فساد النخبة الرأسمالية
فساد النخبة الرأسمالية

الخبر: يدعي مراسل بومبشيل أن ترامب تجنب الضرائب لسنوات، ودفع الرئيس الأمريكي 750 دولاراً فقط كضرائب على الدخل في عام 2016، وهو العام الذي فاز فيه بالانتخابات. التعليق: ليس الأمر أن دول العالم الثالث فقط مثل باكستان لديها سياسيون فاسدون، بل حتى الديمقراطيات الراسخة تقدم نموذجا هائلاً للفساد.

0:00 0:00
Speed:
February 12, 2021

فساد النخبة الرأسمالية

فساد النخبة الرأسمالية
(مترجم)


الخبر:


يدعي مراسل بومبشيل أن ترامب تجنب الضرائب لسنوات، ودفع الرئيس الأمريكي 750 دولاراً فقط كضرائب على الدخل في عام 2016، وهو العام الذي فاز فيه بالانتخابات.

التعليق:


ليس الأمر أن دول العالم الثالث فقط مثل باكستان لديها سياسيون فاسدون، بل حتى الديمقراطيات الراسخة تقدم نموذجا هائلاً للفساد. الولايات المتحدة أكثر فساداً مما كان يتصور الأمريكيون. منذ عام 2016، بالطبع، انصب القلق على الفساد في عرض الفساد المتمثل في إدارة ترامب. كما كشفت صحيفة نيويورك تايمز في الخريف الماضي في تقرير استقصائي جدير بالملاحظة، بأن حياة الرئيس الأمريكي دونالد ترامب استندت منذ طفولته إلى عمليات احتيال متنوعة، وعمليات احتيال ضريبية، ومعاملات تجارية مشبوهة، ويشير سلوكه الأخير إلى أن المنصب الرفيع لم يغير طريقة عمل العائلة.


منذ أن أصبح رئيساً، تجاهل ترامب بنود مواد الدستور، وسلم دافعي الضرائب فاتورة بملايين الدولارات لرحلاته المتكررة إلى ممتلكاته الخاصة، وعين ابنته وزوجها في مناصب حساسة من الواضح أنهما غير مؤهلين لها، وأحاط نفسه بمجموعة من الشخصيات المشبوهة. أدين رئيس الحملة السابق بول مانافورت والعديد من مستشاري الحملة الآخرين بتهمة الاحتيال أو جرائم أخرى، وأدين مستشار الأمن القومي السابق مايكل فلين بالكذب على مكتب التحقيقات الفيدرالي، واستقال مدير وكالة حماية البيئة سكوت برويت ووزير الداخلية ريان زينك بسبب الانتهاكات الأخلاقية. لكن المشكلة في الواقع أكثر خطورة بكثير من ترامب وحاشيته. ولنضع في اعتبارنا بعض الفضائح الحديثة الأخرى:


الأزمة المالية لعام 2008: كشفت هذه الأزمة الفساد المنهجي داخل المؤسسات المالية الرئيسية. لم يكن مجرد عدد قليل من سماسرة الرهن العقاري المخادعين يقدمون الكثير من القروض المعدومة؛ بل تضمنت انتهاكات جسيمة من وكالات التصنيف، وبنوك الاستثمار، والمقرضين المدعومين من الحكومة مثل فاني ماي، وحتى بعض الاقتصاديين الأكاديميين. في الواقع، كان الأشخاص المسؤولون عن انهيار الاقتصاد العالمي هم السبب وراء تلك الأزمة.


طائرة بوينغ 737 ماكس: يبدو من الواضح أن شركة بوينغ سارعت بطرح طائرة جديدة إلى السوق، وقللت من الحاجة إلى تدريب طيار إضافي، واستخدمت علاقة حميمة بشكل متزايد مع منظمي إدارة الطيران الفيدرالية للفوز بالموافقة على الطائرة. يبدو أن العالم قد استيقظ على تضارب المصالح، هنا كانت الولايات المتحدة آخر دولة أوقفت الطائرة بعد تحطم طائرتين متتاليتين.


ودعونا لا ننسى أن عدداً من المؤسسات ذات المكانة المرموقة في الحياة الأمريكية - بما في ذلك الجيش ورجال الدين - تعرضت لفضائح خطيرة على مدى العقود العديدة الماضية. كان الجيش الأمريكي يتصارع مع مشكلة خطيرة تتعلق بالاعتداء الجنسي في الرتب، وفضيحة شراء واسعة النطاق هزت البحرية الأمريكية، واكتشاف في عام 2014 أن 34 من ضباط التحكم في إطلاق الصواريخ تآمروا لتزوير نتائج امتحانات الكفاءة. ما تذكرنا به هذه الحلقات وغيرها هو أن الفساد لا يقتصر على إدارة البيت الأبيض السابقة أو الحالية، أو على عدد قليل من التفاح الفاسد مثل بيرني مادوف، أو على عدد قليل من الصناعات ذات السمعة البغيضة مثل العقارات. بل على العكس من ذلك، يبدو أنها مشكلة متنامية في جميع مناحي الحياة.


السبب الجذري للفساد هو الديمقراطية، أو حق الإنسان في سن القوانين. ربما تكون أوراق بنما أكبر دليل على ذلك. لا يمكن أن يكون هناك حكم قانون في الديمقراطية، لأن القانون يتغير باستمرار. تدخل النخب المالية والتجارية في جميع أنحاء العالم في السياسة لأنهم يريدون إما سن القوانين بأنفسهم أو التأثير على عملية التشريع. يتفاخر رئيس وزراء باكستان بخلفيته التجارية، وتتألف القيادة المركزية لحزب إنصاف باكستان من رجال الأعمال المليارديرات، وكانت لوالد ديفيد كاميرون مصالح تجارية، وكان لدى رؤساء روسيا والصين شركاء أعمال تم ذكرهم في تسريبات بنما. تريد هذه النخب ضرائب منخفضة، وإعانات حكومية، وطرقاً قانونية لتحويل الأموال إلى الخارج، وإنشاء بنية تحتية حكومية تناسب مصالحهم التجارية. هل يمكن أن تكون هناك طريقة أسهل لكسب المال إذا ما وضعت قوانين تجعلك ثرياً؟


يتخلص الإسلام من مشكلة الفساد ليس فقط بمعاقبة الفاسدين بل بأخذ الحق في نزع القوانين من أيدي البشر. في دولة الخلافة يتم تطبيق القانون المستنبط من القرآن والسنة والذي يحتوي على أحكام مفصلة تتعلق بالمعاملات الاقتصادية والمالية التي تطبق في المجتمع. وبالتالي لا يمكن لأحد أن يجمع ثروة هائلة عن طريق لي أعناق الأحكام؛ لأن الأحكام غير مسموح أن تتم تنحيتها.


يمكن أن تكون الأزمة نعمة ولكن ذلك يكون فقط إذا ما استثمرناها بشكل صحيح. إننا بحاجة إلى معالجة السبب الجذري للفساد. أطيحوا بالديمقراطية وأقيموا الخلافة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
محمد عادل

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı