غاز البحر الأسود ملك لعامة الناس ويجب أن يستخدم وفقا لأوامر الإسلام
غاز البحر الأسود ملك لعامة الناس ويجب أن يستخدم وفقا لأوامر الإسلام

الخبر:   نُقل غاز البحر الأسود، الذي تم اكتشافه في حقل غاز ساكاريا وهو أحد أهم مشاريع الطاقة في تاريخ تركيا، إلى الشاطئ لأول مرة في معمل معالجة الغاز الطبيعي فيليوس. تم إنتاج الغاز الطبيعي في المرحلة الأولى من المشروع، والذي يعمل فيه أكثر من 8 آلاف فرد على الأرض و2000 في البحر، بمشاركة الرئيس التركي رجب طيب أردوغان. وقال أردوغان، في خطابه في حفل تكليف غاز البحر الأسود، إنه مع هذا المشروع، لم يتم تقليل الاعتماد الأجنبي للبلاد على الغاز الطبيعي بشكل كبير فحسب، بل تحولت منطقة فيليوس وزونجولداك أيضاً إلى قاعدة طاقة تقنية ولوجستية مهمة. (أخبار تي آر تي، 2023/04/20)

0:00 0:00
Speed:
May 11, 2023

غاز البحر الأسود ملك لعامة الناس ويجب أن يستخدم وفقا لأوامر الإسلام

غاز البحر الأسود ملك لعامة الناس ويجب أن يستخدم وفقا لأوامر الإسلام

(مترجم)

الخبر:

نُقل غاز البحر الأسود، الذي تم اكتشافه في حقل غاز ساكاريا وهو أحد أهم مشاريع الطاقة في تاريخ تركيا، إلى الشاطئ لأول مرة في معمل معالجة الغاز الطبيعي فيليوس. تم إنتاج الغاز الطبيعي في المرحلة الأولى من المشروع، والذي يعمل فيه أكثر من 8 آلاف فرد على الأرض و2000 في البحر، بمشاركة الرئيس التركي رجب طيب أردوغان. وقال أردوغان، في خطابه في حفل تكليف غاز البحر الأسود، إنه مع هذا المشروع، لم يتم تقليل الاعتماد الأجنبي للبلاد على الغاز الطبيعي بشكل كبير فحسب، بل تحولت منطقة فيليوس وزونجولداك أيضاً إلى قاعدة طاقة تقنية ولوجستية مهمة. (أخبار تي آر تي، 2023/04/20)

التعليق:

إن نعم الله على بلاد الأمة الإسلامية لا تعد ولا تحصى. يعتبر غاز البحر الأسود المكتشف في حقل غاز ساكاريا أحد هذه الثروات. لذلك، نظراً لكونها منتجعاً إسلامياً، فإن اكتشاف هذه الثروات مهم وقيِّم جداً، بغض النظر عما إذا كان على أراضي تركيا أو في البحر أو على اليابسة. لأن الطاقة تعني القوة والثروة. كما ذكر وزير الخارجية الأمريكي الأسبق هنري كيسنجر في خطابه قائلا "إذا كنت تتحكم في النفط فأنت تتحكم في الأمم. وإذا كنت تتحكم في الغذاء فأنت تتحكم في الناس"... إن موارد الطاقة هي ثروات مهمة للغاية تجعل الدول التي لديها طاقة أعلى من الدول الأخرى، وخاصة تلك المعادية.

كما يجب التأكيد على أنه إنجاز مهم حققته تركيا في 3 سنوات، بينما جعلت شركات الطاقة الكبرى في العالم احتياطيات الغاز المكتشفة قابلة للاستخدام فقط في 5-6 سنوات. من الضروري مشاركة هذا النجاح مع عامة الناس بطريقة شفافة ومفهومة. وبهذه الطريقة، يتم منع أي نوع من التلاعب.

قضية أخرى هي ما إذا كانت كمية الاحتياطيات المكتشفة ستكون كافية لتلبية احتياجات تركيا من الغاز. فقد أعلن في وقت سابق أن كمية الغاز التي اكتشفتها السلطات الحكومية وصلت إجمالاً إلى 710 مليار متر مكعب. مرة أخرى، وفقاً لتصريحات السلطات، سيتم استخراج 10 ملايين متر مكعب من الغاز يومياً و3.5 مليار متر مكعب سنوياً من احتياطي البحر الأسود. وبالنظر إلى أن هذا المعدل سيزداد بمقدار 3-4 مرات مع الآبار المحفورة حديثاً، فهذا يعني استخراج 15 مليار متر مكعب من الغاز سنوياً.

يبلغ استهلاك تركيا من الغاز حوالي 60 مليار متر مكعب سنوياً. وفقاً لبيانات هيئة الإشراف على سوق الطاقة، فقد استوردت تركيا ما يقرب من 58.704 مليار متر مكعب من الغاز الطبيعي في عام 2021. منها 44.87 في المائة مأخوذة من روسيا، في حين تم أخذ الكمية المتبقية من إيران وأذربيجان والجزائر. بالطريقة نفسها، ووفقاً لبيانات هيئة الإشراف على سوق الطاقة، استهلكت تركيا 59 مليار متر مكعب من الغاز الطبيعي في عام 2021. وفقاً لهذا الحساب، عندما يصل غاز البحر الأسود إلى طاقته الكاملة، فإنه يمكنه تلبية 25٪ فقط من احتياجاتنا السنوية. بالطبع، إنه أفضل بكثير من عدم وجود أي شيء على الإطلاق. لكن في هذه الحالة، القول بأن غاز البحر الأسود سيتم تصديره إلى الدول الرائدة لا يعني شيئاً سوى صنع الشعبوية قبل الانتخابات.

على الرغم من أننا نقول "عمل جيد" في شأن غاز البحر الأسود، إلا أن هذه الأرقام تظهر أننا بحاجة إلى العمل من أجل اكتشافات غاز جديدة. لأنه من الضروري تقليل واردات الطاقة من أجل الحصول على الاستقلال السياسي والاقتصادي.

والأهم من كل ذلك أن يكون لديك مبدأ يستخدم ثروة الأمة بشكل صحيح وفعال. ولا شك أن هذا المبدأ هو الإسلام. نحن في تركيا وفي البلاد الإسلامية الأخرى، لا يمكننا حماية ثرواتنا وتطويرها إلا من خلال تطبيق النظام الإسلامي. فالدولة الإسلامية هي القادرة على استعادة كل ثرواتنا، القديمة والجديدة، التي سرقها الكفار المستعمرون.

بحسب العقيدة الإسلامية، فإن موارد الطاقة هي الثروة التي ملكيتها تعود لعامة الناس. لا يجوز أبداً تحويل ملكية هذه الثروات إلى الشركات الرأسمالية والشركات الأجنبية العالمية لتشاركنا فيها. لأن الحق في استخدام هذه الثروات هو ملك لعامة الناس. ويجب أن تكون هذه الثروات مجانية ليس فقط في وقت الانتخابات، ولكن في جميع الأوقات. وليس للمسؤولين الحق في الاستحواذ عليها، قال رسول الله ﷺ: «الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلَاثٍ فِي الْكَلَأِ وَالْمَاءِ وَالنَّارِ». رواه أبو داود

لذلك، فإن مهمة الحكام ليست هي إنتاج الثروات التي تعود ملكيتها لعامة الناس في المواد الانتخابية، ولكن استخدامها بالطريقة التي يأمر بها الإسلام، لمحاولة استخراج احتياطيات جديدة حتى تتم تلبية جميع احتياجات الناس جميعا.

بالإضافة إلى ذلك، يجب تسريع جهود البحث ليس في البحر الأسود فحسب، ولكن في البحر الأبيض المتوسط أيضاً. من حقنا التاريخي أن نمتلك كمية كبيرة من احتياطيات النفط والغاز الطبيعي المؤكَّدة الوجود في البحر الأبيض المتوسط. من أجل تجنب التوترات السياسية مع دول المنطقة، يجب استئناف أنشطة الاستكشاف المتباطئة ويجب تنفيذ أنشطة التنقيب عن النفط والغاز الطبيعي في المياه الدولية على الجرف القاري لكل من تركيا وقبرص. كما يجب تسريع أنشطة التنقيب عن النفط والغاز الطبيعي. في هذه المرحلة، الشيء الوحيد الذي يجب أخذه بعين الاعتبار هو مصلحة الأمة الإسلامية، وليس مصالح أمريكا أو أوروبا.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد أمين يلديرم

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı