حكومة باكستان تتلاعب بلا خجل بتعليم أطفالها
حكومة باكستان تتلاعب بلا خجل بتعليم أطفالها

الخبر:   يبدو أن الحكومة عازمة على إلقاء قطاع التعليم في هذا البلد في مستنقع من عدم اليقين. فقد قدم مجلس الكتب النصية في ولاية البنجاب معياراً جديداً لشهادة عدم ممانعة لمئات الناشرين من القطاع الخاص الذين قاموا بطباعة ونشر المواد التعليمية والتدريسية لمدارس البنجاب. (ذا نيوز)

0:00 0:00
Speed:
February 28, 2021

حكومة باكستان تتلاعب بلا خجل بتعليم أطفالها

حكومة باكستان تتلاعب بلا خجل بتعليم أطفالها

(مترجم)

الخبر:

يبدو أن الحكومة عازمة على إلقاء قطاع التعليم في هذا البلد في مستنقع من عدم اليقين. فقد قدم مجلس الكتب النصية في ولاية البنجاب معياراً جديداً لشهادة عدم ممانعة لمئات الناشرين من القطاع الخاص الذين قاموا بطباعة ونشر المواد التعليمية والتدريسية لمدارس البنجاب. (ذا نيوز)

التعليق:

(منهج وطني واحد) يشبه العديد من الخطط الأخرى لإحداث تغيير في هذه الحكومة. على الحكومة أن تفهم أن الكلمات إذا كانت يمكن أن تجلب التغيير المنشود، فهذه هي الفرصة الوحيدة للنجاح في هذه الحالة. حتى لو اعتقدنا أن ذلك يتم بنوايا حسنة، فإن علينا أن نعرف أن النوايا الحسنة في حد ذاتها لا تكفي أبداً كمبررات. فدون فهم المحنة الفعلية لنظام التعليم، يمكن أن تصبح هذه النوايا الحسنة كارثية.

نحن نتفهم أن فريقاً من 400 شخص يعملون في هذا المشروع، لكن من هم هؤلاء الـ400 شخص؟ هل هم خبراء في التعليم؟ أم أنهم فقط بيروقراطيون وسياسيون وأصحاب مدارس متشابهون في التفكير وبعض العلماء الذين تفضّلهم الحكومة؟ منذ محمد علي جناح حتى عمران خان، كان الحكام يلعبون بورقتين؛ القومية والدين، ولم يتمكنوا من تجاوز اللغة الأردية باعتبارها لغة التدريس، وإضافة العربية كنكهة وجعل يوم الجمعة عطلة. بعد إغراء الناس بأفكار المساواة والدين، يبدو أن التخطيط الوحيد الذي قامت به الحكومة هو جني الأموال من الممارسة برمتها. يجب أن يدفع الناشرون رسوماً باهظة الثمن بالإضافة إلى رسم جديد قدره 450.000 روبية للناشرين الذين يرغبون في طباعة كتاب واحد.

لقد حُرم أطفال باكستان من حقهم الأساسي في التعليم منذ قيام دولة باكستان. فوفقاً للبيانات التي قدمتها اليونسكو، توجد في باكستان أكثر الفصول الدراسية ازدحاماً في جنوب آسيا بمعدل 500 طالب لكل ثلاثة مدرسين. توضح هذه الإحصائيات مدى إهمال مجال التعليم، ومن الواضح أن الحكام يرفضون تماماً مسؤولياتهم. لدينا 22.8 مليون طفل خارج المدرسة في باكستان، وهو ما يقرب من عدد الأطفال في المدارس! وهناك عجز بنسبة 35 في المائة في منطقة العاصمة إسلام أباد وحدها؛ والسبب هو أن الحكومة لا تملك المال لدفع رواتب هؤلاء المعلمين. وتوجد مدارس دون جدران ودون مراحيض! بقدر ما يتعلق الأمر بتصميم المناهج الدراسية، هناك الكثير من الالتباس بحيث يبدو أن الحكومة تدور كدجاجة مقطوعة الرأس. من ناحية، يخبرنا الليبراليون أن المنهج تتم "أسلمته"، ومن ناحية أخرى نرى تغييرات كبيرة في الكتب المفتقرة بالفعل للإسلاميات كإزالة مواضيع مثل الجهاد، واستبدال مالالا يوسفزاي بحضرة خديجة في الدراسات الاجتماعية والقائمة تطول...

وهنا علينا أن نفهم أن الحل لكل هذا يكمن في تطبيق نظام التربية الإسلامية في ظل الخلافة الراشدة على منهاج النبوة. لقد قام حزب التحرير بتفصيل الشكل الشامل لنظام التربية الإسلامية هذا في مسودة دستور الخلافة وكتيبه "أسس التعليم المنهجي في دولة الخلافة" وفي مؤلفات أخرى. وحدها القيادة الصادقة ستكون مستعدة لإنفاق الأموال على التعليم بدلاً من جني الأموال من خلال بيع إيمان ومستقبل أبنائها. ستعكس الخلافة المعنى الفعلي للمساواة لأن التعليم هو مسؤولية الدولة. من الضروري هنا أيضاً معرفة أن "المنهج الموحد" ليس هو الذي نحتاجه ولكنه نظام تعليم موحد وهو ما سيحدث التغيير الفعلي. وبصفتنا حاملين للدعوة، فمن واجبنا أن نظهر لهذه الأمة الطريق إلى التغيير الحقيقي حيث لن يضطروا إلى إنفاق ثروات للحصول على التعليم الاستعماري في العالم الثالث. إن الخلافة ستجلب التنوير الحقيقي للشباب ولن تجمع عشوائياً 400 شخص للعب بمصير مستقبلنا! وبدلاً من ذلك، ستجمع أفضل الخبراء التربويين في جميع المجالات مثل العلوم واللغات والدين والمهارات وما إلى ذلك... وبإذن الله ستُخرج الخلافة الآباء والأطفال من حالة الارتباك المذهل التي عاشوها منذ قرن من الزمان. مع استذكارنا لمرور 100 عام على هدم الخلافة، دعونا نعاهد أنفسنا بأننا سنعمل من أجل مستقبل مثالي لأجيالنا القادمة ولن نسمح لهم بإذن الله بالعيش في المعاناة في ظل هذا النظام الفاسد.

﴿الَر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ

#أقيموا_الخلافة

#ReturnTheKhilafah

#YenidenHilafet

#خلافت_کو_قائم_کرو

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إخلاق جيهان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı