في العلاقات التركية الأمريكية، يُشار إلى المؤسسات لا الأفراد
في العلاقات التركية الأمريكية، يُشار إلى المؤسسات لا الأفراد

الخبر:   عُقدت قمة قادة مجموعة العشرين في روما واستضافتها إيطاليا. كان الاحترار العالمي واتفاقية المناخ على جدول أعمال زعماء العالم. وكانت عيون تركيا على الاجتماع الذي سيعقد بين الرئيس أردوغان وبايدن. وقد كان من المتوقع أن تأتي أنباء إيجابية من الاجتماع، حيث سيتنفس الاقتصاد التركي وسيتخطى تحالف الشعب تحالف الأمة، لكن ذلك لم يحدث. واستمر الاجتماع، الذي كان من المفترض أن يستمر 20 دقيقة، لمدة ساعة و10 دقائق، لكن أردوغان لم يستطع إلا تلخيص هذا الاجتماع بهذه الكلمات: "لقد كان اجتماعاً إيجابياً".

0:00 0:00
Speed:
November 09, 2021

في العلاقات التركية الأمريكية، يُشار إلى المؤسسات لا الأفراد

في العلاقات التركية الأمريكية، يُشار إلى المؤسسات لا الأفراد

(مترجم)

الخبر:

عُقدت قمة قادة مجموعة العشرين في روما واستضافتها إيطاليا. كان الاحترار العالمي واتفاقية المناخ على جدول أعمال زعماء العالم. وكانت عيون تركيا على الاجتماع الذي سيعقد بين الرئيس أردوغان وبايدن. وقد كان من المتوقع أن تأتي أنباء إيجابية من الاجتماع، حيث سيتنفس الاقتصاد التركي وسيتخطى تحالف الشعب تحالف الأمة، لكن ذلك لم يحدث. واستمر الاجتماع، الذي كان من المفترض أن يستمر 20 دقيقة، لمدة ساعة و10 دقائق، لكن أردوغان لم يستطع إلا تلخيص هذا الاجتماع بهذه الكلمات: "لقد كان اجتماعاً إيجابياً".

التعليق:

هناك تفاصيل حول قمة مجموعة العشرين وخاصة لقاء بايدن في المؤتمر الصحفي لأردوغان عقب الاجتماع وفي تصريحاته التي أدلى بها للصحفيين على متن الطائرة لدى عودته إلى تركيا. عندما ننظر إلى هذه التفاصيل، نرى ما يلي: الأولوية القصوى في اجتماع بايدن وأردوغان كانت مصير مقاتلات F35 وشراء طائرات F16، حيث قال أردوغان فيما يتعلق بهذه المسألة: "قبل كل شيء بالطبع لدينا قضية مقاتلات F35 كما تعلم، لدينا دفعة قدرها 1.4 مليار دولار. حول هذه المسألة، تفاوضنا على شراء طائرات F16، لم أره أي موقف سلبي في هذا الصدد. على العكس من ذلك، سيجتمع وزراء دفاعنا مع بعضهم بعضا، سيجتمع وزراء خارجيتنا أيضاً بشأن هذه المسألة ونأمل في إنهاء هذه القضية الحساسة المتعلقة بالعلاقات بين البلدين".

يوضح هذا البيان أن تركيا أغلقت موضوع مقاتلات F35 بالكامل التي دفعت ثمنها وأرادت شراءها من أمريكا. وتدرس تركيا الآن ما إذا كان بإمكانها شراء شيء آخر من الولايات المتحدة بأموال مقاتلات F35. هناك شيء مهم يلفت الانتباه؛ ستواصل وزارتا الدفاع والخارجية في البلدين المفاوضات بشأن شراء طائرات F16. هذا هو النهج الجديد لإدارة بايدن في السياسة الخارجية الأمريكية. لتشتيت انتباه الدول والقادة عن طريق إزالة المشاكل من العلاقات الشخصية للقادة ونشرها في العمليات على أساس المؤسسات.

التفاصيل التالية في تصريح أردوغان للصحفيين، الذين طلبوا من بايدن أخذ زمام المبادرة في هذا الأمر، توضح ذلك بشكل أوضح؛ فقد قال بايدن "قد لا نحصل على نتائج في القريب العاجل". وأضاف "كما تعلم، الأمر يمر بمرحلتين مختلفتين، مجلس النواب الأمريكي ومجلس الشيوخ. كما تعلم، الوضع خمسون وخمسون، لكني سأبذل قصارى جهدي. وقلت له، "أعتقد أنه يمكنك تحقيق ذلك، وأرى أن لديك ثقلاً في هذا الأمر الآن".

أولاً، أخذت الولايات المتحدة الأموال المدفوعة مقابل مقاتلات F35، ثم أزالت تركيا من برنامج F35 وتتم الآن مناقشة ما إذا كان سيتم منح F16 بهذه الأموال أم لا. إذا لاحظتم فإن بايدن لا يخاطب نفسه ولا يخاطب أردوغان، فهو يقول إن المؤسسات والوزارات يجب أن تستمر في الاجتماع وأن مجلس الشيوخ، وما إلى ذلك، سوف ينظر ويقرر.

كما أدلى أردوغان التصريحات التالية للصحفيين: "...اتفقنا على إنشاء آلية مشتركة مع الولايات المتحدة بشأن جميع القضايا بيننا، وخاصة القضايا الإقليمية، والأمن والدفاع والتجارة ومكافحة الإرهاب. نأمل أن يلتزم زملاؤنا المرتبطون بهذه القضايا". تشير هذه الكلمات إلى أن العلاقات التركية الأمريكية لن تقوم على أفراد (قادة) بل على مؤسسات (وزارات وخبراء) في الفترة المقبلة. بالطبع، ستكون هذه العملية صعبة ومؤلمة لأردوغان، الذي يحب التأكيد على صفاته القيادية الشخصية والقول "لقد فعلت ذلك"، "لقد نجحت"... بالنسبة لأردوغان، الوقت ينقضي بسرعة، فعام 2023 يقترب، والأعمال غير المكتملة الخارجة عن إرادته تجعل حمل أمتعته أثقل في طريقه إلى الانتخابات.

باختصار، أردوغان غير قادر على إيصال رسائل سياسية رفيعة المستوى، فالعلاقات مع القادة ليست شخصية بل من خلال المؤسسات، وعليه انتظار العملية. بالنظر إلى اقتراب انتخابات عام 2023 وأصوات تحالف الشعب تتناقص يوماً بعد يوم بسبب الأزمة الاقتصادية المستمرة في تركيا، هناك حاجة إلى خطوات من شأنها أن تسفر عن نتائج ملموسة للرئيس، لكنه لا يستطيع اتخاذ هذه الخطوات حاليا. على سبيل المثال، مشروع قانون العراق وسوريا الذي تم قبوله في الجمعية الوطنية الكبرى لتركيا هو قوة بيد أردوغان، لكنه لا يستطيع استخدامه بفعالية ضد حزب العمال الكردستاني وحزب الاتحاد الديمقراطي ووحدات حماية الشعب، لأنه لا يستطيع التنبؤ بموقف الولايات المتحدة، التي لم تعط الضوء الأخضر بشأن هذه القضية. في الواقع، أردوغان، الذي قال إنه ناقش مسألة الدعم الذي تقدمه الولايات المتحدة لهذه المنظمات الإرهابية مع بايدن، يستخدم هذه التعبيرات: "لقد أعربنا عن أسفنا فيما يتعلق بالدعم الذي قدمته الولايات المتحدة لمنظمات إرهابية حزب العمال الكردستاني، وحدات حماية الشعب، حزب الاتحاد الديمقراطي في سوريا". على الرغم من أن القضية الأمنية والوطنية تريح أردوغان أكثر من غيرها في السياسة الداخلية لتركيا، إلا أنه إذا لم يستطع التحدث بوضوح وبصوت عالٍ حتى في هذه القضية، فيمكننا القول إن عام 2023 غير مؤكد ومضمون لأردوغان.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمود كار

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية تركيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı