هل بريطانيا بالفعل دولة فاشلة؟
هل بريطانيا بالفعل دولة فاشلة؟

  الخبر: قال رئيس الوزراء البريطاني السابق جوردون براون إن المملكة المتحدة معرّضة لخطر التحول إلى دولة فاشلة وانهيار ما لم تكن هناك إصلاحات عميقة للطريقة التي تحكم بها البلاد. وكتب براون في صحيفة الديلي تلغراف: "أعتقد أن الخيار الآن هو بين دولة مُصلحة ودولة فاشلة". "إنها بالفعل أسكتلندا حيث يكون الاستياء عميقاً لدرجة أنه يهدد نهاية المملكة المتحدة".

0:00 0:00
Speed:
January 28, 2021

هل بريطانيا بالفعل دولة فاشلة؟

هل بريطانيا بالفعل دولة فاشلة؟
(مترجم)


الخبر:


قال رئيس الوزراء البريطاني السابق جوردون براون إن المملكة المتحدة معرّضة لخطر التحول إلى دولة فاشلة وانهيار ما لم تكن هناك إصلاحات عميقة للطريقة التي تحكم بها البلاد.


وكتب براون في صحيفة الديلي تلغراف: "أعتقد أن الخيار الآن هو بين دولة مُصلحة ودولة فاشلة". "إنها بالفعل أسكتلندا حيث يكون الاستياء عميقاً لدرجة أنه يهدد نهاية المملكة المتحدة".


وقال براون، الذي شغل منصب وزير المالية لمدة 10 سنوات من عام 1997 وأصبح رئيساً للوزراء في عام 2007، إن العديد من البريطانيين أصيبوا بخيبة أمل من الطريقة التي تُحكم بها البلاد من قبل النخبة المنتفعة المتمركزة في لندن.


وقال إن جائحة الفيروس التاجي كشفت الانقسامات بين أجزاء مختلفة من المملكة المتحدة. "ليس لديك الوزير الأول الأسكتلندي فقط، لكن لديك رؤساء البلديات الإقليميون يقولون إنهم لم تتم استشارتهم والاستماع إليهم، لديك الوزير الأول الويلزي يقول إن رسائلهم لم يرد عليها حتى من بوريس جونسون، أنت" ليس لدينا آلية، ولا منتدى للتنسيق بين المناطق والدول، وأعتقد أن الجمهور قد سئم.


ودعا براون إلى تغييرات دستورية أساسية بقيادة "لجنة الديمقراطية" التي من شأنها "مراجعة الطريقة التي تُدار بها المملكة المتحدة بأكملها". واقترح إنشاء مجالس للمواطنين في مناطق المملكة المتحدة، وقال لبرنامج بي بي سي اليوم: "لا يمكنك جعل النخب تتحدث إلى النخب، يجب عليك إشراك الناس فيما تتحدث عنه، وحصلت الآن على آراء حول كيفية التعامل مع الوباء، وكيف تم التعامل مع الركود". (الجارديان)

التعليق:


إنّ براون محق في أن بريطانيا من المرجّح أن تكون دولة فاشلة ما لم تخضع لتغييرات دستورية أساسية. وقد يجادل البعض بأنها بالفعل دولة فاشلة. تشير الأرقام المروعة لوفيات الفيروس التاجي وحدها إلى دولة لا تستطيع العناية برعاياها، وهو ما لا يمكن وصفه بأنه نجاح.


في الواقع، يواجه الشعب البريطاني حقيقة مريرة مفادها أن الحياة التي يعيشها ظالمة بشكل صارخ. إنّ المناطق الأفقر إحصائياً لديها معدل وفيات أعلى بـ2.5 مرّة من المناطق الغنية، على الرّغم من كونها دولة غنية. إنّ الثروات ومقوّمات العيش في البلاد مكدّسة بشكل كبير لصالح الأثرياء بالفعل.


حيث يخطئ براون في الاقتراح القائل بأنه يمكن تعديل الديمقراطية وتوجيهها لتوفير مساواة أفضل وإنقاذ السفينة الغارقة، فإن الديمقراطية هي التي خلقت المشكلة في المقام الأول. تحمي الديمقراطية امتياز النخبة البريطانية، بينما تحرمها من أي شخص آخر. إنها تقدم فقط مظهر المساءلة والعناية بالناس. فالنخبة تحمي بعضها من الجماهير، ولكن في بعض الأحيان يكون عدم الرضا كبيراً لدرجة أنه يتعين عليهم تقديم بعض التنازلات الرمزية لإرضاء غضب الناس.


ومع ذلك، ترتبط الديمقراطية بشكل أساسي بالمبدأ الرأسمالي العلماني ولا يمكن فصلها عنها. هذا هو مصدر القيم والثقافة البريطانية، وهو يأتي مع الوعود الكاذبة بسيادة الشعب. ومن هنا، اشترى الناس حملة خروج بريطانيا من الاتحاد الأوروبي بشعارها "استعادة السيطرة".

على الرغم من أن النخبة أنفسهم كانوا يتشاجرون حول مسألة أوروبا وما إذا كانوا هم أنفسهم أفضل حالاً فيها أم خارجها، إلا أن إدراجهم للبلد بأكمله في صفهم فتح صندوق المشاكل باندورا، ولا توجد طريقة لوضع الغطاء مرةً أخرى.


بدلاً من "معرفة مكانهم" في التأجيل لفئات النخبة، يعتقد البريطانيون الآن أن لديهم الحق في أن يُسمع صوتهم، والاستياء من "جوني أجنبي" كما لم يحدث من قبل. بصرف النظر عن كارثة خروج بريطانيا من الاتحاد الأوروبي نفسها، نرى الأجانب الآن في كل مكان. يرى الأسكتلنديون الإنجليز كأجانب اغتصبوا سيادتهم، تماماً مثل الإيرلنديين والويلزيين أيضاً. قريباً سوف تستاء يوركشاير من المقاطعات المجاورة حيث يصبح الانقسام أعمق.


هذه هي المشكلة الأساسية في القومية. لا يمكن احتواؤها وإنما هي فقط مصدر انقسام وبؤس وليست قوة وطمأنينة. لكن بالنسبة للرأسماليين العلمانيين، ليس لديهم الكثير لتوحيد شعوبهم معها، على الرغم من طبيعتها الانقسامية. على هذا النحو، لا يمكن للرأسمالية إلا أن تنتج دولاً فاشلة، على الرغم من هيمنتها العالمية الحالية. لقد أصبحت الأيام معدودة حتما حيث يرى الناس العاديون مدى جور النظام بشكل فادح.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
يحيى نسبت
الممثل الإعلامي لحزب التحرير في بريطانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı