في حصاد 2021م يستمر عدّ الضحايا وإحصاؤها بدل العمل لإنقاذها!
في حصاد 2021م يستمر عدّ الضحايا وإحصاؤها بدل العمل لإنقاذها!

الخبر:   قالت مؤسسات فلسطينية اليوم الجمعة إن جيش الاحتلال اعتقل في عام 2021 قرابة 8 آلاف فلسطيني، بينهم أكثر من 1300 قاصر و184 امرأة. وأوضحت مؤسسات الأسرى وحقوق الإنسان في تقريرها السنوي المشترك أن عدد الأسرى والمعتقلين في سجون الاحتلال بلغ حتى نهاية ديسمبر/كانون الأول 2021 زهاء 4 آلاف و600 أسير، منهم 34 أسيرة بينهن فتاة قاصر. ...

0:00 0:00
Speed:
January 01, 2022

في حصاد 2021م يستمر عدّ الضحايا وإحصاؤها بدل العمل لإنقاذها!

في حصاد 2021م يستمر عدّ الضحايا وإحصاؤها بدل العمل لإنقاذها!

الخبر:

قالت مؤسسات فلسطينية اليوم الجمعة إن جيش الاحتلال اعتقل في عام 2021 قرابة 8 آلاف فلسطيني، بينهم أكثر من 1300 قاصر و184 امرأة.

وأوضحت مؤسسات الأسرى وحقوق الإنسان في تقريرها السنوي المشترك أن عدد الأسرى والمعتقلين في سجون الاحتلال بلغ حتى نهاية كانون الأول/ديسمبر 2021 زهاء 4 آلاف و600 أسير، منهم 34 أسيرة بينهن فتاة قاصر.

وبلغ عدد المعتقلين الأطفال والقاصرين نحو 160، وعدد المعتقلين الإداريين نحو 500، في حين ناهز عدد المعتقلين من نواب المجلس التشريعي الفلسطيني (البرلمان) 9 معتقلين.

والاعتقال الإداري قرار حبس بأمر عسكري إسرائيلي، لمدة تصل إلى 6 أشهر قابلة للتمديد، بزعم وجود تهديد أمني، من دون محاكمة أو توجيه لائحة اتهام.‎ (الجزيرة نت)

التعليق:

يستمر العدو في عدوانه يقتل ويعتقل ويسجن ويلاحق ويذل أبناء فلسطين لا يفرق بين رجل وامرأة وطفل ومسن، ولا رد من مؤسسات السلطة المتسلطة في الضفة سوى عد الضحايا وإحصائهم! وها هي في نهاية سنة 2021 تقدم تقريرها السنوي التفصيلي عن أسرى فلسطين في سجون الاحتلال وتتلقف وسائل الإعلام هذه الأعداد والإحصائيات فتسارع في نشرها! فهل تتذكر السلطة ووسائل الإعلام أن حق هؤلاء الضحايا ليس إحصاء أعدادهم والتوجه لأحلاف الفجور كي تنصفهم فتوفر لهم سجونا صحية آمنة مطمئنة؟! بل إن حقهم هو بالتوجه لأحلاف الفضول إن وجدت لتتقدم وتنقذ هؤلاء المظلومين، وذلك بالتوازي مع العمل على طرد المحتل وتحرير البلاد ومن ثم الأسرى من سجونه الظالمة.

لقد بلغ الضلال عند هؤلاء المسؤولين سياسيين كانوا أم صحافيين إلى الاشتغال بما لا ينفع أو يفيد الأسرى؛ من إحصاء لأعدادهم ووصف لحالاتهم الصحية والنفسية ثم التوجه للمؤسسات الدولية ليس لتنقذ أسرانا بل لتحسن ظروف اعتقالهم!! وصدق المثل الشعبي إذ قال "ما كانت الداية بأحن من الوالدة" فإن كانت الوالدة لا تتوجه إلى الجهة القادرة على تخليص أبنائها من حياة الذل والظلم تلك فهل تقوم المؤسسات الدولية بهذه المهمة؟!

إننا في زمن الجاهلية الحديثة التي تتبرأ منها الجاهلية الأولى. نعم في الجاهلية الأولى قام حلف للفجور (للحروب) فقام مقابله حلف للفضول (للوقوف مع الضعفاء والمظلومين). لكن الجاهلية الحديثة تكاتفت لمنع قيام أحلاف الفضول وأبقت الساحة الدولية لأحلاف الفجور التي آلت على نفسها أن تحتكر ثروات العالم وتستغل الضعفاء والمظلومين، فهل يرجى من هؤلاء إنصاف أو مساعدة؟!

إن حق الأسرى علينا أن نقيم الكيان القوي الذي يجرؤ على قلع كيان يهود بل قلع الاستعمار بكل أشكاله من بلادنا وتحرير البلاد والعباد، حينها وفقط حينها نحرر الأسرى ونعيد إليهم كرامتهم وصحتهم الجسدية والنفسية. إن هذا الكيان بات معروفا لكل ذي لب؛ إنه دولة الإسلام دولة الخلافة التي وعدنا بها ربنا وبشر بها نبينا، والتي ما فتئ حزب التحرير يعيدها لأذهان الأمة لتعمل معه على إعادتها؛ فهي الأم الرؤوم التي تحنو على أبنائها وتحمي أرواحهم وأعراضهم وكرامتهم.

وها نحن في توديعنا للعام 2021 واستقبال العام 2022 نتوجه للأمة بأن تعلي صوتها رفضاً لإحصاء وعد ضحاياها والتكسب من معاناتها، ومطالبة أهل القوة واستصراخ جيوش الأمة للقيام بواجبهم تجاه أمتهم. فليسقطوا السلطات المائعة والمارقة ويقيموا الدولة الإسلامية العزيزة بدينها القوية بربها فيعز بها المسلمون ويقتعدوا مكانتهم التي تليق بهم، فاعلين لا مفعولاً بهم.

اللهم عجل لنا بدولة الخلافة الراشدة الثانية لتحرر أسرانا وتضمد جراحنا وترضي عنا ربنا. اللهم آمين.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أسماء الجعبة

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı