حكام باكستان يسعون لإثبات الاتهامات الأمريكية ضد باكستان!
حكام باكستان يسعون لإثبات الاتهامات الأمريكية ضد باكستان!

في 13 من تشرين الأول/أكتوبر 2017، أعلنت القيادة العسكرية الباكستانية عن إنقاذ أسرة (كندية – أمريكية) احتجزتها مجموعة تابعة لطالبان. وقالت القيادة العسكرية إنّها بدأت عملية الإنقاذ بعد أن أبلغت المخابرات الأمريكية بأنّ الأسرة نقلت إلى المناطق القبلية عبر الحدود مع أفغانستان. وقال المدير العام للعلاقات العامة للخدمات في الجيش الجنرال (آصف غفور) إنّ المخابرات الأمريكية أبلغت باكستان في الساعة الرابعة من مساء أمس الأربعاء أنّ الرهائن كانوا في طريقهم إلى منطقة الاحتجاز، وقال في تصريحات تلفزيونية في وقت متأخر من مساء الخميس "أرسلنا قواتنا وعثرنا على السيارة التي كانت تقلهم بناء على تبادل المعلومات الاستخباراتية بحلول الساعة 1900 أمس (الأربعاء) وحررنا الرهائن".

0:00 0:00
Speed:
October 19, 2017

حكام باكستان يسعون لإثبات الاتهامات الأمريكية ضد باكستان!

حكام باكستان يسعون لإثبات الاتهامات الأمريكية ضد باكستان!

(مترجم)

الخبر:

في 13 من تشرين الأول/أكتوبر 2017، أعلنت القيادة العسكرية الباكستانية عن إنقاذ أسرة (كندية – أمريكية) احتجزتها مجموعة تابعة لطالبان. وقالت القيادة العسكرية إنّها بدأت عملية الإنقاذ بعد أن أبلغت المخابرات الأمريكية بأنّ الأسرة نقلت إلى المناطق القبلية عبر الحدود مع أفغانستان. وقال المدير العام للعلاقات العامة للخدمات في الجيش الجنرال (آصف غفور) إنّ المخابرات الأمريكية أبلغت باكستان في الساعة الرابعة من مساء أمس الأربعاء أنّ الرهائن كانوا في طريقهم إلى منطقة الاحتجاز، وقال في تصريحات تلفزيونية في وقت متأخر من مساء الخميس "أرسلنا قواتنا وعثرنا على السيارة التي كانت تقلهم بناء على تبادل المعلومات الاستخباراتية بحلول الساعة 1900 أمس (الأربعاء) وحررنا الرهائن".

التعليق:

بعد خطاب الرئيس الأمريكي ترامب في 21 آب/أغسطس 2017، روّج أبواق النظام إلى أنّ القيادة السياسية والعسكرية في باكستان قد بدأت بالابتعاد عن أمريكا، وهي تحاول إعادة صياغة السياسة الخارجية لباكستان، والتي تقوم لغاية الآن على تحقيق أهداف أمريكا في المنطقة. وقال ترامب إنّ على باكستان أنّ تقوم بالمزيد لمساعدة أمريكا على النجاح في أفغانستان، وقال "... إنهم يرعون (الإرهابيين) أنفسهم من الذين نقاتلهم، ولكن يجب أن يتغير ذلك على الفور". واستجابة لنهج ترامب العدائي تجاه باكستان، استرضى النظام الرأي العام الباكستاني من خلال الادعاء بتأجيل زيارة وزير الخارجية إلى أمريكا. وبدلا من ذلك تم إرساله إلى روسيا والصين وتركيا وإيران والحصول على تصريحات من تلك الدول تدعم فيها باكستان. وعلى الرغم من أنّ الجنرال قمر باجوا أوضح في وقت مبكر أنّ هذه الأعمال ستستمر مع أمريكا كالمعتاد، إلا أنه حاول أيضا أن يحتوي الكوادر المعادية لأمريكا في القوات المسلحة. وعندما التقى باجوا مع السفير الأمريكي ديفيد هيل في 23 من آب/أغسطس 2017، قال: "نحن لا نبحث عن أي مساعدة مادية أو مالية من الولايات المتحدة، ولكن نريد منها الثقة وتفهم موقفنا والاعتراف بمساهماتنا".

وبعد مرور ما يقرب من شهر من الموقف الزائف، ذهب وزير خارجية النظام إلى أمريكا وقال في 10 من تشرين الأول/أكتوبر 2017 "عرضت إسلام أباد على واشنطن القيام بعمليات عسكرية مشتركة ضد شبكة حقاني"، وأضاف "قدّم قائد الجيش العماد قمر جاويد باجوا العرض نفسه إلى الرئيس الأفغاني أشرف غاني خلال زيارته لكابول في وقت سابق من هذا الشهر. لذلك لم يكن مفاجئا أن تتحرك القيادة السياسية والعسكرية بسرعة بتوجيه من الاستخبارات الأمريكية وأنقذت الرعايا الكنديين والأمريكيين. ومن خلال ذلك، أكّد حكام باكستان الاتهامات التي كالها ترامب ضد باكستان والتي أكد فيها أنّ لدى المقاومة الأفغانية ملاذات آمنة في باكستان ومن ثم يتعين على باكستان "بذل المزيد من الجهود لمكافحة المقاومة".

إنّ هذه التحركات لإنقاذ العائلة على الأراضي الباكستانية هي تكرار لحادث أبوت أباد التي حصلت في أيار/مايو 2011. وهكذا ومرة أخرى، ساعدت النخبة السياسية والعسكرية الباكستانية أمريكا على إثبات اتهاماتها ضد باكستان، عندما سمحت بالهجوم الأمريكي على أبوت أباد للقبض على أسامة بن لادن رحمه الله. والناس ليسوا حمقى حتى ينطلي عليهم أن الذي حصل لم يكن متفقاً عليه بين الطرفين. ولم تتمكن أمريكا من العثور على العائلة التي كانت موجودة في أفغانستان خلال السنوات الخمس الماضية، حتى تبلّغ عنهم باكستان قبل بضعة أيام فجأة بأن الخاطفين ينقلونهم إلى باكستان، ولم تحاول أمريكا إنقاذهم على الأراضي الأفغانية، وذلك لأن الأمور كانت ستتجه إلى اتجاه آخر تماما، وأكد بيان ترامب هذا التعاون عندما أعلن عن الإنقاذ في البيت الأبيض الذي قال فيه "إن تعاون الحكومة الباكستانية هو علامة على أنها تحترم رغبات أمريكا في بذل المزيد من الجهود لتوفير الأمن في المنطقة"، وهذا النظام العسكري ينقذ هؤلاء الناس فقط عندما يساعد ذلك على تنفيذ السياسات الخارجية الأمريكية في هذه المنطقة، بينما مئات الداعين للإسلام والخلافة، من الذين يطالبون بوقف التحالف مع أمريكا لا يزالون مفقودين، وتناشد أسرهم الحكام لإنقاذهم من اختطافهم، ومن بينهم نفيد بوت، الناطق الرسمي لحزب التحرير في ولاية باكستان، الذي تم اختطافه في أيار/مايو 2012.

من الواضح أنّ أمريكا لا تملك القدرة على تنفيذ سياستها الخارجية في منطقتنا بدون مساعدة من باكستان، وبمجرد إقامة دولة الخلافة على منهاج النبوة، فإنه سيتم قطع كل دعم لأمريكا، وستهزمها جيوشنا وتجبرها على الانسحاب المذل من منطقتنا.

﴿قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ ٱللَّهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

شاهزاد شيخ

نائب الناطق الرسمي لحزب التحرير في ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı