هجمات جاكرتا: ما الذي يجب فهمه بوضوح (مترجم)
هجمات جاكرتا: ما الذي يجب فهمه بوضوح (مترجم)

الخبر:   بعد تفجيرات باريس في تشرين الثاني/نوفمبر من العام الماضي والتي أودت بحياة أكثر من 100 شخص. اهتز العالم مرةً أخرى بهجمات في ثامرين، جاكرتا يوم الخميس 2016/01/14 والتي أودت بحياة سبعة أشخاص بمن فيهم المهاجمين الخمسة. وطبعًا وبمجرد انفجار القنبلة سارع الإعلام الغربي لاتهام "الإرهاب الإسلامي" بالوقوف وراء التفجير،

0:00 0:00
Speed:
January 29, 2016

هجمات جاكرتا: ما الذي يجب فهمه بوضوح (مترجم)

هجمات جاكرتا: ما الذي يجب فهمه بوضوح

(مترجم)

الخبر:

بعد تفجيرات باريس في تشرين الثاني/نوفمبر من العام الماضي والتي أودت بحياة أكثر من 100 شخص. اهتز العالم مرةً أخرى بهجمات في ثامرين، جاكرتا يوم الخميس 2016/01/14 والتي أودت بحياة سبعة أشخاص بمن فيهم المهاجمين الخمسة. وطبعًا وبمجرد انفجار القنبلة سارع الإعلام الغربي لاتهام "الإرهاب الإسلامي" بالوقوف وراء التفجير، وحتى الحكومات في العالم الإسلامي استمرت باتهام "الإرهابيين المسلمين"، وكما هو متوقعٌ تبع ذلك الاتهام التمرين الرسمي لإيجاد "أدلة" تربط المنفذين بحركات إسلامية. وفي ماليزيا تم تبرير هذا "التمرين" باستلام فيديو من الجناح الماليزي لتنظيم الدولة بعد تفجيرات جاكرتا. في هذا الفيديو الجريء والذي نشرته وحدة تنظيم الدولة في ماليزيا وإندونيسيا، وتسمى "كتيبة نوسانتارا"، هدد بالانتقام من اعتقال أعضائه. وحذر الفيديو وهو بعنوان "رسالة عامة إلى ماليزيا" "إذا مسكتمونا سوف نزداد عددا، أما إذا تركتمونا فإننا سنقترب أكثر من تحقيق هدفنا وهو إعادة حكم الخلافة. لن نخضع للنظام الديمقراطي في الحكم وسوف نحتكم لأوامر الله فقط".

التعليق:

قبل ظهور تنظيم الدولة على المسرح الدولي رأينا كيف جعل الغرب، وهو عدو الإسلام، حركة طالبان والقاعدة أهدافًا في حملتهم ضد الإسلام. وبعد إعاقة طالبان و"دفن" القاعدة ومقتل أسامة بن لادن، ظهر تنظيم الدولة كهدف جديد. في الحقيقة فإن تنظيم الدولة ليس هدفًا جديدًا فحسب ولكنه أيضًا هدفٌ منهجي وعالمي للغرب. اليوم يعتبر تنظيم الدولة مبررًا كبيرًا للغرب للاستمرار في حربه ضد الإسلام والمسلمين بذريعة الحرب على الإرهاب.

لقد أصبحت الحرب على تنظيم الدولة أداةً شرعيةً ليس فقط بيد الأمريكيين ولكن أيضًا بيد من جعلوا من أمريكا سيدتهم واستغلوا - تنظيم الدولة - كوسيلة لمكافحة كافة العناصر التي تستطيع تهديد وضعهم في الحكم والسلطان. وصوَرت أمريكا والغرب تنظيم الدولة على أنه منظمةٌ خطيرةٌ جدًا، وكأن تنظيم الدولة هو المنفذ لأحداث العنف الفظيعة في الكون وأنه يمتلك شبكةً إرهابيةً عالميةً، ويستطيع تنفيذ عمليات أينما يشاء في هذا العالم وبقوة كبيرة. ومن هنا، فإن وجود التنظيم في دولة ما، فإن قوته تصور على أنها قادرة على الإطاحة بالدولة بسرعة الضوء وحتى لو كان هناك شخصٌ واحدٌ فقط يدعم التنظيم في تلك الدولة!!!. هذه هي الأسطورة التي خلقها الغرب، وللأسف يبدو أنها نجحت، ويتعامل معها وكأنها حقيقة! ومن هنا فإنه ليس مفاجئًا على العقل البشري أن يتهم التنظيم بالوقوف وراء هجمات باريس وجاكرتا العنيفة لأن الغرب قد "برمج" العقول بقبول مثل هذه الترهات. وبهذا النمط من التفكير فقد جرمت حركات إسلامية أخرى، حتى لو لم يكونوا هم المنفذين بأنفسهم، يتم اتهام هذه الحركات بأنها "أحزمة ناقلة" للإرهاب. وبهذا النمط من التفكير أيضًا من الممكن تجريم أي شخص بالإرهاب إذا ما كان في سوريا والعراق أو أفغانستان وتحدَث أو كتب أي شيء مناهض للغرب أو لليهود أو انتقد الديمقراطية. اليوم هذه المعادلة هي القانون. لا يلزم دليلٌ واضحٌ - تكفي الأسباب التي ذكرت أعلاه - ويتم اتهام الأشخاص أو الحركات بدعم أو حتى أكثر من ذلك بتنفيذ الإرهاب.

وبإعلان خلافة غير شرعية وتشويه صورة دولة الخلافة الحقيقية، فإن تنظيم الدولة قد أعطى تبريرًا كاملاً للغرب من أجل إعلان الحرب ضد الإسلام تحت ذريعة الحرب على الإرهاب. تحت مسمى محاربة تنظيم الدولة استطاعت الدولة الغربية الاستعمارية من تقوية احتلالهم وقتل المزيد من المسلمين. وتستمر أمريكا وحلفاؤها بما فيها روسيا في ارتكاب المجازر ضد المدنيين في سوريا بذريعة محاربة تنظيم الدولة. وقد تم استغلال محاربة تنظيم الدولة أيضًا من قبل الحكام العملاء في البلدان الإسلامية لإحكام قبضتهم على عروشهم وشعوبهم.

لقد استغل الغرب جرائم تنظيم الدولة في حربهم ضد الإسلام، فشكلت أمريكا حلفا صليبيا للتدخل العسكري والأمني في البلدان الإسلامية. نعم، إن ما حدث في جاكرتا هو عملٌ شنيعٌ يناقض الإسلام مهما كانت نيته أو أهداف منفذيه؛ لأنهم قاموا بعمليات قتل حرمها الإسلام. أيًا كان المنفذون أو الذين خططوا للهجوم فيجب معاقبتهم بشدة حسب أحكام الإسلام. وكما وصفنا الله عز وجل، بخير أمة أخرجت للناس، بحيث لا نقف مكتوفي الأيدي أمام الحملات الغربية للنيل من الإسلام والتقليل من شأنه وشأن الأحكام الشرعية والخلافة الإسلامية. إن الخلافة فرض إسلامي ويجب أن تعي الأمة على هذا الفرض وطريقة إقامته ومسؤولية هذه الخلافة عن الأمة ومسؤولية الأمة تجاهها. يجب أن يكون واضحًا أن الطريقة الشرعية لإقامة الخلافة هي من خلال الصراع الفكري والكفاح السياسي وليس من خلال العنف غير المميز، سواء أكان بالقتل أو التفجير. وكل من يزعم إحياء الخلافة ولكن بطريقة غير التي قام بها رسول الله r من خلال الصراع الفكري والسياسي وطلب النصرة، فإنه يكون قطعًا خاطئًا.

إن شاء الله ستقوم دولة الخلافة الحقيقة قريبًا بإذن الله. وعندها ستظهر الحقيقة وسيحضر الخاطئون إلى الطريق الصحيح، أما الإرهابيون الحقيقيون - القوى الغربية واليهود وحلفاؤهم - فسيقضى عليهم وسينعم العالم الإسلامي بنعمة الله عز وجل.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد - ماليزيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı