هل تتوقع الأمة الحل من أمريكا وعملائها؟!!
هل تتوقع الأمة الحل من أمريكا وعملائها؟!!

الخبر:   تزداد المشاكل اليومية يوما بعد يوم في لبنان حتى يكاد الناس يصلون إلى اليأس في حل مشاكلهم المستعصية، ولا يتوقعون حلا لها عن طريق حكامهم العملاء لأمريكا والغرب الكافر، ولا هم يثقون بالنظام الوضعي الجائر العفن الذي جلب عليهم الويلات.

0:00 0:00
Speed:
August 14, 2021

هل تتوقع الأمة الحل من أمريكا وعملائها؟!!

هل تتوقع الأمة الحل من أمريكا وعملائها؟!!

الخبر:

تزداد المشاكل اليومية يوما بعد يوم في لبنان حتى يكاد الناس يصلون إلى اليأس في حل مشاكلهم المستعصية، ولا يتوقعون حلا لها عن طريق حكامهم العملاء لأمريكا والغرب الكافر، ولا هم يثقون بالنظام الوضعي الجائر العفن الذي جلب عليهم الويلات.

التعليق:

ليس غريبا ولا عجيبا أن يثور الناس على الحكام في لبنان وفي كل مكان حيث هناك الجور والظلم وسرقة الأموال العامة وعدم الاهتمام بشؤونهم، وبالتالي عدم رعاية شؤونهم رعاية حقيقية، وهي حقيقة السياسة بمفهومها الشامل والواقعي والشرعي الذي طبقه رسول الله ﷺ باعتباره رئيس دولة، وكذلك الخلفاء من بعده.

إن النظام في لبنان وفي كل بلاد المسلمين لا يمكن اعتباره نظاما إسلاميا، بل هو نظام علماني طاغوتي لا يمت إلى الإسلام بصلة، وهذا لعمري أس البلاء والذل والفقر والجهل الذي نعيشه في كل بلادنا الإسلامية ومنها لبنان.

الطبيب البارع هو الذي يشخص الداء ويصف له الدواء. والعلاج الطبيعي هنا هو تطبيق نظام الإسلام تطبيقا كاملا في الاقتصاد والسياسة والجيش والمجتمع والتربية والزراعة والصناعة... وإيجاد فرص عمل لكل قادر على العمل، والاهتمام بكل فرد من أفراد الرعية مسلما كان أم غير مسلم لإشباع كل حاجاته الأساسية من مأكل ومسكن وملبس. ولكن هذا النظام الذي أمرنا رب العالمين به يحتاج إلى رجال أوفياء أتقياء لا يخافون إلا الله سبحانه وتعالى.

أما أمريكا والغرب فهم يهيمنون على البلاد الإسلامية، ومنها لبنان، بالقوة والاحتيال عن طريق العملاء الخونة الرويبضات من أبناء الأمة، الذين لا يرفضون أمرا لأسيادهم الكفار.

لذلك نقولها بصراحة قوية مدوية إن الأمة الإسلامية لن تستطيع الخلاص من أمريكا والغرب وعملائهم إلا عن طريق واحدة وهي: تغيير الأنظمة الغربية المطبقة عليها وإقامة نظام الإسلام؛ وذلك بتسليم قيادتها لحزب التحرير، الذي عرفته وعرفت إخلاصه وتقواه ووضوح أفكاره ومشروعه الجاهز للتطبيق فورا بكل أجهزته عندما يتوفر في الأمة من يكون جاهزا للتضحية والفداء بالكفاية المطلوبة للبدء بإزالة الحدود وتوحيد الأمة الإسلامية في دولة واحدة جامعة وقطع دابر الطامعين من أمريكا والغرب الكافر.

عندها فقط نتخلص من كل المستعمرين والعملاء الخونة الرويبضات أذنابهم، فنقضي على الرأس ولا نبالي بالذنب حيث ستعرف الأمة حق المعرفة ماذا ستفعل به قريبا بإذن الله سبحانه وتعالى.

هذه هي رعاية شؤون الأمة الحقيقية التي ندعوكم لها دون إضاعة الوقت في الحلول التي تضعها أمريكا لكم في لبنان والمنطقة كلها بوجوه جديدة.

أمريكا والغرب كله مدركون خطورة قيام دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، التي نعمل لها بجد، على مصالحهم؛ ولذلك يعملون جاهدين لمحاولة تأخير قيامها.

أما الأمة الإسلامية فعليها أن تعقد العزم وتري العالم نور الإسلام باعتباره نظام الحكم الذي يبحث العالم كله عنه، ونسأل الله سبحانه وتعالى أن يهيئ للأمة من يرينا ذلك قريبا بإذن الله سبحانه وتعالى، وما ذلك على الله بعزيز.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد جابر

رئيس لجنة الاتصالات المركزية لحزب التحرير في ولاية لبنان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı