هل ستسير طالبان على خطا منظمة التحرير الفلسطينية؟!
هل ستسير طالبان على خطا منظمة التحرير الفلسطينية؟!

الخبر:   تُعقدُ اليوم في النرويج محادثات بين مسؤولين كبار في حركة طالبان الأفغانية ومبعوثين من واشنطن والدول الأوروبية وشخصيات من المجتمع المدني الأفغاني؛ وتركّز المحادثات التي تجري في أوسلو على حقوق الإنسان والأزمة الإنسانية في أفغانستان، حيث يهدد الجوع الملايين من السكان، وسيرأس وفد الحركة وزيرُ الخارجية في حكومتها أمير خان متقي.

0:00 0:00
Speed:
January 25, 2022

هل ستسير طالبان على خطا منظمة التحرير الفلسطينية؟!

 هل ستسير طالبان على خطا منظمة التحرير الفلسطينية؟!

الخبر:

تُعقدُ اليوم في النرويج محادثات بين مسؤولين كبار في حركة طالبان الأفغانية ومبعوثين من واشنطن والدول الأوروبية وشخصيات من المجتمع المدني الأفغاني؛ وتركّز المحادثات التي تجري في أوسلو على حقوق الإنسان والأزمة الإنسانية في أفغانستان، حيث يهدد الجوع الملايين من السكان، وسيرأس وفد الحركة وزيرُ الخارجية في حكومتها أمير خان متقي.

التعليق:

بعد رفض قادة حركة طالبان عرض حزب التحرير لهم بإقامة دولة تحكم بالكتاب والسنة، وبعد رفض قادة الحركة وضع قضيتهم على طاولة الأمة الإسلامية، وبعد أن أصبح أهل أفغانستان - خلال أشهر قليلة - بين جياع لا يجدون لقمة العيش وبين مصطفّين على الحدود والمطارات هربا من البلاد، حتى تفرغ من الطاقات البشرية التي كان يفترض أن تُستغل لبنائها، بعد كل هذا وغيره من المآسي، يمّم قادة الحركة وجوههم نحو الغرب المتربص بالإسلام والمسلمين، والذي لطالما مكر بأهل أفغانستان وشكّل التحالفات العسكرية والجيوش الجرارة التي دكّت حصون أفغانستان وقتلت أهلها ورملت نساءها ويتمت أطفالها! فهل غاب كل هذا عن هؤلاء القادة ومُحي من ذاكرتهم أم مثل هؤلاء يكون أهلا للقيادة؟!

حين ذهب قادة منظمة التحرير الفلسطينية إلى أوسلو في عام 1993م، بدأت الفصول الأخيرة لتصفية قضية فلسطين، والتي تمخض عنها تشكيل سلطة فلسطينية تعمل ذراعا أمنيا عند دولة يهود المحتلة لفلسطين، وكذلك ستكون المباحثات التي ستعقد مع طالبان، وهذا الذي كشف عنه مسؤول في وزارة الخارجية الأمريكية؛ بأن المواضيع التي ستطرح على جدول الأعمال هي: "تشكيل نظام سياسي تمثيلي، والاستجابة للأزمات الإنسانية والاقتصادية الملحّة والمخاوف الأمنية وتلك المتعلقة بمكافحة الإرهاب وحقوق الإنسان، وبخاصة تعليم الفتيات والنساء".

فالذي سيتم الاتفاق عليه بين الطرفين ولن يتخلف قادة طالبان في تنفيذه هو: تشكيل نظام سياسي وظيفي مدني على المقاس الغربي، لا يحكم بالإسلام، بل ويحول دون عودة الإسلام ويلاحق العاملين لعودته، وهو ما سمّاه المسؤول "مكافحة الإرهاب"، والمطلوب أيضا تغريب المجتمع في أفغانستان المحافظ وعلمنته، كما يفعل ابن سلمان في بلاد الحرمين، وهو ما يتستر خلفه الغرب بستار "تعليم الفتيات والنساء".

حتى يضمن الغرب تطبيق قادة الحركة وتنفيذها لهذه المؤامرات على أهل أفغانستان، أو قل حتى يتمكن هؤلاء القادة من تسويق ما أُمروا به، لم يقدّم الغرب أيّة خطوة ولو على سبيل إظهار "حسن النوايا"، فلم تعترف أي دولة حتى الآن بحكومة طالبان! وحتى استضافتهم وقبول زيارتهم للنرويج، فإنها لم تكن اعترافاً ضمنياً بهم، فقد أكّد وزير الخارجية النرويجي أنيكين هويتفيلد على أن المحادثات "لا تعني إضفاء للشرعية على طالبان وليست اعترافا بها".

 لقد توقفت بشكل مفاجئ المساعدات الدولية في حكومة غاني، والتي موّلت حوالي 80 في المائة من الميزانية الأفغانية، وجمدت الولايات المتحدة مبلغ 9.5 مليار دولار من الأصول الأفغانية في البنوك الأمريكية، فنتج عن ذلك تدهور كبير للوضع في أفغانستان، وقد حذّرت الأمم المتحدة من أن خمسة وتسعين في المائة من الشعب الأفغاني سيعانون من الجوع، وارتفعت معدلات البطالة بشكل كبير، ولم تُدفع رواتب موظفي الحكومة منذ شهور في البلاد التي دمرتها موجات عديدة من الجفاف... ومن هذه المعطيات يمكن للمراقب أن يخلص إلى أن ذهاب الحركة إلى أوسلو لم يكن للتفاوض، فلا يوجد بين يدي الحركة أي ورقة يفاوضون عليها، تماما كما حصل مع قادة منظمة التحرير حين وضعوا السلاح وفرطوا في دماء الشهداء، وذهبوا إلى أوسلو، فلم تكن هناك مفاوضات بين فريقين، بل حفنة من الخونة ذهبوا لأخذ الأوامر وتوزيع أدوار الخيانة في تصفية قضية فلسطين، والحقيقة هي أن طالبان ستصير إلى ما صار مع منظمة التحرير؛ ذهبوا إلى أوسلو بعد أن قطعوا على أنفسهم مختلف العهود بالانصياع التام للمجتمع الدولي الصليبي الحاقد، وسيعودون إلى أفغانستان لتنفيذ ما أُمروا به من خيانات!

إن لم يتدارك المخلصون من أهل أفغانستان ومن الحركة أمرهم، فإن تضحياتهم الجسام التي قدموها سينتهي بها المطاف إلى ما انتهت إليه تضحيات أهل فلسطين، سلطة مسخ تحت حراب يهود، وهم كذلك، دولة مدنية ضعيفة هشة فقيرة، تعتمد على رضا الحلف الصليبي عنها، وبهذا يكونون قد خسروا الدنيا والآخرة، لذلك يجب عليهم العودة لقبول عرض حزب التحرير وإعطائه النصرة لإقامة الخلافة التي تعتمد أولا على الله سبحانه وتعالى ثم على جهود الأمة الإسلامية.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

بلال المهاجر – ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı