبة على تغيير النظام الفاسد ويحل محله شرع الله الذي يوفر العدل للبشرية جمعاء، والعزة للإسلام والمسلمين. وأما النظام الديمقراطي فهو فاقد لذلك، وفاقد الشيء لا يعطيه... ولأجل هذا المشروع الكبير يجب على الأمة أن لا تخشى المؤامرات والتهديدات والضغوط، فإن الله ولي الذين آمنوا وهو الذي يتولى نصرهم من كل مكر عليهم، قال تعالى: ﴿مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُولَئِكَ هُوَ يَبُورُ﴾ [فاطر: 10]

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أدي سوديانا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı