فشل الهندسة السياسية وفرصة التغيير الحقيقي
فشل الهندسة السياسية وفرصة التغيير الحقيقي

قال عمران خان في أول خطاب علني له منذ إطلاق سراحه "ديمقراطيتنا اليوم معلقة بخيط رفيع"، واصفاً الذين لاحقوه بأنهم "مافيا". ولم يذع خطابه على شاشة التلفزيون.

0:00 0:00
Speed:
May 18, 2023

فشل الهندسة السياسية وفرصة التغيير الحقيقي

فشل الهندسة السياسية وفرصة التغيير الحقيقي

(مترجم)

الخبر:

قال عمران خان في أول خطاب علني له منذ إطلاق سراحه "ديمقراطيتنا اليوم معلقة بخيط رفيع"، واصفاً الذين لاحقوه بأنهم "مافيا". ولم يذع خطابه على شاشة التلفزيون. (الجارديان)

التعليق:

منذ أواخر الخمسينات من القرن الماضي، بدأ الضباط العسكريون في التلاعب بالنظام السياسي الباكستاني لتشكيل نتائج انتخابية تتناسب مع رغباتهم. وتسارعت الهندسة السياسية للوسيط السياسي الباكستاني خلال حكم ضياء الحق، لكنها ترسخت خلال حقبة الديمقراطية في التسعينات.

طوّر ضباط الجيش أدوات معينة مثل تهم الفساد والابتزاز والتعذيب والرشوة والاختطاف والاغتيال...إلخ لإدارة المشهد السياسي في البلاد، وبعد ذلك أصبحت هذه الأدوات أساليب وتدابير وتكتيكات معيارية لجلب الفاعلين المدنيين إلى السلطة، واستخدامها أثناء وجود السياسيين في السلطة، ومن ثم لتشويه سمعتهم وإزالتهم منها، بمجرد أن يحقق السياسيون هدفهم الذي أوكل لهم.

أتقن ضباط الجيش هذه الأساليب والتدابير والتكتيكات في عهد عائلة بوتو وسلالة شريف، حيث لعب أحدهم ضد الآخر. واعتادت مؤسسة الجيش على هذه الأساليب والإجراءات والتكتيكات، ووافق ضباطها على هذه الأدوات للسيطرة على فساد عائلتي بوتو وشريف مقابل حماية مصالح المؤسسة العسكرية. لذلك وبعد نجاح الأساليب في صياغة النتائج السياسية لمدة ثلاثة عقود، لم يفكر باجوا مرتين في استخدام مثلها للترويج لعمران خان ثم استبعاده.

ومع ذلك، رفض خان محاولة قائد الجيش السيطرة عليه وقاومه، خاصة بعد إقالته التي فضحت محاولات القيادة العسكرية لإسكاته وتشويهه. كما تسببت هذه المحاولات في إثارة الذعر في المؤسسة العسكرية وكذلك لدى عامة الناس؛ لأن الكثيرين ظنوا أن خان نظيفاً ومخلصاً نسبياً مقارنة بالفساد عميق الجذور في الطغمة الحاكمة والتدخلات المستمرة لقيادة الجيش في التلاعب بالمؤسسة العسكرية والسياسة عموما.

وعلاوة على ذلك، كان خان قادراً على الاستفادة من المشاعر المعادية لأمريكا الكامنة في أهل باكستان، وخصوصا بين الشباب الذين نشأوا في عالم ما بعد 9/11 واستاؤوا بشدة من الطبقة السياسية لتفشي الفساد، وكذلك بين ضباط الجيش لتقديم المؤسسة العسكرية الكثير من التنازلات من أجل حرب أمريكا على (الإرهاب).

اعتقد باجوا، وتلاه منير، أن الأساليب التي أتقنها ضباط الجيش في الهندسة السياسية ستفيدهم جيداً في إدارة حالة عمران خان، فقد استهانوا به وفي قاعدة دعمه الديموغرافية للشباب في المجتمع وفي أتباعه في كل من مؤسسة الجيش وبين الضباط المتقاعدين. ومن ثم، فإن البلاد الآن في حالة مجهولة. والأدوات المستخدمة في الهندسة السياسية لم تفشل فحسب، بل تسببت أيضاً في قلق المؤسسة العسكرية، وقد حرم هذا أيضاً منير من المرونة في احتواء خان. وعلاوة على ذلك، لا توجد معارضة قابلة للامتطاء باستثناء خان وحزبه لكي تكون الانتخابات العامة ذات مصداقية، وحتى يتمكن ضباط الجيش من تقديم معارضة كما كانوا يفعلون دائماً، وخلاف ذلك، لن يقبل الناس النتائج.

عندما كانت نتائج الهندسة السياسية تفشل في الماضي، كان الجيش يتدخل بفرض الأحكام العرفية. ولكن بالنظر إلى المعارضة القوية ضد ضباط الجيش، وفشلهم في إدارة خان والملحمة السياسية التي تلت ذلك، وفي ظل اقتصاد ضعيف جدا، فإن إعلان الأحكام العرفية ليس مجرد خطأ فادح، ولكن سينظر إليه الكثيرون على أنه محاولة يائسة من منير للتشبث في السلطة بأي ثمن، ودون معالجة لعدد لا حصر له من القضايا الخلافية.

إنه أيضاً مستقبل مجهول بالنسبة لخان، فقد أصبح أقوى من ذي قبل، بينما كان ميؤوساً منه عندما كان في السلطة، وارتكب مخالفات محرجة، وافتقر إلى برنامج شامل للتغيير، وكان محاطاً بسياسيين ومستشارين مشوهين ملطخين بالفساد مثل نظرائهم في حزب الشعب الباكستاني، لذلك، فإنه في الأيام والأسابيع المقبلة، سيظل الوضع السياسي في باكستان في حالة تغير مستمر، ما يوفر فرصاً ذهبية للذين يعملون للتغيير الجذري، وهو التغيير المتأصل في الإسلام، والذي يسعى إلى قلب النظام السياسي الحالي وإعادة العزة والكرامة إلى أرض باكستان الطاهرة.

﴿أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلِكُمْ مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللهِ أَلَا إِنَّ نَصْرَ اللَّهِ قَرِيبٌ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد المجيد بهاتي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı