فوكوياما: فوزُ ترامب يشكلُ نقطةَ تحولٍ مفصليةٍ للنظامِ العالمي
فوكوياما: فوزُ ترامب يشكلُ نقطةَ تحولٍ مفصليةٍ للنظامِ العالمي

الخبر: اعتبرَ الفيلسوفُ والأستاذُ الجامعيُّ الأمريكيُّ فرانسيس فوكوياما، أنَّ فوزَ المرشحِ الجمهوريِّ دونالد ترامب في الانتخاباتِ الأمريكيةِ، نقطةَ تحولٍ مفصليةٍ للنظامِ العالمي. وتابعَ الكاتبُ أنّ رئاسةَ ترامب للولاياتِ المتحدةِ الأمريكيةِ تدشنُ عصرا جديدا من القوميةِ الشعبويةِ، يتعرضُ فيها النظامُ الليبراليُّ الذي أخذَ في التشكلِ منذُ خمسيناتِ القرنِ العشرين للهجومِ من قبلِ الأغلبياتِ الديمقراطيةِ الغاضبةِ والمفعمةِ بالطاقةِ والحيوية.

0:00 0:00
Speed:
November 17, 2016

فوكوياما: فوزُ ترامب يشكلُ نقطةَ تحولٍ مفصليةٍ للنظامِ العالمي

فوكوياما: فوزُ ترامب يشكلُ نقطةَ تحولٍ مفصليةٍ للنظامِ العالمي

الخبر:

اعتبرَ الفيلسوفُ والأستاذُ الجامعيُّ الأمريكيُّ فرانسيس فوكوياما، أنَّ فوزَ المرشحِ الجمهوريِّ دونالد ترامب في الانتخاباتِ الأمريكيةِ، نقطةَ تحولٍ مفصليةٍ للنظامِ العالمي.

وتابعَ الكاتبُ أنّ رئاسةَ ترامب للولاياتِ المتحدةِ الأمريكيةِ تدشنُ عصرا جديدا من القوميةِ الشعبويةِ، يتعرضُ فيها النظامُ الليبراليُّ الذي أخذَ في التشكلِ منذُ خمسيناتِ القرنِ العشرين للهجومِ من قبلِ الأغلبياتِ الديمقراطيةِ الغاضبةِ والمفعمةِ بالطاقةِ والحيوية.

وحذرَ الفيلسوفُ الأمريكيُّ من خطورةِ الانزلاقِ نحو عالمٍ من القومياتِ المتنافسةِ والغاضبةِ في نفسِ الوقت، وإذا ما حدثَ ذلك فإننا بصددِ لحظةٍ تاريخيةٍ حاسمةٍ مثلَ لحظةِ سقوطِ جدارِ برلينِ في عام ألفٍ وتسعِمائةٍ وتسعةٍ وثمانين 1989.

وأضافَ أنّ وعودَ ترامب بأنْ "يعيدَ لأمريكا مكانتَها"، جعلَ العمالَ المنضوينَ في النقاباتِ المهنيةِ، والذينَ كانوا قد تلقوا ضربةً موجعةً بسببِ تراجعِ المشاريعِ الصناعيةِ، يصوتونَ له، مشبهاً ذلك بما حدثَ عندَ التصويتِ لخروجِ بريطانيا من الاتحادِ الأوروبي.

وبيّنَ أنه "كان هناكَ فشلٌ سياسيٌّ في الولاياتِ المتحدةِ الأمريكيةِ من حيثُ إنّ النظامَ لم يمثلُ بشكلٍ كافٍ الطبقةَ العاملةَ التقليدية. كان الحزبُ الجمهوريُّ واقعا تحتَ وطأةِ هيمنةِ المؤسساتِ التجاريةِ الأمريكيةِ وحلفائِها الذينَ جنوا أرباحاً سخيةً من العولمة. في تلك الأثناءِ كان الحزبُ الديمقراطيُّ قد تحولَ إلى حزبِ السياساتِ المتعلقةِ بالهويةِ: الائتلافُ النسويُّ، والأمريكيونَ الأفارقة، والأمريكيونَ من أصولٍ لاتينيةٍ، والمدافعونَ عن البيئةِ، ومجتمعُ اللواطيينَ والسحاقياتِ والمتحولينَ جنسياً، الأمرُ الذي أفقدَهُ الاهتمامَ بالقضايا الاقتصادية".

واعتبرَ أنّ فترةَ رئاسةِ ترامب "ستؤذنُ بانتهاءِ العهدِ الذي كانت فيه الولاياتُ المتحدةُ تشكلُ رمزاً للديمقراطيةِ نفسِها في أعينِ الشعوبِ التي ترزحُ تحتَ حكمِ الأنظمةِ السلطويةِ في مختلفِ أرجاءِ العالم. ما لبثَ النفوذُ الأمريكيُّ يعتمدُ باستمرارٍ على "القوةِ الناعمةِ" أكثرَ مما يعتمدُ على استعراضِ العضلاتِ ونشرِ القواتِ كما حدثَ في غزوِ العراق".

وخلصَ الأستاذُ الجامعيُّ الأمريكيُّ، في مقالِهِ، إلى أنَّ التحديَّ الأكبرَ الذي يواجهُ الديمقراطيةَ الليبراليةَ اليومَ ينبعُ من الداخلِ في الغربِ، في الولاياتِ المتحدةِ الأمريكيةِ وفي بريطانيا وفي أوروبا وفي عددٍ آخرَ من البلدان. (المصدر: ، الثاني عشرَ12 تشرينَ الثاني ألفينِ وستةَ عشرَ 2016)

التعليق:

فرانسيس فوكوياما هذا قد تنبّأ ذاتَ مرةٍ بنهايةِ التاريخِ الأيديولوجيِّ للإنسانِ وانتصارِ النظامِ الرأسماليِّ الديمقراطيِّ الليبراليِّ، وذلك في كتابهِ الشهيرِ "نهايةُ التاريخِ والإنسانُ الأخير" الذي صدرَ عامَ ألفٍ وتسعِمائةٍ واثنينِ وتسعينَ للميلادِ 1992م، ثم تراجعَ عن مقولتِهِ الأساسيةِ فيما بعدَ، وها هو الآنَ يقررُ نقطةً مفصليةً تاريخيةً أخرى! وهو في تنقلاتِهِ يشبهُ نوعاً ما الرئيسَ الجديدَ ترامب الذي كانَ عضواً في الحزبِ الديمقراطيِّ عامَ ألفٍ وتسعِمائةٍ وسبعةٍ وثمانينَ للميلادِ  1987م، وفي عام ألفٍ وتسعِمائةٍ وتسعةٍ وتسعينَ للميلادِ 1999م انضمَ إلى الحزبِ الجمهوريِّ، وبحلولِ عامِ ألفينِ وواحدِ 2001 انضمَ إلى الحزبِ الديمقراطيِّ، وفي عامِ ألفينِ وتسعةٍ للميلادِ 2009م رجعَ إلى الحزبِ الجمهوري!

وعلى أيةِ حال، فقد أحدثَ فعلاً فوزُ ترامب بالرئاسةِ الأمريكيةِ صدمةً ورعباً في أمريكا وخارجها، كما أحدثَ استقطاباً حاداً في المجتمعِ الأمريكي. إلا أنه يظلُّ استقطاباً داخلَ منظومةِ المبدأِ الرأسماليِّ الديمقراطيِّ، وصدمةً تؤثرُ بلا شكٍ في مسيرةِ الدولةِ الأمريكيةِ، وبروزاً لمزاجٍ قوميٍّ عنصريٍّ يقفُ على يمينِ أو أقصى يمينِ المستوى السياسي.

 إلا أنّ التغييرَ التاريخيَّ الحقيقيَّ للنظامِ العالمي، والصدمةَ الحقيقيةَ التي ستهزُّ أركانَ العالمِ فتسقطُها وتقيمُ أركاناً جديدةً، تتمثلُ بولادةِ حضارةٍ جديدةٍ بطريقةِ حياةٍ جديدةٍ ودولةٍ جديدةٍ. والمؤهلُ الأوحدُ للقيامِ بهذهِ المهمةِ التاريخيةِ النبيلةِ هي أمةُ الإسلام. أمةُ الإسلامِ التي تحسّستْ طريقَ النهضةِ، والتي زُرعتْ فيها مفاهيمَ الكفاحِ والجهادِ، بل ومارسَ ذلكَ عملياً أبناؤها المخلصون، والتي تتطلعُ لحكمِ الشريعةِ في ظلِّ خلافةٍ على منهاجِ النبوةِ؛ خلافةٍ تُعيدُ للشرعِ سيادتَهُ وللأمةِ سلطانَها. خلافةٍ تحملُ العدلَ والطهرَ والقيمَ الروحيةَ والأخلاقيةَ والإنسانيةَ إلى العالمِ فتخرجُهُ من جورِ الديمقراطيةِ إلى عدلِ الإسلامِ، ومن ضيقِ الدنيا إلى سعةِ الدنيا والآخرةِ، ومن حكمِ الطواغيتِ إلى حكمِ الأئمةِ الراشدين.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

م. أسامة الثويني – دائرة الإعلام / الكويت

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı