في سجون مصر عملاء كيان يهود يُكْرَّمُون وأبناء المسلمين يُعانون!
في سجون مصر عملاء كيان يهود يُكْرَّمُون وأبناء المسلمين يُعانون!

 الخبر:   نشرت الجزيرة نت خبراً حول المعاملة الحسنة التي تلقاها جاسوس كيان يهود عودة الترابين خلال فترة اعتقاله في السجون المصرية والتي استمرت 15 عاماً، قبل أن يفرج عنه قبل أيام، وقد وصف الترابين ظروف اعتقاله قائلاً: (وفروا لي ثلاجة وميكروويف وتلفزيونا في زنزانتي، وإدارة السجن في مصر عاملتني مثل معاملة مبارك، واستجابت لكل طلباتي لأني إسرائيلي).

0:00 0:00
Speed:
December 23, 2015

في سجون مصر عملاء كيان يهود يُكْرَّمُون وأبناء المسلمين يُعانون!

في سجون مصر عملاء كيان يهود يُكْرَّمُون وأبناء المسلمين يُعانون!

الخبر:

نشرت الجزيرة نت خبراً حول المعاملة الحسنة التي تلقاها جاسوس كيان يهود عودة الترابين خلال فترة اعتقاله في السجون المصرية والتي استمرت 15 عاماً، قبل أن يفرج عنه قبل أيام، وقد وصف الترابين ظروف اعتقاله قائلاً: (وفروا لي ثلاجة وميكروويف وتلفزيونا في زنزانتي، وإدارة السجن في مصر عاملتني مثل معاملة مبارك، واستجابت لكل طلباتي لأني إسرائيلي).

وجاءت هذه التصريحات التي أدلى بها الترابين لوسائل إعلام عبرية في الوقت الذي تتزايد فيه انتقادات مؤسسات حقوقية لما يتعرض له معارضو النظام الحالي في السجون المصرية من انتهاكات وتضييقات أدت إلى وفاة عدد منهم وهم قيد الاحتجاز.

التعليق:

إنها لمفارقة عجيبة أن يلقى جاسوس لكيان يهود عدو الأمة الإسلامية، الذي يحتل الأرض المباركة (فلسطين)، فيعيث فيها الفساد ويذيق أهلها الويلات، هذه المعاملة الحسنة في سجون مصر، بينما يقضي باقي السجناء - خاصة الإسلاميون منهم - فترة سجنهم في ظروف أقل ما يقال عنها أنها غير إنسانية، هذا عدا عن أن العدد الأكبر من هؤلاء السجناء هم سجناء سياسيون، ولم يعتقلوا لجريمة ارتكبوها، بل سبب اعتقالهم هو مناهضتهم لسياسات النظام المصري المجرم.

إن السجون المصرية ذات سمعة سيئة فيما يتعلق بمعاملة السجناء، سواء في فترة ما قبل ثورة يناير، أم ما بعدها - ولا سيما سجون نظام السيسي المجرم -، فهذه السجون مكتظة بعشرات الآلاف من المعتقلين، حيث يتم احتجازهم في مقار احتجاز تفتقر لأدنى مقومات الحياة الإنسانية، حيث تعاني من التكدس ورداءة التهوية، كما ينتشر فيها التعذيب الممنهج والإهمال الطبي مما أدى لوفاة عدد من المعتقلين. وبحسب تقرير لمنظمة هيومان رايتس ووتش، فإن الأوضاع المأساوية للسجناء قد دفعت أكثر من مائتي معتقل في سجن شبين الكوم بمحافظة المنوفية إلى الدخول في إضراب مفتوح عن الطعام.

وقد عرضت صحيفة "تليجراف" البريطانية في 9 آذار/مارس 2014م فيديوهات مسربة من داخل السجون المصرية، واصفة إياها بأنها تكشف الحالة المزرية في هذه السجون، كما تكشف تعرض المعتقلين للتعذيب الممنهج داخل السجون لتشابه وسائله وأساليبه، ومن يستمع لشهادات المعتقلين المؤلمة يدرك تماما عودة الدولة البوليسية، فلا مذكرة اعتقال صادرة من النيابة، ولا تحقيق، ولا اعتبار لحرمة البيوت، ولائحة التهم جاهزة ومُعدَّة سلفا، وما على المعتقل سوى التوقيع عليها تحت سياط التعذيب والتهديد بإحضار الوالدة واغتصابها كما ورد في شهادة أحد المعتقلين.

هذا فضلاً عن الأحكام القضائية الجائرة التي صدرت بحق المعارضين في ظل نظام السيسي، من إعدام وأحكام عالية بالسجن، إضافة إلى الغرامات الباهظة.

إن هذه التصريحات لجاسوس يهود عن ظروف اعتقاله ليست إلا نقطة في بحر الخيانة والعمالة التي يتوارثها حكام مصر، الذين يتفانون في خدمة مصالح الدول الغربية ومصالح كيان يهود وتطبيع العلاقات معه، وهذا ما عبر عنه الترابين عندما قال: (وإدارة السجن في مصر عاملتني مثل معاملة مبارك واستجابت لكل طلباتي لأني إسرائيلي)!

وقد حافظ السيسي على هذا الإرث الخياني، وسخر كل إمكاناته في سبيل حماية أمن كيان يهود، فصرح أكثر من مرة بأنه لن يسمح بأن تكون سيناء مصدر تهديد لكيان يهود، كما أنه أطبق الحصار على أهل غزة ومنع دخول المواد الغذائية والوقود والأدوية، وأغلق معبر رفح، وهدم الأنفاق وأغرقها بالمياه، ووسع المنطقة العازلة، بل وصل به الأمر إلى أن يفتك بشعبه، لصالح أمن يهود، فيشردهم ويقتل أبناءهم ويهدم بيوتهم في رفح وسيناء.

فيا أهل الكنانة: إن النظام في مصر لم يتغير، والذي تغير هو الوجوه فقط، وها أنتم تلمسون ذلك في جميع شؤون حياتكم، وحتى يكون التغيير جذرياً لا بد من تغيير النظام بشكل جذري وليس تغيير الأشخاص فقط، وتطبيق أحكام الإسلام بدلاً منه في جميع نواحي الحياة، وذلك بإقامة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة على أنقاض عروش الحكام الظلمة المجرمين في بلاد المسلمين، وبذلك تنعمون بحياة كريمة.

﴿وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أختكم براءة مناصرة

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı