غارة تابعة للناتو قتلت مدنيين أفغان في قندوز "ما الجريمة التي ارتكبها هؤلاء الأطفال؟"
غارة تابعة للناتو قتلت مدنيين أفغان في قندوز "ما الجريمة التي ارتكبها هؤلاء الأطفال؟"

ذكرت قناة الجزيرة الفضائية يوم 5 تشرين الأول/أكتوبر 2016 أن منظمة حلف شمال الأطلسي (الناتو) نفذت ضربة جوية في عملية ضد مقاتلي طالبان في إقليم قندوز شمال أفغانستان.

0:00 0:00
Speed:
November 10, 2016

غارة تابعة للناتو قتلت مدنيين أفغان في قندوز "ما الجريمة التي ارتكبها هؤلاء الأطفال؟"

غارة تابعة للناتو قتلت مدنيين أفغان في قندوز

"ما الجريمة التي ارتكبها هؤلاء الأطفال؟"

الخبر:

ذكرت قناة الجزيرة الفضائية يوم 5 تشرين الأول/أكتوبر 2016 أن منظمة حلف شمال الأطلسي (الناتو) نفذت ضربة جوية في عملية ضد مقاتلي طالبان في إقليم قندوز شمال أفغانستان.

وقد قتلت الغارة الجوية 30 مدنيا على الأقل، بينهم نساء وأطفال ورضع وأصيب 25 آخرون بجروح. وأثارت هذه العملية احتجاجات غاضبة بين السكان المحليين، وحشد أقارب الضحايا مع نعوش قتلاهم إلى مكتب المحافظ. وأفاد صحفي أنهم كانوا يرددون هناك "الموت لأمريكا" و"الموت للرئيس أشرف غاني" وكانوا يتعهدون بالانتقام. ورددوا أيضاً "ما الجريمة التي ارتكبها هؤلاء الأطفال؟ أريد العدالة للقتلة".

ويقول التقرير إنه بالرغم من أن العمليات القتالية الأمريكية ضد طالبان انتهت إلى حد كبير في عام 2014، إلا أن قوات خاصة شاركت في القتال مع توفير المساعدة للقوات الأفغانية. وقال الجيش الأمريكي إن مثل هذه الضربات الجوية هي "خطأ" واعتذر عنها.

التعليق:

يعتبر العالم الجنوني اليوم أن الغزو العدواني لأفغانستان من قبل حلف شمال الأطلسي أنه مجرد حرب دفاعية. إن الرأي السائد هو أن حلف شمال الأطلسي يعزز القيم الديمقراطية ويشجع التشاور والتعاون في قضايا الدفاع والأمن لبناء الثقة، على المدى الطويل، ومنع الصراع. ويبدو الناتو على أنه يلتزم بالحل السلمي للنزاعات. وإذا فشلت الجهود الدبلوماسية، فلديه القدرة العسكرية اللازمة للقيام بعمليات الأزمات والإدارة. وتنفذ هذه الخطوات المنصوص عليها في المادة 5 من معاهدة واشنطن - معاهدة تأسيس حلف شمال الأطلسي - أو تحت تفويض الأمم المتحدة، منفردة أو بالتعاون مع الدول الأخرى والمنظمات الدولية.

إلا أننا نريد أخذ لمحة عامة عن بعض الأمثلة على عمليات الناتو في السنوات الأخيرة ضد النساء والأطفال في أفغانستان. ففي تشرين الأول/أكتوبر 2001 دمر الناتو قرية كرم تماماً وقتل نحو 100 شخص في منازلهم باستخدام 25 قنبلة، في قرية كاما أدو. وفي تموز/يوليو 2002، قتل 48 من المدنيين، العديد منهم من النساء والأطفال في قرية في إقليم أوروزغان. وفي شباط/فبراير 2003 قتل 17 مدنيا على الأقل، معظمهم من النساء والأطفال، في غارات التحالف في إقليم هلمند. وفي كانون الثاني/يناير 2004، قتل 4 أطفال و7 كبار في غارة جوية أمريكية على منزل في قرية ساغاثو. وفي تشرين الأول/أكتوبر 2006 قتل تسعة مدنيين على الأقل بينهم نساء وأطفال. وفي آذار/مارس 2007 قتلت خمس نساء و2-3 من الأطفال عندما دمر منزلهم بقنبلتين تزن الواحدة منهما 2000 رطل (910 كجم) في إقليم كابيسا. وفي أيار/مايو 2007 قتل بين 21 و38 مدنيا، بينهم نساء وأطفال في غارة جوية أمريكية في قرية في ولاية هلمند.

وتم قصف خمسة منازل بعد أن تعرضت القوات الخاصة الأمريكية للهجوم، وهو الهجوم الذي أودى بحياة أحد الجنود الأمريكيين. وفي تشرين الثاني/نوفمبر 2008 قتل عشرات الأشخاص، من بينهم أكثر من 30 امرأة وطفلا، في غارات جوية أمريكية في قرية في ولاية قندهار. وفي أيار/مايو 2009 قتلت القاذفات الأمريكية B-1B 147 مدنيا على الأقل. وأظهر التقرير أن 93 من القتلى كانوا من الأطفال. وفي تموز/يوليو 2010 قتلت غارة جوية على منطقة سانجين عدداً كبيراً من المدنيين الأفغان، وكثير منهم من النساء والأطفال، في قرية في إقليم ننجرهار. وفي شباط/فبراير 2011، قتل 65 مدنيا، بينهم 50 امرأة والعديد من الأطفال في عملية حلف شمال الأطلسي في ولاية كونار. وفي أيلول/سبتمبر 2012 قتلت ثماني نساء وجرحت سبع نساء أخريات، في غارة جوية في لقمان. وفي نيسان/أبريل 2013 قتل 10 أطفال وامرأتان في شرق أفغانستان. وفي تشرين الأول/أكتوبر الماضي، ضربت غارة جوية أمريكية مستشفى أطباء بلا حدود (MSF) في قندوز، مما أسفر عن مقتل 42 شخصا على الأقل، بينهم نساء وأطفال.

هذه ليست سوى أمثلة قليلة من جرائم حلف شمال الأطلسي ضد النساء والأطفال في أفغانستان. إن الحكومة الأفغانية تنظر من عيون المستعمرين وبالتالي نسوا كيفية التمييز بين الحق والباطل. في بلد واجه الحرب لمدة 15 سنة، أصبح من المعتاد أن يموت الأبرياء. وقد وصفت هذه الوفيات بأنها مجرد أخطاء من قبل المنظمات التي تدعي أنها تريد تحرير المسلمين من الاضطهاد. ولكن عندما يتعلق الأمر بهجمات في باريس أو بروكسل، يصبح الموضوع جريمة إنسانية!!

وتزعم الولايات المتحدة أنها تريد محاربة الإرهابيين الذين يقتلون الأبرياء. أليس هؤلاء النساء والأطفال الأفغان أبرياء، وهل هؤلاء الضحايا شرعيون؟! يجب على الأمة الإسلامية أن تفيق بعد هذه الحوادث. يجب عليها أن تدرك أن المستعمرين ومؤيديهم ليسوا هنا لحماية المسلمين. إن ضحايا عملية قندوز هم أخوات وأطفال ورضع الأمة الذين يتعرضون للاعتداء والتدمير من قبل أعداء الإسلام. إذا لم تعتنِ بهم الأمة، فإن المستعمرين سوف يقومون بإبادتهم. إن القرآن والسنة هما ما يربط المجتمع الإسلامي. إن الأمة هي المسؤولة عن شرف وكرامة وحياة أخواتها وأطفالها. ولا ينبغي للمسلمين أن يناموا بينما تحدث هذه الجرائم. ويجب أن يعملوا من أجل إقامة دولة الخلافة على منهاج النبوة، والتي ستحمي النساء والأطفال المسلمين من أعداء الإسلام.

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى».

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

آمنة عابد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı