هجوم الغرب العلماني بعد إعادة آيا صوفيا لتكون مسجداً
هجوم الغرب العلماني بعد إعادة آيا صوفيا لتكون مسجداً

الخبر:   أصدر الرئيس رجب طيب أردوغان مرسوماً يوم الجمعة يأمر بفتح آيا صوفيا للمسلمين للصلاة فيه، وهو إجراء من المرجّح أن يثير ضجة دولية حول هذا الموقع التراثي العالمي الذي يعتز به النصارى والمسلمون على حد سواء لأهميته الدينية، وبنيته المذهلة وما له من دلالة على الغزوات.  جاء القرار الرئاسي بعد دقائق من إعلان محكمة تركية أنها ألغت مكانة آيا صوفيا كمتحف، والذي جعلها على مدى الثمانين عاماً الماضية نصباً للتناغم النسبي ورمزاً للعلمانية التي كانت جزءاً من الأساس الحديث للدولة التركية. ...

0:00 0:00
Speed:
July 15, 2020

هجوم الغرب العلماني بعد إعادة آيا صوفيا لتكون مسجداً

هجوم الغرب العلماني بعد إعادة آيا صوفيا لتكون مسجداً

(مترجم)

الخبر:

أصدر الرئيس رجب طيب أردوغان مرسوماً يوم الجمعة يأمر بفتح آيا صوفيا للمسلمين للصلاة فيه، وهو إجراء من المرجّح أن يثير ضجة دولية حول هذا الموقع التراثي العالمي الذي يعتز به النصارى والمسلمون على حد سواء لأهميته الدينية، وبنيته المذهلة وما له من دلالة على الغزوات.

 جاء القرار الرئاسي بعد دقائق من إعلان محكمة تركية أنها ألغت مكانة آيا صوفيا كمتحف، والذي جعلها على مدى الثمانين عاماً الماضية نصباً للتناغم النسبي ورمزاً للعلمانية التي كانت جزءاً من الأساس الحديث للدولة التركية.

تم بناء آيا صوفيا في القرن السادس ككاتدرائية، وهي تمثل أعظم مثال على العمارة النصرانية البيزنطية في العالم. لكنها كانت مصدراً للتنافس بين النصارى والمسلمين، بعد أن استقرت في قلب العالم النصراني منذ ما يقرب من ألف عام، ثم بعد أن استولت عليها (الإمبراطورية) العثمانية الإسلامية، كانت هذه آخر مرة تُستخدم فيها كمسجد.

لقد كان قراراً يسعى إليه المحافظون الإسلاميون في تركيا وخارجها منذ فترة طويلة، ولكن قراراً يقول المعارضون عنه إنه ينوي تحريك قاعدته القومية والدينية مع تراجع شعبيته بعد 18 عاماً على قمة السياسة التركية..

تم تحويل آيا صوفيا، المشهورة بعظمة قبتها الهائلة والأيقونية، إلى مسجد بعد أن أقام الفاتح محمد الثاني صلاة الجمعة الأولى هناك في عام 1453م، بعد ثلاثة أيام من السيطرة على ما كان يعرف آنذاك مدينة القسطنطينية.

وتم تحويله إلى متحف في عام 1934م تحت سلطة الجمهورية التركية العلمانية الحديثة وتم تسميته تحفة فنية كأحد مواقع التراث العالمي في إسطنبول وأصبح أكثر مناطق الجذب السياحي شعبية في تركيا، حيث توجّه لزيارتها حوالي 3.7 مليون زائر العام الماضي. (نيويورك تايمز)

التعليق:

في وصف عودة آيا صوفيا إلى مسجد على أنها "إجراء من المرجح أن يثير غضباً دولياً"، تعني صحيفة نيويورك تايمز بالطبع أنها تثير الغرب العلماني، الذي أصبح معتاداً على التفكير في نفسه على أنه "المجتمع الدولي" المفوض للبت في جميع شؤون العالم.

يتهم الغرب العلماني الدين بالتمييز والقمع للآخرين، ويصف نفسه بأنه محايد ومنصف تجاه جميع الأديان. وبالفعل تمشى تماماً مع هذا التفكير العلماني أن آيا صوفيا لم تُستخدم ككنيسة ولا كمسجد، بل تحولت بدلاً من ذلك إلى "متحف" يمكن أن يكون مقبولاً على حد سواء من النصارى والمسلمين ويمثل موقفاً محايداً بين الاثنين؛ إنها طريقة حياة غريبة فعلاً على النصارى والمسلمين. في المقابل، كان الإسلام في الواقع هو الذي أظهر وحقق السلام والوئام بين الأديان، وهي ممارسة بدأ اعتمادها حتى في أوروبا في نهاية عصرها النصراني ولكن قبل أن تتجذر العلمانية كثيراً.

لقد حدّد الإسلام الأساس لحماية وتأمين جميع الأديان في القرآن والسنة. قال تعالى: ﴿أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَاتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا وَإِنَّ اللَّهَ عَلَى نَصْرِهِمْ لَقَدِيرٌ * الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِن دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ إِلَّا أَن يَقُولُوا رَبُّنَا اللَّهُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لَّهُدِّمَتْ صَوَامِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ فِيهَا اسْمُ اللَّهِ كَثِيراً وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ﴾ سورة الحج.

وروي عن عروة بن الزبير أنه قال: «كَتَبَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ إلَى أَهْلِ الْيَمَنِ: أَنَّهُ مَنْ كَانَ عَلَى يَهُودِيَّتِهِ أَوْ نَصْرَانِيَّتِهِ فَإِنَّهُ لَا يُفْتَنُ عَنْهَا، وَعَلَيْهِ الْجِزْيَةُ» (أبو عبيد القاسم بن سلام، كتاب الأموال)

اعتمد المسلمون هذه الأدلة ليس فقط كإرشادات أخلاقية ولكن كنصوص قانونية يجب الالتزام بها وتطبيقها عملياً. كان الطابع العام للمجتمع إسلامياً بلا منازع، بينما كان يحق لغير المسلمين في الوقت نفسه ممارسة دياناتهم في حياتهم الخاصة. على النقيض من ذلك، دفعت العلمانية جميع الأديان لتكون أمراً (فردياً) وخلقت ديناً عاماً مادياً جديداً ينظر إلى النجاح على أنه السعي وراء الملذات الدنيوية والازدهار المادي، وهو الرخاء الذي فشلوا مع ذلك في تحقيقه لغالبية شعوبهم.

يفصل الغرب الدين عن الحياة في حين إن الإسلام يجعل الدين أساس الحياة. من خلال غرس الحياة العامة بالقيم الأخلاقية والإنسانية والروحية بالإضافة إلى المادية، طور الإسلام حضارة غنية ومتطورة لم تؤسس فقط سلاماً وتناغماً حقيقيين ولكن أيضاً قدمت العدالة والازدهار للجميع. تمتع غير المسلمين بالكامل بثمار الحضارة الإسلامية، وظلوا تحت حكم الإسلام يمارسون أديانهم أفضل بكثير مما هم عليه اليوم في ظل العلمانية الغربية، حيث تغلق الكنائس والمعابد اليهودية ويعرف عدد متزايد من السكان أنفسهم بأنهم "ملحدون" أو "محايدون دينياً". في الواقع، يريد الغرب العلماني أن تصبح جميع أماكن العبادة مثل آيا صوفيا، متاحف ذات اهتمام تاريخي فقط خالية من أي علاقة عملية بالحياة المعاصرة.

من دون الدين، يتفتت الانسجام في المجتمع الغربي، وتتفكك العائلات والمجتمعات، ويعيش الأفراد بشكل متزايد حياة معزولة منفردة. فقط من خلال الخضوع للدين يمكن للبشر أن يعرفوا الرضا الحقيقي. ومن بين أديان اليوم، فإن الإسلام فقط هو الذي يمثل الحق ويمكنه أن يحمي البشرية بصدق وإخلاص. تشهد الأمة الإسلامية نهضة دراماتيكية، وهذا هو ما استجاب له أردوغان من أجل طموحاته السياسية الشخصية، لكن هذه النهضة ستتجاوز أردوغان بكثير. بإذن الله، سيشهد العالم قريباً فجر حضارة جديدة تقيمها دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي ستوحد جميع البلاد الإسلامية، وتطبق الإسلام وتحمل نوره للعالم أجمع.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فائق ناجح

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı