فشل النظام الديمقراطي في حماية حقوق الناس في جميع أنحاء العالم
فشل النظام الديمقراطي في حماية حقوق الناس في جميع أنحاء العالم

الخبر:   وجّه رئيس الوزراء المؤقت أنوار الحق كاكار في 18 آب/أغسطس 2023 توبيخاً قوياً ضد العناصر المتورطة في نهب وحرق الكنائس في جارانوالا في وقت سابق من هذا الأسبوع، هذا بينما شكك كبار المسؤولين في صحة مزاعم التجديف التي دفعت إلى هذا الاشتباك. ...

0:00 0:00
Speed:
August 21, 2023

فشل النظام الديمقراطي في حماية حقوق الناس في جميع أنحاء العالم

فشل النظام الديمقراطي في حماية حقوق الناس في جميع أنحاء العالم

الخبر:

وجّه رئيس الوزراء المؤقت أنوار الحق كاكار في 18 آب/أغسطس 2023 توبيخاً قوياً ضد العناصر المتورطة في نهب وحرق الكنائس في جارانوالا في وقت سابق من هذا الأسبوع، هذا بينما شكك كبار المسؤولين في صحة مزاعم التجديف التي دفعت إلى هذا الاشتباك.

التعليق:

في 16 من آب/أغسطس 2023، اضطرت عشرات العائلات النصرانية إلى الفرار من بين حشود المسلمين التي كانت تلاحق شابين نصرانيين، زعم بعض السكان المحليين أنه تم العثور على عدة صفحات من القرآن الكريم، بالقرب من منزل في جارانوالا، البنجاب، وقد أضرم حشد غاضب النيران في أربع كنائس وعدة منازل للنصارى، وقد أدانت كل شرائح المجتمع كلاً من التجديف المزعوم ورد الفعل العنيف عليه.

ومع ذلك، فإن الأسئلة الرئيسية التي تطرح هي: لماذا تنشأ مثل هذه الحوادث؟ ولماذا يأخذ الناس القانون بأيديهم؟

والجواب هو أن الناس لا يثقون في النظام، لذلك فإن أخذ القانون بيد المرء ليس ظاهرة تقتصر على حوادث التجديف المزعومة وحدها، بل في كل جريمة تُرتكب في المجتمع، لا ينتظر الناس النظام لملاحقة المجرم، فهم يعلمون أن ذلك سيستغرق سنوات عديدة، وأن محنتهم قد لا تنتهي بالعقاب، وقد يطلق النظام سراح المجرم.

لقد شهد الناس مرات عديدة على أن المحاكم البدائية والمحاكم العليا قد حكمت على متهم بالتجديف، إلا أنه بمجرد أن تتدخل الدول الغربية في هذه القضية، تبرئه المحكمة العليا نفسها، ليطير بعدها إلى بلاده فورا.

إن فشل النظام الديمقراطي واضح لدرجة أنه فشل في توفير العدالة لجميع الناس، إنه يخذل المسلمين وغير المسلمين، ونشهد حالات لإجبار فتيات مسلمات وغير مسلمات على العمل في منازل فخمة بسبب الفقر المدقع، ويتعرضن للتعذيب الشديد من أرباب عملهن، وتفشل السلطات في اتخاذ الإجراءات اللازمة وتحقيق العدالة، ما لم تتحول هذه الحوادث بطريقة ما إلى قصة مأساوية أو إلى قضية رأي عام على وسائل التواصل.

ويحدث هذا الاضطهاد في أي مكان يوجد فيه نظام ديمقراطي، وفي أكبر ديمقراطية في العالم، حيث تستهدف الهند المسلمين والنصارى والسيخ والهندوس من الطبقة الدنيا ويتم تعذيبهم وتشريدهم من ديارهم وقتلهم. وفي مهد الديمقراطية، في الغرب، يُحرق القرآن الكريم ويساء لرسول الله ﷺ بموافقة تامة من الدولة، والمسلمون مجبورون على قبول التجديف بسبب ما يسمونه بحرية التعبير.

لقد ثبت بما لا يدع مجالاً للشك، أن النظام الديمقراطي فشل في حماية الناس وحماية معتقداتهم ومقدساتهم بغض النظر عن دينهم وعرقهم ولونهم، ولا يمكن للناس أن يعيشوا حياة الهدوء والاحترام إلا في ظل دولة الخلافة. إنه النظام الذي يضمن حماية حياتهم وثرواتهم ومعتقداتهم ودور عبادتهم وكتبهم الدينية بشكل كامل، ولا يمكن لأي مجرم أن يفلت من العقاب بعد ارتكاب جريمته، وتاريخ الخلافة الطويل يؤكد ذلك، ففي القرن الخامس عشر، عندما منح الحكام النصارى الجدد لإسبانيا خياراً للمسلمين واليهود، إما قبول التنصر أو مغادرة إسبانيا، فضل العديد من اليهود الهجرة إلى الخلافة العثمانية، بدلاً من أوروبا النصرانية، وأرسل السلطان بايزيد الثاني أسطول الخلافة لجلب اليهود بأمان إلى أراضي دولة الخلافة، وبشكل رئيسي إلى مدينتي سالونيك وإزمير.

يتمتع الرعايا غير المسلمين في دولة الخلافة بالحماية الكاملة، ولا يطلب منهم القتال دفاعا الدولة، وأمورهم الدينية من زواج وطلاق وإعالة تحل على أساس ديانتهم، ويشاركون في كل مناحي الحياة، باستثناء مناصب الحكم. روى صفوان بن سليمان أن النبي ﷺ قال: «أَلَا مَنْ ظَلَمَ مُعَاهِداً أَوْ انْتَقَصَهُ أَوْ كَلَّفَهُ فَوْقَ طَاقَتِهِ أَوْ أَخَذَ مِنْهُ شَيْئاً بِغَيْرِ طِيبِ نَفْسٍ فَأَنَا حَجِيجُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ» سنن أبو داود.

يجب على المسلمين في باكستان أن يدركوا أن عليهم واجب تطبيق الإسلام وحماية مقدساتهم وحماية الرعايا غير المسلمين ومقدساتهم، ولا يمكن تحقيق ذلك إلا بإقامة دولة الخلافة على منهاج النبوة ﴿يَهْدِي بِهِ اللهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

شاهزاد شيخ – ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı