فكرة أن المرأة المسلمة المضطهدة تريد المزيد من الاندماج هو افتراض ليبرالي أكثر خطورة من أي خطاب مناهض للهجرة (مترجم)
فكرة أن المرأة المسلمة المضطهدة تريد المزيد من الاندماج هو افتراض ليبرالي أكثر خطورة من أي خطاب مناهض للهجرة (مترجم)

الخبر: نشرت صحيفة "ميرور" البريطانية في 10 كانون الأول/ ديسمبر 2016 تقريرا كتبته المسلمة البريطانية المولد من أصل آسيوي، سايرا خان، تقول فيه إنها شاهدت بقلق متزايد انتشار الأحياء للأقليات العرقية اليهودية في المملكة المتحدة. وشكرت السيدة لويز كيسي لتقريرها (الذي يغطي الدراسة التي استمرت عاما) والتي كشفت فيه من بين العديد من القضايا أن العديد من النساء محرومات من حقوق الإنسان في المملكة المتحدة، ورحبت بزيادة التركيز على الاندماج أكثر من قضايا الهجرة كوسيلة لإنقاذ النساء من الاستبعاد الاجتماعي أو سوء المعاملة.

0:00 0:00
Speed:
December 16, 2016

فكرة أن المرأة المسلمة المضطهدة تريد المزيد من الاندماج هو افتراض ليبرالي أكثر خطورة من أي خطاب مناهض للهجرة (مترجم)

فكرة أن المرأة المسلمة المضطهدة تريد المزيد من الاندماج

هو افتراض ليبرالي أكثر خطورة من أي خطاب مناهض للهجرة

(مترجم)

الخبر:

نشرت صحيفة "ميرور" البريطانية في 10 كانون الأول/ ديسمبر 2016 تقريرا كتبته المسلمة البريطانية المولد من أصل آسيوي، سايرا خان، تقول فيه إنها شاهدت بقلق متزايد انتشار الأحياء للأقليات العرقية اليهودية في المملكة المتحدة. وشكرت السيدة لويز كيسي لتقريرها (الذي يغطي الدراسة التي استمرت عاما) والتي كشفت فيه من بين العديد من القضايا أن العديد من النساء محرومات من حقوق الإنسان في المملكة المتحدة، ورحبت بزيادة التركيز على الاندماج أكثر من قضايا الهجرة كوسيلة لإنقاذ النساء من الاستبعاد الاجتماعي أو سوء المعاملة.

التعليق:

عام بعد عام تظهر هناك متحدثات باسم الليبرالية، اللاتي يعتبرن أن واجبهن الأخلاقي هو تناول قضية النساء المسلمات "المظلومات"، ودائما ما يرددن العبارات البالية نفسها؛ "الاندماج" و"التمكين". فقد أصبح التكتيك السياسي الرائج هو استخدام المسلمات الانتهازيات لبيع الحلول الفاشلة لأخواتهن النساء المسلمات اللاتي لديهن احتياجات أكثر بكثير تحديدا ورفعة. ويتم اضطهاد النساء وإساءة معاملتهن في كل المجتمعات في العالم. وتثمن جميع الأنظمة السياسية العالمية المكاسب المالية فوق قضايا حقوق الإنسان كما تقوم بتقزيم وتقليل مكانة المرأة والأمومة. إن ازدواجية المعايير في المساواة الموجودة على الورق وعدم المساواة الممارسة (في أجور العمل، والتوقعات الاجتماعية والسلامة، وآفاق التطور الوظيفي، وشكل الجسم...) هذه الازدواجية تعاني منها جميع النساء وليس فقط النساء المسلمات. وفي هذا الصدد فإن فكرة أن المرأة المسلمة بطريقة ما ستكون بمنأى عن ظلم قوانين الرأسمالية والمعايير المزدوجة التي تتغير وفقا للتيارات السياسية في ذلك الوقت، هو محض هراء!

إن الخدعة المستهلكة لتحقيق اندماج أكبر للمرأة المسلمة يتم تسويقها لنا في حزم براقة مختلفة، لكننا نرفض بثبات شرائها - لماذا؟ السبب هو أن النساء المسلمات يعلمن أنهن إذا ما تعرضن إلى الإساءة فإن ذلك ليس نابعا من الممارسات الإسلامية المفصلة في القرآن والسنة، وإنما يرجع ذلك إلى عدم تطبيق الشريعة الإسلامية بصورة شاملة وكاملة. على هذا النحو، لماذا نتصف بوجهة نظر الأيديولوجية ذاتها التي تسمح بالإساءة لتلك القيم التي نعتز بها؟ فقوانين حرية التعبير تجرم الأفعال أو الخطاب المعادي للسامية لكنها تسمح بإهانة النبي محمد r. كما تعاقب المرأة المسلمة لارتدائها الخمار والجلباب في ظل مشاعر الرهاب من الإسلام المنتشرة على نطاق واسع والتي يتم تطبيعها من قبل جميع قطاعات المجتمع. إن وجود قانون يسمح للمرأة المسلمة بارتداء لباسها الشرعي والذهاب إلى العمل والمدرسة إلخ... لا يحفظ أياً من أخواتنا المسلمات من سوء المعاملة اليومية والخطر الذي يواجهنه ممن يسعى لإهانتها. حتى أولئك النساء اللاتي بذلن قصارى جهدهن للاندماج ما زلن يواجهن الكراهية كمسلمات. الله سبحانه وتعالى في القرآن الكريم يقول في الآية 120 من سورة البقرة: ﴿وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ﴾.

إن تجربة الحياة الحقيقية لمعظم النساء المسلمات الكبيرات منهن والصغيرات هي أنهن يدركن تماما حقهن في عدم ممارسة الإسلام، ولكنهن يخترن القيام بذلك بمحض إرادتهن الحرة بغض النظر عن النتائج. إن حقيقة أن الإسلام هو طريقة الحياة الأسرع انتشارا، وخاصة بين الشابات هي شهادة على فشل القيم الليبرالية للارتقاء بالمرأة من القهر الذي تعيشه والاحتفاء بالتمكين الذي تمنحه القوانين الإسلامية حقا، وهذا هو السبب في دعم ملايين النساء المسلمات لإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة. ينبغي على المرأة المسلمة أن تدرك أن ملاحقة المثل الأعلى للخلاص من خلال الاندماج ليس أكثر من جزرة على العصا سوف لن تستطيع الإمساك بها أبدا. على هذا النحو فإن وهمَ النجاح هو أكثر خطورة من أجندات واضحة تقدم من قبل أنواع الإسلاموفوبيا المفتوحة التي تدعو إلى أمور مثل مناهضة الهجرة.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عمرانة محمد

عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı