فرض الثقافة الغربية من خلال دروس الرقص في المدارس الباكستانية (مترجم)
فرض الثقافة الغربية من خلال دروس الرقص في المدارس الباكستانية (مترجم)

الخبر: كتب مؤخرًا أحد النواب في حزب حركة الإنصاف الباكستانية (PTI) إلى نائب وزير التربية في السند يطالبه بوقف دروس الرقص في بعض مدارس الإناث الخاصة. بحسب جريدة الفجر الباكستانية (https://www.dawn.com/news/1288253).

0:00 0:00
Speed:
October 12, 2016

فرض الثقافة الغربية من خلال دروس الرقص في المدارس الباكستانية (مترجم)

فرض الثقافة الغربية من خلال دروس الرقص في المدارس الباكستانية

(مترجم)

الخبر:

كتب مؤخرًا أحد النواب في حزب حركة الإنصاف الباكستانية (PTI) إلى نائب وزير التربية في السند يطالبه بوقف دروس الرقص في بعض مدارس الإناث الخاصة. بحسب جريدة الفجر الباكستانية (https://www.dawn.com/news/1288253).

كانت الطريقة التي تمت بها تغطية هذا الخبر محزنة، وليس ذلك بسبب نوع الخبر المذكور فحسب ولكن للكيفية التي جرت فيها لملمته تحت البساط. يُدَرَّس الرقص كمادة دراسية في المدارس الخاصة منذ 40 سنة خلت، وبخاصة في مدارس الإناث. والسبب الذي يقدَّم لتبرير ذلك هو أن الرقص يعد جزءًا مهمًا من ثقافتنا وبأنه يعلم الفتيات السير قدما والارتقاء بأنفسهن، أو أنه شكل من أشكال الفن أو بأن الرقص الذي يدرّس بعيد كل البعد عن الرقص المبتذل. وما يشكل أكثر إثارة للقلق هو أن أنصار الرقص يحاولون تصويره على أنه إسلامي دون أن يقدموا أي دليل على ذلك! في المدارس الأساسية والجامعات يتم الترتيب لحفلات موسيقية مرة واحدة على الأقل في السنة وما يدور في تلك الحفلات لا يعد سرًا. لقد أدت إلى تدنٍ أخلاقي ممنهج عند شبابنا. إنها صورة عن ثقافة لا ينتمون إليها لكنهم يُجبرون على تقبلها واحتضانها. ويعتبر وجود معلمين للرقص ذكور في مدارس الإناث أمرًا طبيعيًا اعتياديًا، بحجة أن مواد أخرى يدرسها معلمون ذكور، فلماذا يُستثنى الرقص من ذلك؟.

التعليق:

إن الشيء المهم الذي لا بد من ملاحظته هنا هو الارتباك التام الذي أصاب هذا النظام والأشخاص المتمسكين به. فهم من جهة يتحدثون عن المساواة بين الجنسين، ومن جهة أخرى يجعلون من الفتيات مجرد شيء ويطالبونهن بأن يكُن على صفة معينة. فالحزب نفسه الذي طالب بحظر هذه الدروس سيكون لديه عضو عنده الاستعداد التام للذهاب كضيف رئيسي في حفل أداء للرقص في مدرسة للإناث. والسبب سيكون بأن هذه الأحزاب تتبع أيديولوجية وحيدة هي "كيفية الوصول إلى السلطة؟" والمبدأ الأخلاقي الوحيد الذي يهمهم هو "لا يجرؤ أحد على الاقتراب من مصالحي" وهذا هو الشيء الوحيد الذي يتواجد فيه الحزب والفرد على الجهة ذاتها. وبما أن حزب حركة الإنصاف الباكستانية لم يؤيد أو يستنكر تصريح نائبه فإن هذا يظهر بأن تصريحه كان فرديا. وهو يظهر أيضا بأن هذه الأحزاب السياسية تدور حول مصالحها ومكاسبها الشخصية. كما أننا نعلم أيضًا بأن هذا الحزب يتحدث عن "التغيير"، لكن التغيير الحقيقي الذي يطرحه هو تغيير في الوجوه.

وكما في كل نظام آخر في باكستان، فإن نظام التعليم يتبع أيضا الغرب بدل اتباعه المصالح الإسلامية. فنمط الحياة الغربي في الحياة هو الذي يتم دعمه ويُعزز. إن من عفة المرأة المسلمة أن تحمل نفسها على أن تكون حييّة محترمة ضمن الحدود التي شرعها الله سبحانه وتعالى. وقد حرم الإسلام عليها الرقص أمام الرجال، هذا الفعل الذي يجعل منها شيئا ومتاعًا ويقلل من شأنها ويمتهنها فتكون مجرد مصدر إمتاع للرجل، في فعل يحط من قدرها الرفيع الذي جعله الإسلام لها في المجتمع. كيف إذن يجرؤ الناس على الإقدام على فعل الشيء أو تركه بناء على مصالحهم الخاصة؟ وجدت المدارس للتعليم، وهي تشمل الأمور البدنية والعقلية والعاطفية والتدريب الفكري، لكن الغاية من العلم وصفت بشكل دقيق في أول آية نزلت في كتاب الله: ﴿اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ﴾.

قبل 1400 عام جاء أمر الخالق العظيم واضحًا جدًا فيما يتعلق بطلب الإنسان العلم، وقد خاطب الله تعالى مطلق البشر ذكورًا وإناثاً دون تمييز بين الجنسين، لكن وللأسف بعد مرور 1400 عام ها نحن نقف عند نقطة لا تختلف السلطة فيها عن تلك التي كانت في مكة، تلك التي اعتبرت النساء متاعًا يشبع رغبات الرجال كيفما شاؤوا. وفي الواقع فقد احتضن المجتمع هذه الثقافة الفاسدة باسم العادات والتقاليد. نحن بحاجة إلى أن نتذكر بأن الإسلام عندما جاء تحدى كل تلك التقاليد غير الإسلامية، وطالب الناس بأن يعبدوا الله وحده. وبالتالي فإن الواجب علينا كوننا مسلمين هو أن نتحدى هذه السلطات التي تطبق هذا النظام الفاسد. هذا النظام الذي ولَّد الانحطاط الفكري والسلوكيات غير الأخلاقية وغير اللائقة عند شبابنا كل ذلك بهدف صرفهم عن الغاية التي خلقوا لأجلها وسلخهم عن دينهم. وإن كل شر وباطل في هذا المجتمع ليس إلا فرعًا من فروع الشر الأكبر – النظام غير الإسلامي الفاسد الذي يحكم هذه البلاد. نحن بحاجة إلى أن نجتثه من جذوره تمامًا وأن نستبدل نظام الإسلام الحقيقي في دولة خلافة به، وذلك باتباع طريقة رسول الله r، لتعود الدولة التي سترقى بأخلاق مجتمعنا وستحافظ على الهوية الإسلامية لشبابنا.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إخلاق جيهان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı