Kabil Dünyanın Susuz Kalan İlk Başkenti mi Olacak?!
(Çeviri)
Haber:
Afganistan Ulusal Çevre Koruma Ajansı Başkanı, Afganistan'ın Brezilya'daki Otuzuncu Taraflar Konferansı'na resmen katılması çağrısında bulundu. Afganistan'ın gözlemci statüsüne son verilmesinin gerekliliğini ve bu konferanslara etkin bir şekilde katılma ve iklim değişikliğinin sonuçlarıyla ilgili sesini yükseltme hakkına sahip olduğunu vurguladı. Ülkenin kuraklık, su kıtlığı, ani seller ve ekilebilir arazilerin azalmasıyla karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Yorum:
Mercy Corps örgütü tarafından yayınlanan yakın tarihli bir rapor, Kabil'in dünyada kapsamlı bir su kriziyle karşı karşıya kalan ilk modern başkent olabileceği konusunda uyarıyor. Bu kriz, iklim değişikliği, su kaynaklarının kötü yönetimi, hızlı nüfus artışı ve kentleşme gibi bir dizi faktörün sonucu olarak daha da kötüleşti.
Afganistan şiddetli bir kuraklık yaşıyor, bu da su kaynaklarının tahrip olmasına, kırsal nüfusun göçüne ve topraklarının %75'inden fazlasının çölleşmesine yol açtı. Bu çevresel kriz, milyonlarca insanı açlık, yetersiz beslenme ve kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakarak geçim kaynaklarını ciddi şekilde tehdit ediyor. Bu iklim değişikliklerinin bir sonucu olarak, Afganistan'ın doğu ve kuzeydoğu illerinde ve ayrıca Durand Hattı'nın arkasında da şiddetli seller gördük; bu seller aile ölümlerinin ve yaygın yıkımın yürek burkan görüntülerini beraberinde getirdi.
Birleşmiş Milletler, Otuzuncu Taraflar Konferansı ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi gibi kurumlar da dâhil olmak üzere uluslararası çevre yapılarının karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri, küresel işbirliği gibi görünmelerine rağmen, gerçekte büyük güçlerin ve kapitalist sistemin çıkarlarına tabi olmalarıdır. Bu güçler - özellikle Amerika, Çin ve sanayileşmiş ülkeler - dünyanın en büyük kirleticileri ve iklim değişikliğinin ana itici gücü olmasına rağmen, iklim vaatlerini yerine getirme ve iklim adaletini finanse etme konusunda en az bağlılığı gösteriyorlar. Amerika'nın Paris Anlaşması'ndan siyasi olarak çekilmesi ve geri dönmesi ve mali yükümlülüklerini yerine getirememesi, yapısal istikrarsızlığa örnektir.
Ek olarak, iklim değişikliğinin temel nedenleri, maddi değeri manevi, insani ve ahlaki değerlere öncelik veren bir sistem olan kapitalizmin ilkesel ve ekonomik temellerinden kaynaklanmaktadır. Fosil yakıtların aşırı kullanımı, doğal kaynakların sürekli sömürülmesi, ormansızlaşma ve aşırı tüketim, tümü bu dünya görüşünden kaynaklanmaktadır. Bu sistematik yozlaşma, Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın Kur'an-ı Kerim'de şöyle tarif ettiği şeydir: ﴿İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesat çıktı﴾.
Öte yandan, Afgan hükümetinin bu konularla ilgili iç politikadaki duruşu ve doğal afetlere müdahale edecek kurumlar oluşturması tatmin edici değil. Daha derin sorun ise Taliban'ın dış politikada tarafsızlık iddia etmesidir; oysa bu tutum, bu karmaşık küresel gerçeklik karşısında dini veya akli olarak yeterli ve haklı değildir. Dünyaya siyasi, ekonomik, kültürel ve hatta çevresel olarak egemen olan yoz bir sistem karşısında tarafsızlık mümkün değildir ve etkili de değildir. Afganistan sera gazı emisyonları konusunda tarafsız olmasına ve bunlara neden olmakta hiçbir payı olmamasına rağmen, iklim değişikliğinden en çok etkilenen on ülkeden biridir.
Dünya bize zarar verme konusunda tarafsız değil. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi tarafından yayınlanan bir rapora göre, Afganistan kuraklık, sel, deprem ve fırtınalar da dâhil olmak üzere doğal afetlerden ve iklim değişikliğinden en çok etkilenen on ülke arasında yer alıyor. INFORM Risk Endeksi 2023'e göre Afganistan dördüncü sırada yer alırken, Notre Dame Küresel Uyum Endeksi'nde sekizinci sırada yer alıyor; buna rağmen ülke sera gazı emisyonlarına yalnızca küçük bir katkıda bulunuyor. Bu nedenle, temel sorun küresel düzeyde hayatın her alanına nüfuz etmiş ve hatta insanların zihniyetini ve yaşam tarzını şekillendirmiş köklü ve yoz bir sistemde yatmaktadır. Bu yapının bütünleşmesi veya içine dâhil olması krize çözüm değildir; aksine, krizin kendisinin daha zayıf ve daha bağımlı bir şekilde yeniden üretilmesidir.
Bu krize gerçek çözüm, İslami çözümlere başvurmak ve nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti kurmaktır. Ancak ilahi sisteme dönerek ve İslami hükümleri yönetim düzeyinde uygulayarak, yoz küresel sisteme meydan okunabilir ve insanlık, toplum ve doğa fıtri haline geri döndürülebilir. Aksi takdirde, insanlık, insanlar veya gezegen için gerçek bir kurtuluş yolu olmaksızın, kapitalist yapılara bağımlı, kısır bir döngüye mahkûm kalacaktır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazılmıştır.
Yusuf Arslan
Hizb-ut Tahrir Afganistan Vilayeti Medya Bürosu Üyesi