حكام آل سعود قرامطة العصر
حكام آل سعود قرامطة العصر

الخبر: قال وزير الحج والعمرة السعودي محمد صالح بنتن إن عدد الحجاج هذا العام قد يكون حوالي ألف حاج فقط من المواطنين والمقيمين في المملكة، لمنع انتشار فيروس كورونا، وقال "الأعداد إن شاء الله قد تكون في حدود آحاد الآلاف، وما زلنا في مرحلة المراجعة، قد تكون ألفا أو أقل أو أكثر بقليل". من جانبه، أوضح وزير الصحة توفيق الربيعة أن السلطات ستستبعد من تزيد أعمارهم عن 65 عاما،

0:00 0:00
Speed:
June 25, 2020

حكام آل سعود قرامطة العصر

حكام آل سعود قرامطة العصر


الخبر:


قال وزير الحج والعمرة السعودي محمد صالح بنتن إن عدد الحجاج هذا العام قد يكون حوالي ألف حاج فقط من المواطنين والمقيمين في المملكة، لمنع انتشار فيروس كورونا، وقال "الأعداد إن شاء الله قد تكون في حدود آحاد الآلاف، وما زلنا في مرحلة المراجعة، قد تكون ألفا أو أقل أو أكثر بقليل". من جانبه، أوضح وزير الصحة توفيق الربيعة أن السلطات ستستبعد من تزيد أعمارهم عن 65 عاما، ومن يعانون من أمراض مزمنة. وأضاف أن الحجاج سيخضعون لفحوص فيروس كورونا قبل الفريضة، وبعد الحج سيخضعون لحجر صحي منزلي لمدة 14 يوما. وأكد ربيعة أنه سيجري تجهيز طواقم طبية ترافق الحجاج في مناسكهم، وتخصيص مستشفى تحسبا لأي طارئ ومركز صحي في مشعر منى. (الجزيرة نت)

التّعليق:


إن آخر ما يفكر فيه حكام آل سعود بشقيهم السياسي و"الديني" هو بحث الناحية الشرعية في جواز منع الحج أو الحد من أعداد الحجيج، فهم نظام قام على خيانة الله ورسوله والمؤمنين حين طعنوا دولة الخلافة العثمانية في ظهرها وأقاموا دولتهم المسخ، وهو النظام الذي لم يأل جهدا منذ قيامه في محاربة الإسلام والمسلمين، وخصوصا في خنقه للحرمين الشريفين واحتلاله لهما وحرمان ومنع المسلمين من مختلف بلدان العالم من الوصول إليهما إلا بشق الأنفس، فلا يكون المرء مبالغاً إن وصف هذا النظام بشقيه السياسي و"الديني" من علماء السلاطين بأنه نظام قرامطة جديد.


إنّ حديث النظام عن سبب تعطيله لفريضة الحج بحجة سلامة الحجيج يكذبه الواقع وتاريخ النظام، فالواقع يقول إن النظام السعودي الذي يحكم بالكفر ويوالي الكفار وعلى رأسهم أمريكا، أبعد ما يكون عن الحرص على سلامة المسلمين، فلو كان يهتم بسلامة المسلمين لاهتم لرضا رب المسلمين ولحكم بما أنزل سبحانه وتعالى، ولو كان يهتم بسلامة المسلمين لما قتلهم وظاهر على قتلهم في مختلف بلاد المسلمين، فقد قتلهم وظاهر على قتل أكثر من مليون مسلم في الحملة الصليبية على العراق، وقتل وظاهر على قتل مثلهم في أفغانستان، وهو يقتل الآن ويسفك دماء المسلمين في الأشهر الحرم وفي غيرها في اليمن وسوريا وغيرهما، وقد وقف وما زال يقف متفرجا على قتل البوذيين والهندوس والملحدين الشيوعيين للمسلمين في بورما وكشمير وتركستان الشرقية، فهل بعد كل هذا يصدق عاقل أن تعطيل فرض الحج هو بسبب الحرص على سلامة المسلمين من الحجيج؟!


أما بالنسبة لعلماء السوء من آل الشيخ ومن شايعهم، ممن ادعوا الوهابية و"السنية"، فهم شركاء النظام في الخيانة والكفر والعمالة، فقد كانوا وما زالوا طوع بنان أسياد النظام من الكافر المستعمر في تفصيل الفتاوى على المقاس المطلوب، فقد كانوا شركاء سعود وأبنائه في الخروج على دولة الخلافة العثمانية، وفصلوا لهم الفتاوى التي تجيز لهم ذلك، على الرغم من الحديث الصحيح الذي ورد عن رسول الله e «مَنْ خَلَعَ يَداً مِنْ طَاعَةٍ لَقِيَ اللَّهَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَا حُجَّةَ لَهُ، وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً» رواه مسلم، وأفتوا لهم بجواز موالاتهم للحلف الصليبي وفتح قواعد له في بلاد الحرمين للاعتداء واحتلال بلاد المسلمين في العراق وأفغانستان، وأفتوا لهم بجواز المبادرة العربية التي قدّمها الملك الهالك عبد الله بن سعود، والتي بموجبها ملّكوا الأرض المباركة فلسطين لأبغض خلق الله يهود، وغيروا وبدلوا فتاويهم السابقة التي تحرّم الغناء والموسيقى فجعلوها "ترفيهاً" مباحاً وسنة مؤكدة!! قاتلهم الله من علماء على أبواب جهنم، يصدق فيهم حديث رسول الله e «إِنَّ اللَّهَ لَا يَقْبِضُ الْعِلْمَ انْتِزَاعاً يَنْتَزِعُهُ مِنْ الْعِبَادِ، وَلَكِنْ يَقْبِضُ الْعِلْمَ بِقَبْضِ الْعُلَمَاءِ، حَتَّى إِذَا لَمْ يُبْقِ عَالِماً اتَّخَذَ النَّاسُ رُءُوساً جُهَّالاً فَسُئِلُوا فَأَفْتَوْا بِغَيْرِ عِلْمٍ فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا» متفق عليه.


إن تعطيل فرض الحج هذا العام سببه الوحيد هو حرب حكام آل سعود على الإسلام وشعائره، وما فيروس كورونا إلا ستار يتسترون خلفه، وهو أوهى من بيت العنكبوت، ولو التفتوا قليلا لما جاء في الإسلام في كيفية أداء مناسك الحج في ظل انتشار الأمراض لوجدوا فيه الحل الشرعي العملي والصحيح، وهو بمنع المرضى وكبار السن من الحضور إلى الحج وفتح الباب واسعا أمام كل متعلق قلبه بالحرمين الشريفين من أمة المليارين، ولكن هيهات هيهات أن يبحث الشيطان عن حكم الله في كتاب الله وسنة نبيه!


إنّ الحرمين الشريفين وبلاد نجد والحجاز تحتلها عصابة ليست أقل جرما من القرامطة الذين منعوا المسلمين من الحج وأخذوا الحجر الأسود إلى مملكتهم، فوجب الخروج عليهم وتحرير الحجاز والحرمين من دنسهم، وتحرير الحرمين لا يقل أهمية عن تحرير الأقصى من يهود، فحرمة الحرمين الشريفين أعظم عند الله من حرمة الأقصى، والحقيقة هي أنه إن تم تحرير الحرمين الشريفين فإن تحرير الأرض المباركة فلسطين يأتي طبيعيا، لذلك فإنه من أجل قيام المسلمين بمناسك الحج يتوجب عليهم تحرير الحرمين من دنس نظام آل سعود، فإلى العمل لإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة ندعوكم أيها المسلمون وعلى رأسكم جيوش المسلمين.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
بلال المهاجر – ولاية باكستان

#كورونا | #Covid19 | #Korona

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı