هجوم لاس فيغاس والشيطان الأكبر أمريكا
هجوم لاس فيغاس والشيطان الأكبر أمريكا

أعرب رئيس أمريكا دونالد ترامب أن الهجوم المنفذ في مهرجان للموسيقى في مدينة لاس فيغاس يعد عملاً شيطانياً. وفي التصريح الذي ألقاه ترامب في البيت الأبيض أوضح أن الأمريكيين جميعهم حزينون ومصدومون ومتوحدون في الحداد. (بي بي سي التركية، 2017/10/03)

0:00 0:00
Speed:
October 05, 2017

هجوم لاس فيغاس والشيطان الأكبر أمريكا

هجوم لاس فيغاس والشيطان الأكبر أمريكا

الخبر:

أعرب رئيس أمريكا دونالد ترامب أن الهجوم المنفذ في مهرجان للموسيقى في مدينة لاس فيغاس يعد عملاً شيطانياً. وفي التصريح الذي ألقاه ترامب في البيت الأبيض أوضح أن الأمريكيين جميعهم حزينون ومصدومون ومتوحدون في الحداد. (بي بي سي التركية، 2017/10/03)

التعليق:

وفقا للمصادر الإعلامية فإن الشيطان الأكبر أمريكا قد تعرضت لأكبر خسائر بشرية في تاريخها الحديث في هجوم لاس فيغاس حيث فقد 59 شخصا حياتهم وجرح 527 شخصاً في الهجوم. وطبعا من غير الممكن قبول الأعمال المخالفة للإسلام كهذه، إلا أنه في الحقيقة ينبغي معرفة أن السياسة التي تتبعها أمريكا هي المسبب الرئيسي لهذه الأعمال. كما أن بعض ذوي النوايا الخبيثة الذين يحاولون التستر على المجازر الجماعية التي تتسبب بها أمريكا والذين يحاولون صرف الأذهان إلى نواحٍ أخرى قد ألقوا بتصريحات خبيثة يتساءلون فيها عن خلفية منفذ الهجوم إن كانت إسلامية أم لا! وما تم التصريح عنه بهدف الدعاية في موقع تنظيم الدولة على الإنترنت عن أنه هو المسؤول عن الهجوم قد أيد تلك التصريحات الخبيثة.

كذلك فقد قام المسؤولون الأمريكيون بتصوير هذه الأعمال بأنها لعاب يسيل على السياسات التدخلية الاستعمارية تهدف لتخويف الشعب الأمريكي، ومن أجل تشتيت الأذهان عن الدافع الحقيقي وراء الهجوم وهو الرأسمالية الهابطة والاستعمارية، قاموا بإطلاق وصف "الذئب الوحيد"، و"المضطرب عقليا" على منفذ الهجوم. غير أنهم تجنبوا بحذر مناقشة دافع الاضطراب العقلي هذا والعوامل المؤثرة عليه. كما أنهم لم يتطرقوا إلى أن الفكر والآراء هي التي تجعل من الإنسان إنساناً سوياً أو مضطرباً عقليا، بل تطرقوا إلى مسائل تزيد الطين بلة فقط. إضافة إلى ذلك فإن رئيس أمريكا ترامب بذاته أيضا لم يتطرق إلى الحديث عن الدافع الحقيقي وراء هذا الهجوم الشيطاني كما وصفه بل اكتفى بإطلاق "عمل شيطاني" عليه. ومرروا الحادثة باستخدام عبارات مثل الشر، والنور، والظلام.

كما ينبغي ألا نتفاجأ في حال قام صناع السياسة الأمريكية المتغاضون عن هذه الحقائق بتنفيذ هجوم في المستقبل القريب على بلد إسلامي مما يتسبب في مقتل المئات من المسلمين المظلومين الأبرياء. لأنه وفقا للرأسماليين فإن الشر والظلم صفتان للإسلام، والنور والخير صفتان للرأسمالية. فالغرب يحب دائما أن يقلب الموازين.

ومن المستغرب والمحزن أيضا قيام رئيس تركيا أردوغان باستنكار هجوم لاس فيغاس وتقديم التعزية للشعب الأمريكي بينما لم يقم بشجب ولا استنكار احتراق إدلب والمجازر المروعة التي ترتكب فيها، والناتجة عما قام به الروس من تفجيرات وقتل مئات البريئين. فمثلا قال أردوغان في تصريح له على حسابه في تويتر وفي اجتماع حزب العدالة والتنمية "أستنكر بشدة الهجوم الإرهابي الذي تعرضت له مدينة لاس فيغاس الأمريكية، وأقدم أحر التعازي باسم الشعب التركي للشعب الأمريكي وخاصة العائلات التي راحت ضحية في الهجوم متمنيا عدم حدوث هجوم كهذا مرة أخرى".

عدا أن الدعاء للظالمين وخذلان المظلومين الضعفاء بينما يتعرضون للقتل، والوقوف في صف القوي وعدم تقديم التعازي للمستضعفين، وعدم الوقوف إلى جانب الحق والصواب مهما كان ليس إلا تحديد الموقف والكلام وفقا لتوازن القوى من قبل مستبد طاغية. فلماذا لم يصف أردوغان ما قامت به روسيا بحق الشعب السوري المسلم بـ"إرهاب دولة"، بينما قام بوصف هذا الهجوم بـ"الإرهابي"؟ أم أن الشعب الأمريكي بريء ومظلوم والشعب السوري إرهابي وظالم؟! وهل هذا هو الموقف المبدئي الذي سيتخذه المسؤولون في تركيا دائما؟!

إلا أن الموقف المبدئي ينبغي أن يتم اتخاذه إلى جانب الحق وبناء عليه. فبناء على الحق يعد قتل أي نفس بريئة ومظلومة هو قتل للإنسانية جمعاء سواء أكانت مسلمة أم غير مسلمة. وانطلاقا من هذا الموقف المبدئي نفسه فإن الهجوم الذي تعرض له الشعب الأمريكي يعد هجوما إرهابيا تماما كما تعد الهجمات التي يتعرض لها مسلمو سوريا واليمن والشعوب الإسلامية الأخرى من قبل روسيا وأمريكا والدول الاستعمارية الأخرى فهي الإرهاب بعينه.

﴿مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا﴾ [المائدة: 32]

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أرجان تكينباش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı