هل هناك من يكشف زيف أمريكا المحتلة ويطالب بتغيير النظام العالمي؟!
هل هناك من يكشف زيف أمريكا المحتلة ويطالب بتغيير النظام العالمي؟!

الخبر:   في يوم الثلاثاء، 3 آب/أغسطس، أكد وزير الخارجية الأمريكي أنتوني بلينكن، خلال محادثة هاتفية مع الرئيس الأفغاني أشرف غاني، التزام أمريكا القوي والدائم تجاه أفغانستان. وأعلن بيان وزارة الخارجية أن كلا الجانبين، بالإضافة إلى إدانته لهجمات طالبان "التي نتج عنها وقوع حياة الشعب وحقوق الإنسان بمنحى خطير"، أكدا على ضرورة التعجيل بالمحادثات الأفغانية للسلام والتفاهم السياسي. كما شددا على أهمية الحل السياسي، واحترام حقوق جميع الأفغان، بمن فيهم النساء والأقليات، وحق الشعب في أن يكون قادرا على انتخاب زعيمه، والالتزام بعدم استخدام الأراضي الأفغانية ضد أمريكا وحلفائها وشركائها.

0:00 0:00
Speed:
August 08, 2021

هل هناك من يكشف زيف أمريكا المحتلة ويطالب بتغيير النظام العالمي؟!

هل هناك من يكشف زيف أمريكا المحتلة ويطالب بتغيير النظام العالمي؟!

(مترجم)

الخبر:

في يوم الثلاثاء، 3 آب/أغسطس، أكد وزير الخارجية الأمريكي أنتوني بلينكن، خلال محادثة هاتفية مع الرئيس الأفغاني أشرف غاني، التزام أمريكا القوي والدائم تجاه أفغانستان. وأعلن بيان وزارة الخارجية أن كلا الجانبين، بالإضافة إلى إدانته لهجمات طالبان "التي نتج عنها وقوع حياة الشعب وحقوق الإنسان بمنحى خطير"، أكدا على ضرورة التعجيل بالمحادثات الأفغانية للسلام والتفاهم السياسي. كما شددا على أهمية الحل السياسي، واحترام حقوق جميع الأفغان، بمن فيهم النساء والأقليات، وحق الشعب في أن يكون قادرا على انتخاب زعيمه، والالتزام بعدم استخدام الأراضي الأفغانية ضد أمريكا وحلفائها وشركائها.

التعليق:

منذ بداية الاحتلال، لم تكن حكومات أمريكا وحلفائها صادقين أبدا مع شعوبهم وشعب أفغانستان، ولو للحظة واحدة. لأنهم في الأيام الأولى من الاحتلال، تحدثوا بصوت عال عن بناء دولة ديمقراطية، وإعادة الإعمار، وحقوق المرأة، وحقوق الإنسان، في حين ذكر ترامب وبايدن صراحة أن أهداف أمريكا في أفغانستان كانت تتعارض تماما مع ما كانا يرددانه سابقا. وقال ترامب: "نحن لا نبني الدولة مرة أخرى، بل نقتل الإرهابيين". وأضاف أيضا "... أن البقاء في أفغانستان مضيعة كاملة للوقت". أما الآن، فإن بايدن يعطي الخطاب نفسه الذي يقول "لم نذهب إلى أفغانستان لبناء دولة".

في أعقاب المقاومة الشرسة للمجاهدين الأفغان، بدأت أمريكا في ترديد نشيد السلام في زمن الاحتلال الذي صاحبته حرب دامية وخسائر مالية وبشرية ضخمة. وبعد اتفاق الدوحة، كانوا يتحدثون عن انسحاب قواتهم، حيث إن هذه العملية على وشك الانتهاء في الوقت الراهن. وفي حين تشن قواتها الجوية غارات على طالبان يوميا، فإن المدنيين والأطفال والنساء يقعون نتيجة لذلك في العدد الكبير من الضحايا، مما يتسبب في فرار آلاف الأفغان الأبرياء من ديارهم.

على الجميع أن يدرك أن أمريكا كذبت على كل من شعبها وشعب أفغانستان والعالم فيما يتعلق باحتلالها لأفغانستان. عليهم أيضا إدراك أن عملية السلام هي مجرد كذبة لأن هذه لا تبدو عملية سلام، ولكنها عملية انسحاب آمن لقوات أمريكا وحلف شمال الأطلسي من أفغانستان.

فهي الآن، من ناحية، تعلن التقدم في عملية الانسحاب خطوة بخطوة؛ بينما من ناحية أخرى، فإنها تشن ضربات جوية بشكل يومي للحفاظ على التوازن في ساحات القتال لصالح حكومتها العميلة. كما تحافظ أمريكا أيضاً على تمويل القوات الأفغانية وتجهيزها، حيث أكد وزير الخارجية الأمريكي، في محادثة هاتفية مع أشرف غاني، على "الالتزام القوي والمستدام لأمريكا تجاه أفغانستان"، مما وضع الأفغان في مستنقع كامل من الحرب بتكلفة كبيرة؛ من أجل الانتقام لخسائرهم وهزائمهم المخزية من خلال عدم السماح للمجموعة المنتصرة بالتحول إلى نموذج ملهم للمجموعات الأخرى من الأمة لتكون قادرة على القتال ضد المستعمرين.

هذا الشر الذي يحتمل أن يسود أمريكا، من ناحية، يهدف إلى نشر الإرهاب بين الأفغان، بينما من ناحية أخرى، يجعل السفارات وبعثة الأمم المتحدة لتقديم المساعدة إلى أفغانستان واللجنة الأفغانية لحقوق الإنسان لنشر تقارير عن أفغانستان لتصويرها كملاذ للإرهاب، مما يجعل البلاد غير مناسبة للمترجمين وأولئك الذين عملوا مع الغربيين من خلال توسيع خططها لنقلهم إلى أمريكا وأوروبا. وفي الوقت نفسه، فإن أمريكا، بالتعاون مع عملائها في باكستان وتركيا وإيران والهند والسعودية، أصابت الأفغان بشدة بالحرب الشاملة والبطالة والفقر والتشريد.

يجب على الأفراد الواعين في أمريكا والعالم أن يتساءلوا عن الذين يقفون وراء الوضع الفوضوي الحالي في أفغانستان ناهيك عن الاحتلال وأمريكا وحلفائها وعملائها؟! أليست أمريكا هي التي كثفت الوضع الراهن في أفغانستان؟!

كما وصف المفتش العام الأمريكي الخاص لإعادة إعمار أفغانستان "سيغار" في تقرير جديد أن الحكومة الأفغانية تعاني من "أزمة وجودية". أليست أمريكا نفسها هي التي كثفت الحرب للحفاظ على الجمهورية والمكاسب التي تحققت في السنوات العشرين الماضية من خلال توقيع اتفاق الدوحة مع طالبان للانسحاب الآمن لقواتها، وفي وقت لاحق، تقديم دعم واسع النطاق للحكومة لمنع سقوطها من أجل الحفاظ على التوازن على جبهات القتال من خلال شن الغارات؟!

لذلك، يجب على جميع العناصر المخلصة داخل طالبان والحكومة الذين لديهم على الأقل ذرة من الإيمان في قلوبهم أن يدركوا النفاق الأمريكي، وبدلا من محاربة الأفغان وقتل المدنيين وتدمير المرافق العامة، يجب أن يتكاتفوا ضد الاحتلال وأعوانه من خلال الجهاد حتى يتم طرد آخر فرد من الاحتلال وعملائه. ولن يحدث هذا الأمر إلا إذا ركزوا على القضية الحيوية للمسلمين، الغائبة عن الساحة الدولية منذ قرن، أي إقامة الخلافة مع مسلمي المنطقة وحزب التحرير. لا تسمحوا لأمريكا وحلفائها بفرض نظام علماني بثوب إسلامي، مما يجعله يُظن أنه مخطط إسلامي على مجاهدي أفغانستان لأن هذا النظام لا يمكن أن يحل مشكلة الشعب الأفغاني المسلم وليس هو بأمر يرضي الله سبحانه وتعالى.

#Afghanistan        #Afganistan

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سيف الله مستنير

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية أفغانستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı