غيروا النظام – انهضوا بالبلاد! (مترجم)
غيروا النظام – انهضوا بالبلاد! (مترجم)

الخبر: أعرب عمران خان، رئيس تحريك إنصاف "حركة باكستان للعدالة"، يوم الأحد بينما كان يدين محنة المسلمين بعد منعهم من دخول الولايات المتحدة بعد الحظر الذي فرضه الرئيس الأمريكي دونالد ترامب، أعرب عن أمله بأن يتم توسيع الحظر ليشمل أهل باكستان. فقد قال: "أريد أن أقول لجميع الباكستانيين اليوم، إنني أدعو الله أن يقوم ترامب بحظر التأشيرات الباكستانية حتى نتمكن من التركيز على إصلاح بلدنا". [المصدر: صحيفة الفجر 2017/01/30]

0:00 0:00
Speed:
February 01, 2017

غيروا النظام – انهضوا بالبلاد! (مترجم)

غيروا النظام – انهضوا بالبلاد!

(مترجم)

الخبر:

أعرب عمران خان، رئيس تحريك إنصاف "حركة باكستان للعدالة"، يوم الأحد بينما كان يدين محنة المسلمين بعد منعهم من دخول الولايات المتحدة بعد الحظر الذي فرضه الرئيس الأمريكي دونالد ترامب، أعرب عن أمله بأن يتم توسيع الحظر ليشمل أهل باكستان. فقد قال: "أريد أن أقول لجميع الباكستانيين اليوم، إنني أدعو الله أن يقوم ترامب بحظر التأشيرات الباكستانية حتى نتمكن من التركيز على إصلاح بلدنا". [المصدر: صحيفة الفجر 2017/01/30]

التعليق:

إن باكستان تمتلك كميات كبيرة من الذهب والنحاس الخام في ساينداك، واحتياطيات ضخمة من الملح الصخري في هضبة بوثوهار، واحتياطيات من الجبس والحجر الجيري والكروميت، والحديد، والملح الصخري، والفضة، والأحجار الكريمة والجواهر، والرخام، والبلاط، والكبريت، والفخار الناري، والرمل الزجاجي.

أما فيما يتعلق بالزراعة، فتحتل باكستان مرتبة عالية في التصنيف العالمي لإنتاج المشمش (المرتبة السادسة)، والقطن (المرتبة الرابعة)، والحليب (المرتبة الخامسة)، والتمور (المرتبة الخامسة)، وقصب السكر (المرتبة الخامسة)، والبصل (المرتبة السابعة)، والكينو واليوسفي والكلمانتين (المرتبة السادسة)، والمانجو (المرتبة الرابعة)، والقمح (المرتبة السابعة)، والأرز (المرتبة الرابعة).

أما فيما يتعلق بالثروة الحيوانية، فإن باكستان تنتج 29.472 مليون طن من الحليب، 1.115 مليون طن من لحوم البقر، و0.740 مليون طن من لحم الضأن، و0.416 مليون طن من لحوم الدواجن، و8.528 مليار بيضة، 40200 طن من الصوف، 21500 طن من القماش الصوفي، و51.2 مليون من الجلود.

وعلى الرغم من كل هذه الثروات والموارد الطبيعية، فقد أعلنت حكومة حزب الرابطة الإسلامية في عام 2016 أن 60 مليون باكستاني يعيشون تحت خط الفقر! فهناك الكثير من القضايا المتعلقة بالصحة، والمشاكل الإنسانية، ومشاكل في نظام التعليم، والفساد وغيرها.

ويقترح عمران خان أن الحل لمشاكل أهل باكستان يكمن في بقاء أهلها فيها وقيامهم بإصلاح شؤونها. وبحسب الحكومة الباكستانية، يعيش حوالي 8 مليون من أهل باكستان في الخارج ومعظمهم في منطقة الشرق الأوسط. وعلى الرغم من الهجرة إلى الخارج، فقد أرسل أهل باكستان الذين يعيشون في الخارج تحويلات مالية بلغت نحو 18.4 مليار دولار في 2014-2015، وفقاً للبيانات الصادرة عن البنك المركزي الباكستاني. [المصدر: إكسبرس تريبيون 14 تموز/يوليو 2015]

فجميع الأرقام تشير إلى أن باكستان حقاً لا يجب أن تعاني من الفوضى والمشاكل التي تغرق فيها الآن، ولكنها تعاني من ذلك والسبب الرئيسي ليس هو أن الناس لا يعملون بجد أو أنهم لا يطمحون لإصلاح الأمور، ولكن السبب هو أنهم في الواقع لا يتمكنون! ونفس الرجل صنيعة النظام، عمران خان، حريص جداً على إصلاح باكستان، ولكن الديمقراطية الرأسمالية الغربية نفسها هي السبب في الحالة التي تعاني منها باكستان الآن. والنظام الذي يسمح لدونالد ترامب بوضع الناس على لائحة المنع هو عين النظام الذي كان قد جاء بسلفه أوباما. وتحدد هذه اللائحة "الدول الإرهابية" التي تعتبرها أمريكا كذلك، وهي، في الواقع، نفس النظرة التي ينظرون بها بالفعل إلى باكستان! ويتهم السياسيون الناس بالإرهاب، ولكن في الحقيقة، العملاء والمرتزقة الغربيون الذين يعيشون ويعملون في باكستان هم الذين يقفون خلف كل أنواع الفتن باسم "الحرب على الإرهاب"!

فهل يتجرأ عمران خان على تحدي السياسة الخارجية الأمريكية التي تسببت بعقود من القتال وعدم الاستقرار في المنطقة؟ فهلا تحدث عن السياسات الاقتصادية الأمريكية التي تخنق الناس بشكل يومي؟ وهل يمكنه أن يتكلم عن الصفقات التجارية الأمريكية التي تهدف إلى إضعاف باكستان أكثر فأكثر؟ وهل يستطيع أن يتحدث عن جميع السياسات والممارسات الرأسمالية التي تجعل من المستحيل على معظم شعوب العالم العيش في سلام ووئام؟!

إنه حلم خيالي أن نعتقد بأن وجود الناس في البلاد سوف يحدث فرقاً، وفي الوقت نفسه أن نغض الطرف وألّا نتساءل عن السياسات التي تسحق وتشل الجماهير. ويشير عمران خان إلى أنه لن يسمح بخضوع باكستان لصندوق النقد الدولي والبنك الدولي وغيرهما، ولكنه لو وصل إلى السلطة فسيكون مثل ترامب وسيواصل العمل بالسياسات التي طبقها من سبقوه وهي سياسات وضعية لا يمكن أبداً أن تضمن الانسجام والاستقرار.

فقد شرع لنا الله سبحانه وتعالى تشريعاً جلياً يمكنه أن ينهض بالفرد والدولة والمجتمع، فنحن غير قادرين على إدراك هذه الإمكانية على الرغم من كل الثروة التي نمتلكها سواء أكانت موارد طبيعية أم قوى عاملة. وجماهير الناس يمكن أن تكوّن ثروات حقيقية عندما يتم تنظيم علاقاتهم بشكل صحيح. يقول الله سبحانه وتعالى: ﴿وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى﴾ [طه: 124]

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

نادية رحمان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı