حكومة السودان لم تعِ الدرس لخبث الأمم المتحدة ومؤامراتها!
حكومة السودان لم تعِ الدرس لخبث الأمم المتحدة ومؤامراتها!

الخبر:   أوردت صحيفة سودان تربيون الإلكترونية يوم 2016/07/01م أنَّ الرئيس عمر البشير اعتمد رسميا أوراق المنسق المقيم للشؤون التنموية والإنسانية للسودان (مارتا رويداس)، في لقاء جمعهما ببيت الضيافة لنصف ساعة، وقال بيان صحفي لبرنامج الأمم المتحدة الإنمائي إن البشير استقبل الخميس قبل الماضي المنسق المقيم للشؤون التنموية والإنسانية للسودان (مارتا رويداس) في بيت الضيافة لمدة 30 دقيقة، حيث تم تقديم أوراق اعتماد المسؤولة الأممية بشكل رسمي لرئيس الجمهورية.

0:00 0:00
Speed:
July 03, 2016

حكومة السودان لم تعِ الدرس لخبث الأمم المتحدة ومؤامراتها!

حكومة السودان لم تعِ الدرس لخبث الأمم المتحدة ومؤامراتها!

الخبر:

أوردت صحيفة سودان تربيون الإلكترونية يوم 2016/07/01م أنَّ الرئيس عمر البشير اعتمد رسميا أوراق المنسق المقيم للشؤون التنموية والإنسانية للسودان (مارتا رويداس)، في لقاء جمعهما ببيت الضيافة لنصف ساعة، وقال بيان صحفي لبرنامج الأمم المتحدة الإنمائي إن البشير استقبل الخميس قبل الماضي المنسق المقيم للشؤون التنموية والإنسانية للسودان (مارتا رويداس) في بيت الضيافة لمدة 30 دقيقة، حيث تم تقديم أوراق اعتماد المسؤولة الأممية بشكل رسمي لرئيس الجمهورية.

التعليق:

ألم يعِ حكام هذا البلد الدروس والعبر من التعامل مع هذه المنظمات الاستعمارية؟

ففي كانون الأول/ديسمبر 2014م أبعدت السلطات السودانية منسق الشؤون الإنسانية للأمم المتحدة في السودان (علي الزعتري)، والمدير القطري لبرنامج الأمم المتحدة الإنمائي بالسودان (إيفون هيلي) وهي هولندية الجنسية، لعدم احترام هؤلاء الممثلَيْن لسيادة السودان، حسب تعبير يوسف الكردفاني المتحدث باسم وزارة الخارجية، ولأنهما (أساءا) إلى شعب السودان وحكومته. واليوم يعتمد البشير بصورة رسمية، وجوهاً جديدة من نفس المؤسسة للعمل في السودان!

إن هذه المنسقة (مارتا رويداس) وقعت في يوم الاثنين 15 رمضان 1437هـ 2016/6/20م، مذكرة تفاهم باسم برنامج الأمم المتحدة الإنمائي (UNDP) للتعاون والتنسيق مع وزارة الإرشاد والأوقاف السودانية حول جهود (محاربة التطرف والإرهاب)، ودعت مارتا لقيام دراسات للتعرف على حجم الظاهرة، وورش عمل لمخاطبة المعرضين للتطرف والإرهاب، لمعرفة جذور المشكلة وإجراء التدخلات اللازمة بالتعاون مع الجهات الحكومية ذات الصلة..) وهذا يشير بوضوح إلى سبب اعتماد أوراق هذه المنسقة؛ وهو رعاية وتنفيذ الحملة التي يقودها الغرب الكافر لمحاربة الإسلام وأهله، بدعوى التطرف والإرهاب.

ومن المعلوم أن الأمم المتحدة وما شابهها مما تسمى بالمنظمات العالمية، هي من أدوات الكافر المستعمر لتركيع المسلمين، ومنعهم من النهضة على أساس دينهم، فمنذ متى كانت الأمم المتحدة بفروعها المتعددة تحترم سيادة بلدٍ من بلاد المسلمين ليتم اعتماد أوراق ممثليهم فيها؟ فقد دمرت أمريكا وحلفاؤها العراق وأفغانستان، وسفكت الدماء الطاهرة الزكية، والأمم المتحدة تغض الطرف، وكذا فعلت فرنسا ومليشياتها في مالي وأفريقيا الوسطى، والأمم المتحدة تغض الطرف، بل إنَّ روسيا ما زالت تلقي بحمم قنابلها الفسفورية على أهل الشام حتى اليوم، فهل رأيتم من هذه المنظمة المنافقة موقفاً ينصف المسلمين؟!

لا يخفى على أحد أنَّ هذه (الأمم المتحدة) تنافق المسلمين وتغطي إجرامها بإشغال المسلمين، برعاية بعض الشؤون (وفق مصالح الكافر المستعمر، من مدارس، وحفر آبار لمياه الشرب، وبعض الأدوات المدرسية، والسيطرة على مخيمات اللاجئين والنازحين، وتولي مسؤولية إطعامهم، وهذا التدخل السافر في شؤون المسلمين، بسبب عجز حكام المسلمين عن القيام بواجبهم تجاه هذه الأمة، وإخفاء حقيقة هذه المنظمات الخبيثة، لتظهر في صورة الثعلب في ثياب الواعظين! وكذلك لترويض الناس وإشغالهم عن المطالبة بحقوقهم الشرعية من رعاية الشؤون بالإسلام، وقد حرم علينا ديننا الاستعانة بالكفار، قال تعالى في كتابه العزيز: ﴿وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً﴾.

وأيضاً تقوم هذه المنظمات بتولي مسؤولية الأمن الداخلي، في المناطق المشتعلة بالحروب التي صنعوها هم بأنفسهم، وما دارفور عنا ببعيد، حيث توجد قوات حفظ (السلام)، ويتم تجديد بقائها وفق مصالح الدول الاستعمارية، المتمثلة في تهيئة هذه الأقاليم لعزلها عن بعضها للسيطرة عليها ونهب ثرواتها.

فالواجب أن تُرفض مثل هذه المنظمات الاستعمارية التي هي أداة من أدوات الغرب في حربه ضد الإسلام والمسلمين، قال الله تعالى: ﴿يا أيُّهَا الذَّين آمنُوا لا تتِّخذُوا بِطَانةً مِنْ دُونِكُم لا يألُونَكُمْ خَبَالاً ودَّوا مَا عَنِتُّم﴾ [آل عمران: 118]. وقال تعالى: ﴿ما يودُّ الذين كفروا مِنْ أهلِ الكتابِ ولا المشركينَ أن ينزَّل عليكُم من خيرٍ من ربِّكم﴾ [البقرة: 105].

فعلى الحكومة أن تطرد هذه المنظمات التي عاثت في البلاد فساداً لا أن تعتمد أوراق مبعوثيها وممثليها، وعلى الأمة أن تقيم حكم ربها عبر دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، التي ترعى شؤون المسلمين بالإسلام فتعود الأمة عزيزة قوية فتقطع يد الكافر الطامع في بلاد الإسلام، وتحمل الإسلام رسالة هدى ونور للعالم أجمع، ويومئذ يفرح المؤمنون بنصر الله.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد جامع أبو أيمن

مساعد الناطق الرسمي لحزب التحرير في ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı