هل مشروع القانون رقم 355 هو مشروع قانون إسلاميّ؟ (مترجم)
هل مشروع القانون رقم 355 هو مشروع قانون إسلاميّ؟ (مترجم)

الخبر: تجمعت أعداد كبيرة في بادانغ مربوك، كوالالمبور يوم السبت 18 شباط/فبراير 2017 لدعم مشروع القانون من المحكمة الشرعية (القضاء الجنائي) المادة رقم 1965 (مشروع القانون رقم 355). وكان هنالك تضارب في الآراء قبل وبعد الاجتماع بين الباحثين والسياسيين حول هذا المشروع. والذي تطور في بعض الأحيان إلى هجوم شخصي. ونتيجة لذلك أصبح الوضع محتدا. حيث بدأت المصالح السياسية والأنانية بالظهور في الوقت الذي حصلت فيه القضية على الكثير من الاهتمام. أما بالنسبة للمسلمين الذين يفكرون بشكل سليم، فإن المسألة يمكن حلها بشكل سهل. ولكن أولئك المهووسين بانتماءاتهم السياسية وتطلعاتهم، فسيستمرون بالغرق في تفكير عقيم وجدالات لا تنتهي.

0:00 0:00
Speed:
March 03, 2017

هل مشروع القانون رقم 355 هو مشروع قانون إسلاميّ؟ (مترجم)

هل مشروع القانون رقم 355 هو مشروع قانون إسلاميّ؟

(مترجم)

الخبر:

تجمعت أعداد كبيرة في بادانغ مربوك، كوالالمبور يوم السبت 18 شباط/فبراير 2017 لدعم مشروع القانون من المحكمة الشرعية (القضاء الجنائي) المادة رقم 1965 (مشروع القانون رقم 355). وكان هنالك تضارب في الآراء قبل وبعد الاجتماع بين الباحثين والسياسيين حول هذا المشروع. والذي تطور في بعض الأحيان إلى هجوم شخصي. ونتيجة لذلك أصبح الوضع محتدا. حيث بدأت المصالح السياسية والأنانية بالظهور في الوقت الذي حصلت فيه القضية على الكثير من الاهتمام. أما بالنسبة للمسلمين الذين يفكرون بشكل سليم، فإن المسألة يمكن حلها بشكل سهل. ولكن أولئك المهووسين بانتماءاتهم السياسية وتطلعاتهم، فسيستمرون بالغرق في تفكير عقيم وجدالات لا تنتهي.

التعليق:

لا يحق لأي مسلم رفض تشريعات الله، فذلك ليس فقط كبيرة من الكبائر وإنما قد يفسد إيمان الفرد. إلّا أن السؤال الذي يحتاج إلى إجابة في هذه الحالة هو؛ هل مشروع القانون رقم 355 هو شرع من عند الله تعالى لا يمكن إنكاره أو مخالفته؟ هذا هو السؤال الأهم الذي يحدد المسألة بأكملها. للوهلة الأولى، فإن رغبة الجماهير في دعم وضمان موافقة البرلمان على مشروع القانون رقم 355 يعكس حماس المسلمين لتطبيق قوانين الشريعة الإسلامية. ولكن مع الأسف، فإن الكثيرين لا يدركون أن الرغبة والطموح لتطبيق قوانين الشريعة الإسلامية يجب أن تسلك الطريق الصحيح.

إن طريق النظام البرلماني الديمقراطي والعلماني ليس هو أبدًا الطريق الصحيح لفرض الشريعة الإسلامية. وذلك لأن النظام الديمقراطي قائم على مبدأ السيادة للشعب حيث يشترط موافقة الأغلبية قبل الموافقة على القانون، بما فيه تشريعات الله عز وجل. بمعنى آخر، لن يتم تطبيق أي قانون من شريعة الإسلام قبل موافقة الأغلبية! ومن خلال نظام الكفر هذا، فإنه تم اعتبار البشر بأنهم هم الذين يسنون القوانين!! وهذا أمر محظور في الإسلام وقد يوقع الفرد في الشرك إذا صاحبه الاعتقاد. فكيف يمكن لحكم الله أن يخضع لرغبة الأكثرية؟ فمن الواضح أن عملية سن القوانين في البرلمان لن تجعل من أي قانون قانونًا من الشريعة الإسلامية، وذلك لأن قوانين الشريعة الإسلامية لا تخضع أبدًا لأي قرار أو اختيار أو موافقة من البشر.

بالإضافة إلى ذلك، وحسب الأحكام الحالية لمشروع القانون رقم 355، فإنه لن يتم تطبيق القانون على غير المسلمين، بينما تطبَّق قوانين الشريعة الإسلامية على الجميع، بغض النظر إن كانوا مسلمين أو من أهل الكتاب أو وثنيين. إلاّ أن الشريعة حددت بعض القضايا التي لا تطبق فيها الشريعة الإسلامية على غير المسلمين، كالقضايا المتعلقة بالزواج، والملبوسات، والمطعومات، والمشروبات. أما الأحكام الشرعيّة المتعلقة بالجنايات والحدود والتعزير والمخالفات والمعاملات فإنها تطبّق على المسلمين وغير المسلمين على السواء. حيث ورد في القرآن والحديث الكثير من النصوص التي تبيّن خضوع غير المسلمين أيضا للشريعة الإسلاميّة. حيث قال تعالى: ﴿إِنَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللَّهُ وَلا تَكُنْ لِلْخَائِنِينَ خَصِيمًا﴾ [سورة النساء: 105].

وعلى الرغم من أن مشروع القانون ينص على 100 جلدة على الأكثر ويبدو أنه يتوافق مع الشريعة، إلا أنه من الضروري أن نتذكر أن قوانين الشريعة الإسلامية هي قوانين تأتي من الدين الإسلاميّ وليس من موافقة الأغلبية من البشر. فإذا تم تطبيق القوانين بناء على موافقة الأغلبية بدلا من أن تكون على أساس العقيدة، فما الفرق عندها إذا قامت دولة مثل الولايات المتحدة مثلا بالموافقة على قانون 80 جلدة لشاربي الخمر، وبين ماليزيا التي نصت أيضا على 80 جلدة لنفس الجريمة؟ فعلى الرغم من أن عدد الجلدات يوافق ما نص عليه الإسلام، هل يمكننا القول بأن الولايات المتحدة طبقت حدود الله على شاربي الخمر؟ إن القوانين التي تأتي من موافقة البشر ليست هي أبداً تشريعات إسلاميّة، بل قوانين من صنع البشر.

إنه من المحزن جدا أن نرى المسلمين قد احتشدوا لحضور الاجتماع حول مشروع القانون رقم 355، إلا أنهم وفي الوقت ذاته فشلوا في إدراك أن هذا الاجتماع مماثل لدعم "الموافقة على قوانين الشريعة الإسلامية من قبل الأغلبية". كما أن هذا الاجتماع يبرهن أن الصراع مع البرلمان ليس مجديا من أجل تطبيق الشريعة الإسلامية، ولكن الأسوأ منه أيضا، هو أن هذا الاحتشاد يخدم بنفسه هدف الديمقراطية بجعلها أعلى من الإسلام! إن شاء الله يفتح على قلوبنا ليجعلنا نرى الحق حقا والباطل باطلا ولْنَسْعَ لنهيئ ماليزيا وغيرها من البلاد الإسلامية لتطبيق الشريعة الإسلامية والإخلاص لها ضمن حدود دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد ـــ ماليزيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı