حكومة حسينة استسلمت لسياسات الاستعمار الجديد (صندوق النقد الدولي) وطعنت الأمة مرة أخرى في ظهرها بفرض ضرائب دخل مرهقة وأعباء ديون
حكومة حسينة استسلمت لسياسات الاستعمار الجديد (صندوق النقد الدولي) وطعنت الأمة مرة أخرى في ظهرها بفرض ضرائب دخل مرهقة وأعباء ديون

الخبر:   تتمثل الاهتمامات الرئيسية للحكومة في وضع اللمسات الأخيرة على ميزانية السنة المالية القادمة لعام 2024 حيث يشتكي محدودو الدخل من الامتثال لمتطلبات قرض صندوق النقد الدولي، والميزانية القياسية البالغة 7617.85 مليار تاكا، ولديها عجز قياسي قدره 2578.85 مليار تاكا عند وضع التمويل الأجنبي والقروض في الحسبان. ...

0:00 0:00
Speed:
June 06, 2023

حكومة حسينة استسلمت لسياسات الاستعمار الجديد (صندوق النقد الدولي) وطعنت الأمة مرة أخرى في ظهرها بفرض ضرائب دخل مرهقة وأعباء ديون

حكومة حسينة استسلمت لسياسات الاستعمار الجديد (صندوق النقد الدولي)

وطعنت الأمة مرة أخرى في ظهرها بفرض ضرائب دخل مرهقة وأعباء ديون

الخبر:

تتمثل الاهتمامات الرئيسية للحكومة في وضع اللمسات الأخيرة على ميزانية السنة المالية القادمة لعام 2024 حيث يشتكي محدودو الدخل من الامتثال لمتطلبات قرض صندوق النقد الدولي، والميزانية القياسية البالغة 7617.85 مليار تاكا، ولديها عجز قياسي قدره 2578.85 مليار تاكا عند وضع التمويل الأجنبي والقروض في الحسبان. ولمواجهة الإنفاق الهائل، تم وضع هدف إجمالي للإيرادات قدره 5039 مليار تاكا. ولمواجهة هذا العجز في الميزانية، يتعين على الحكومة اقتراض المزيد من القروض الخارجية ومن القطاعات المحلية. وسيتم أخذ قروض خارجية بقيمة 1024.9 مليار تاكا في السنة المالية 2024. وبالإضافة إلى ذلك، سيتم اقتراض 1153.95 مليار تاكا من مصادر محلية.

وبعد وضع الميزانية الوطنية 7617.85 مليار تاكا في (جاتيا سانغساد) يوم الخميس، تناول وزير المالية القضايا التي طلبها صندوق النقد الدولي، وأحد الشروط التي يجب تنفيذها في السنة المالية الجديدة هو زيادة تحصيل الإيرادات، وقال صندوق النقد الدولي إنه ينبغي اتخاذ خطوات ابتداء من السنة المالية الجديدة لزيادة تحصيل الإيرادات الضريبية بنسبة 0.50٪ من الناتج المحلي الإجمالي كل عام، واقترح مصطفى كمال فرض حد أدنى للضريبة مقداره 2000 تاكا على المطالبين بتقديم إقرارات ضريبة الدخل، وتحدث مصطفى كمال عن استراتيجيات جديدة تم تبنيها في المجالات الثلاثة، ضريبة القيمة المضافة وضريبة الدخل والجمارك، لزيادة تحصيل الإيرادات (المصدر)

التعليق:

بينما يدّعي حكام بنغلادش الرأسماليون العلمانيون أن الميزانية الوطنية هي ميزانيتهم الخاصة، فإن المؤسسة الاستعمارية الجديدة، صندوق النقد الدولي، كانت تتحكم في عملية وضع الميزانية بأكملها وفقاً لرغباتهم. ومن ناحية، يعلّق وزير المالية في حكومة حسينة، أحمد مصطفى كمال، على أن الميزانية لم يتم إعدادها وفقاً لنصائح صندوق النقد الدولي، ومن ناحية أخرى يخدع الناس بقوله "لا أرى أي مشكلة في شروط صندوق النقد الدولي لأن صندوق النقد الدولي ينصح من أجل إدارة أفضل للمشروع، وهذا مفيد".

الحقيقة هي أن المؤسسات الاستعمارية الجديدة مثل صندوق النقد الدولي تضع أهدافاً وأولويات جديدة لاقتصادنا، وتتصدى للتحديات والمشكلات الجديدة، وتضغط من أجل تنفيذ سياساتها لحل تلك المشكلات. ولطالما كان صندوق النقد الدولي يلاحق حكومة بنغلادش للاعتماد على الضرائب وضريبة القيمة المضافة من أجل ما يسمى بتحصيل الإيرادات الضخمة المرهقة للناس.

وفي أعقاب وصفة الصندوق لتعزيز الضرائب وصافي الضرائب، اتخذت الحكومة بالفعل إجراءات عقابية لفرض ضرائب على الفقراء، وحتى على معدومي الدخل، من أجل تحقيق هدف تحصيل الإيرادات بحوالي 700 مليار تاكا بزيادة أكثر من العام الماضي، ومن أجل خداع الناس، قامت الحكومة من جهة بزيادة حد الدخل المعفى من الضرائب من 300,000 تاكا إلى 350,000 تاكا، ولكن من ناحية أخرى فرضت ضريبة دنيا إلزامية قدرها 2000 تاكا على غير القادرين على دفع الضرائب، والتي ستغرق الناس الذين سحقهم التضخم، حتى إن الحكومة هددت الناس بأنهم سيحرمون من 44 نوعاً من الخدمات العامة والخاصة إذا لم يدفعوا الحد الأدنى للضريبة وهو 2000 تاكا، وحكومة حسينة غير مستعدة للاكتفاء بمجرد فرض ضرائب ظالمة مباشرة وغير مباشرة، وهي ضريبة القيمة المضافة، والرسوم التكميلية المفروضة على السلع والخدمات الأساسية وما إلى ذلك على الناس، ولكنها مصممة أيضاً على فرض دين ضخم وعبء ربوي على أجيالنا القادمة.

وللتعامل مع عجز الميزانية البالغ 1020 مليار تاكا (50٪ من إجمالي العجز) سوف تلجأ الحكومة إلى أخذ قروض من المؤسسات الاستعمارية الجديدة مثل صندوق النقد الدولي، أولئك الذين يقدمون قروضاً بشروط صعبة، وهم في الأساس مناهضون للتنمية ومعادون للناس، وهذه القروض الخارجية القائمة على الربا ستبقينا محاصرين في الديون الاستعمارية لعقود، حتى بعد سداد قيمتها الأصلية عدة مرات.

إن استسلام النظام للدول المستعمرة وخضوعه لسياسات صندوق النقد الدولي سيؤديان بالبلاد إلى دمار حقيقي وإلى كارثة كبرى، وبالتالي، فإنه من أجل تحرير أنفسنا من البؤس الاقتصادي غير المتناهي ومن إملاءات المؤسسات المالية الاستعمارية الغربية، نحتاج إلى اقتلاع النظام الرأسمالي أيضاً وتطبيق النموذج الاقتصادي الإسلامي في ظل الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة، التي  لا يوجد فيها تحصيل إيرادات مرهقة لكاهل الناس بالضرائب والقروض، بل يعفي الإسلام الناس من الضرائب القاسية مثل ضريبة القيمة المضافة أو ضريبة السلع والخدمات وضريبة الدخل، قال رسول الله ﷺ: «لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ» رواه أحمد.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سيفات نواز

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية بنغلادش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı