حكومة السّودان تعلن حربها على "ستّات الشّاي"!
حكومة السّودان تعلن حربها على "ستّات الشّاي"!

الخبر:   أطلقت الشّرطة السّودانيّة مساء السّبت كلابا بوليسيّة على بائعات شاي جنوب الخرطوم، لملاحقة مشتبهين في تعاطي المخدّرات. وشهد الأسبوع الماضي حملات واسعة ضدّ بائعات الشّاي بعد صدور قرار من ولاية الخرطوم بمنعهنّ من العمل بعد السّادسة مساء في جميع أنحاء الولاية. وقالت إحدى البائعات لموقع "التّغيير"، إنّها وعدد من زميلاتها رفضن الانصياع للقرار لأنّهنّ يقمن بإعانة أسرهنّ من مهنة بيع الشّاي، وأنّ العمل مساء هو الأنسب.

0:00 0:00
Speed:
October 03, 2017

حكومة السّودان تعلن حربها على "ستّات الشّاي"!

حكومة السّودان تعلن حربها على "ستّات الشّاي"!

الخبر:

أطلقت الشّرطة السّودانيّة مساء السّبت كلابا بوليسيّة على بائعات شاي جنوب الخرطوم، لملاحقة مشتبهين في تعاطي المخدّرات.

وشهد الأسبوع الماضي حملات واسعة ضدّ بائعات الشّاي بعد صدور قرار من ولاية الخرطوم بمنعهنّ من العمل بعد السّادسة مساء في جميع أنحاء الولاية.

وقالت إحدى البائعات لموقع "التّغيير"، إنّها وعدد من زميلاتها رفضن الانصياع للقرار لأنّهنّ يقمن بإعانة أسرهنّ من مهنة بيع الشّاي، وأنّ العمل مساء هو الأنسب.

وانتشرت في وسائل التواصل الإلكتروني الأسبوع الماضي بقايا عقار "الترام دول" الطّبّيّ الذي يستخدم كمخدّر في أماكن وجود بائعات الشّاي.

وشكّك ناشطون في حقوق المرأة في صحّة الرّواية، وقالوا إنّها حجّة تستخدم للقيام بحملة جديدة ضدّ بائعات الشّاي اللائي تستهدفهنّ السّلطات منذ سنوات، وتعتبر أنّ وجودهنّ في الشارع يسهم في نشر الرّذيلة والفاحشة، وفقا للنّاشطين.

ووفقا لموقع "التّغيير"، تعمل أكثر من 13 ألف امرأة في بيع الشّاي، حسب دراسة أعدّتها وزارة التّنمية الاجتماعيّة عام 2012.

التّعليق:

حسب آخر إحصائيّات لدراسة رسميّة صادرة عن وزارة الرّعاية الاجتماعية في السّودان، تجاوز عدد بائعات الشّاي أكثر من 13 ألفاً... 441 منهنّ يحملن مؤهّلات جامعيّة، لكنّ البعض يقول إنّ الإحصائيّة غير دقيقة وركّزت على مركز مدن العاصمة المثلثة فقط وربّما يصل العدد لأكثر من (70 ألفاً)...

بائعة الشّاي أو ما يعرف بـ"ستّ الشّاي" ظاهرة منتشرة في السّودان لكنّها ومنذ سنوات بدأت تُحاصَر من الحكومة فصارت البائعات يتعرّضن لمضايقات من الحكومة وصلت حدّ منعهنّ من مزاولة العمل واستخدام الكلاب البوليسيّة لطردهنّ من الشّوارع التي يعملن فيها.

تعاني بائعات الشّاي من ظروف معيشيّة صعبة (الفقر المُدقع، والطّلاق، وتهجيرهن من العمل الرّسميّ...) اضطرّتهنّ للخروج والعمل في هذه المهنة القاسية من أجل تحسين هذه الأوضاع.

لكنّ الحكومة و"كشّاتها" (المداهمات التي تقوم بها من وقتٍ إلى آخر) لهنّ بالمرصاد... فالظّروف أجبرتهنّ على العمل و"الكشّات" عذّبتهنّ بمنعهنّ منه.

في ردّها أكّدت الحكومة أنّ الخطوة ليست استهدافاً للبائعات وإنّما تنظيميّة خاصّة في الشّوارع الرّئيسيّة التي ترتبط بالمظهر العام للعاصمة، وأضافت: "هناك جُهودٌ كبيرةٌ جارية لإنشاء أكشاك بصورة تراعي الجوانب الجماليّة في العاصمة بدأت عمليّات تركيبها بشارع محمد نجيب".

شنّت الحكومة حربا - كما سمّاها بعض الصحفيّين - على هذه الشّريحة رغم أنّ هذه المهنة هي مصدرَ رزق آلاف النّساء وأسرهنّ إذ يكافحن من أجل العيش ولحلّ جزء من أزمتهنّ الماليّة. شنّتها منذ سنوات متذرّعة تارة بالمظهر الجمالي للمدينة وتارة بوجود متعاطين للمخدّرات والهدف واحد: وهو القضاء على هذه الظّاهرة التي من شأنها أن تجمع الأهالي فيطرحون - وهم يحتسون الشّاي - عدّة قضايا ساخنة من الممكن أن تزعج الحكومة كما أنّها تهدّد مصالح كثيرين من أصحاب المحلّات والمقاهي الذين يفتقدون هؤلاء الرّوّاد لتفضيلهم ستّ الشّاي عليهم لأنّ الأسعار أقلّ ومناسبة لهم.

حكومة كان عليها أن توفّر لهؤلاء النّساء موارد رزق لا أن تحاربهن فيها، تحفظ لهنّ كرامتهنّ لا أن تمتهنها وتدوس عليها من أجل عيون من لا يروقهم منظر نساء يعملن جاهدات لتوفير لقمة عيشهنّ وتأمين حاجيات أسرهنّ!

واقع المرأة المسلمة في السّودان وغيرها من بلاد المسلمين مؤلم ومحزن في ظلّ هذا النّظام الذي يحكم عالمها... هذا النّظام الذي لا يصونها ولا يبحث إلاّ عما يحفظ مصالح القائمين عليه وزبانيتهم... نظام يشنّ الحرب على من يمسّ بمصالح أهله ولو كانت نساء كادحات ضعيفات كـ"ستّات الشّاي".

عودة الخلافة الرّاشدة ضرورة واقعيّة صارت تفرضها الأوضاع وتنادي بها الأصقاع؛ فالعالم يحيا في شقاء وخوف وجوع وحروب، مشرئبّة أعناق أهله، متلهّفة لنظام يعيد لها الأمن والسّعادة والطّمأنينة؛ تأمل عودة النّظام الوحيد الذي يحمي الإنسان ويصونه ويحييه هانئا؛ نظام الإسلام. عودة الخلافة الرّاشدة على منهاج النبوة حقيقة شرعيّة وعد بها الله سبحانه وبشّر بها رسوله الكريم r.

﴿فَاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذِينَ لَا يُوقِنُونَ﴾ [الرّوم: 60]

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التّحرير

زينة الصّامت

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı