حكام النظام الرأسمالي بارعون في خداع الناس
حكام النظام الرأسمالي بارعون في خداع الناس

الخبر:   أعلن أردوغان، عقب اجتماع مجلس الوزراء الرئاسي، إلغاء الديون عن 5.5 مليون شخص يخضعون لإجراءات التنفيذ. وبذلك يتخلص الناس من ديونهم البالغة ألفي ليرة أو أقل، والذين يخضعون لإجراءات التنفيذ. (وكالات الأنباء) ...

0:00 0:00
Speed:
September 18, 2022

حكام النظام الرأسمالي بارعون في خداع الناس

حكام النظام الرأسمالي بارعون في خداع الناس

(مترجم)

الخبر:

أعلن أردوغان، عقب اجتماع مجلس الوزراء الرئاسي، إلغاء الديون عن 5.5 مليون شخص يخضعون لإجراءات التنفيذ. وبذلك يتخلص الناس من ديونهم البالغة ألفي ليرة أو أقل، والذين يخضعون لإجراءات التنفيذ. (وكالات الأنباء)

التعليق:

قبل الانتخابات الرئاسية المقبلة لعام 2023، يتخذ أردوغان خطوات عدة لرفع رصيده المتراجع من أجل الفوز في الانتخابات. إنه يعطي بلا خجل الأخبار السارة بأن ديون 5.5 مليون شخص ستلغى كبشارة عظيمة. إلا أن عدد ملفات التنفيذ التي بلغت 8 ملايين في عام 2008، تضاعف ثلاث مرات منذ ذلك الحين ووصلت إلى 24 مليونا. ووفقاً لبيانات بوابة UYAP، فإنه اعتباراً من 19 آذار/مارس 2022، حطم العدد الإجمالي لملفات التنفيذ المفتوحة رقماً قياسياً من خلال الوصول لمستوى 23 مليوناً و525 ألفاً.

إن الحكام الذين يتربعون على قمة النظام الرأسمالي يتمتعون بمهارة كبيرة في خداع الناس والتلاعب بهم! حيث أصبحت هذه الميزة شيئا أساسيا في شخصياتهم. إنهم يظهرون الفتات الذي يعطونه لشعبهم كما لو أنه إنجاز كبير. وفوق ذلك هم فخورون بها! ويعلنون عن ذلك الفتات ويريدون التحدث عنه في الصحافة ووسائل الإعلام لأيام. بمثل هذه الخطوات، تريد الحكومة أن تجعل المجتمع يقتنع بأنها معنية بحل مشاكل الناس.

ومع ذلك، بينما يجد الناس اليوم صعوبة في تلبية حتى أبسط احتياجاتهم الأساسية، فإن قيام الحكومة يومياً بزيادة أسعار الضروريات الأساسية يفرض ضغوطات على سبل عيش الناس يوماً بعد يوم. هذه الخطوة التي اتخذتها الحكومة لا تكفي لحل المشاكل الاقتصادية للناس؛ حيث إن الحد الأدنى للأجور في تركيا اليوم يبلغ 5500 ليرة، بينما حد الجوع حوالي 7 آلاف ليرة، وخط الفقر 22 ألف ليرة، لذلك فإن إلغاء دين ألفي ليرة لـ5.5 مليون شخص يخضعون لإجراءات الإنفاذ يعتبر قطرة في بحر.

من ناحية، تتجنب الحكومة أصحاب الأموال البسيطة، ومن ناحية أخرى تمحو مليارات الليرات من ديون الشركات الكبرى وتحول جميع موارد الدولة إليها كما لو لم تكن كافية! وبالطريقة ذاتها، تحت اسم الخصخصة، تطارد الشركات الرأسمالية السلع العامة. وفي حين إن المدراء وأصحاب الثروات يزدادون ثراءً كل يوم، وأرباح البنوك التي تستغل الجمهور وتجني الأموال من الأموال تصل إلى 500٪، فإن الجمهور، من ناحية أخرى، يزداد فقراً كل يوم!

ومع ذلك، قال وزير الخزانة والمالية نور الدين النبطي، في بيان أدلى به في الأشهر الأخيرة، إنه في عام 2002، عندما وصل حزب العدالة والتنمية إلى السلطة، تلقت مليون أسرة مساعدة حكومية، وفي عام 2021، ارتفع هذا الرقم إلى 4.3 مليون.

يذكر وزير الخزانة والمالية بفخر أن الأشخاص الذين يتلقون مساعدات إنسانية من الدولة في ازدياد، بينما من ناحية أخرى، لا يذكر أن عدد الفقراء في المجتمع يتزايد كل يوم. مرة أخرى، يعطي أردوغان بشرى سارة بأن الناس غير قادرين على سداد ديونهم بسبب زيادة ملفات التنفيذ يوما بعد يوم، ثم استحداث العفو عن الديون. لكن هذا لا يزيل جروح الناس. إن ما يجب أن يحدث ليس هو أن تتلقى مليون أسرة المساعدة من الدولة أو أن تلغى ديون الرهن، بل يجب تقليل عدد العاطلين عن العمل والفقراء وتحديد السياسات التي تهدف إلى تلبية الاحتياجات الأساسية لكل فرد في المجتمع. وهذا غير ممكن مع النظام الاقتصادي الرأسمالي الفاسد، بل يكون بتطبيق النظام الاقتصادي الإسلامي.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

يلماز شيلك

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı