هل يحتاج العالم إلى مجموعة العشرين؟
هل يحتاج العالم إلى مجموعة العشرين؟

  الخبر: ستجتمع القمة السنوية لمجموعة العشرين من قادة العالم سعياً لتحقيق هدف سامٍ وهو تنسيق السياسات للاقتصاد العالمي. ويتضمّن جدول أعمال نيودلهي تغيّر المناخ، والتنمية الاقتصادية، وأعباء الديون في البلدان المنخفضة الدّخل، فضلاً عن التضخّم الناجم عن الحرب الروسية في أوكرانيا. إذا تمكن الأعضاء من التوصّل إلى توافق في الآراء بشأن أي من هذه المواضيع أو جميعها، فسوف يصدرون إعلاناً رسمياً مشتركاً في النهاية. (نيويورك تايمز، 6 أيلول/سبتمبر 2023)

0:00 0:00
Speed:
September 14, 2023

هل يحتاج العالم إلى مجموعة العشرين؟

هل يحتاج العالم إلى مجموعة العشرين؟

(مترجم)

الخبر:

ستجتمع القمة السنوية لمجموعة العشرين من قادة العالم سعياً لتحقيق هدف سامٍ وهو تنسيق السياسات للاقتصاد العالمي. ويتضمّن جدول أعمال نيودلهي تغيّر المناخ، والتنمية الاقتصادية، وأعباء الديون في البلدان المنخفضة الدّخل، فضلاً عن التضخّم الناجم عن الحرب الروسية في أوكرانيا. إذا تمكن الأعضاء من التوصّل إلى توافق في الآراء بشأن أي من هذه المواضيع أو جميعها، فسوف يصدرون إعلاناً رسمياً مشتركاً في النهاية. (نيويورك تايمز، 6 أيلول/سبتمبر 2023)

التعليق:

مجموعة العشرين أو G20 هي منتدى حكومي دولي يضم 19 دولة والاتحاد الأوروبي. ويعمل على معالجة القضايا الرئيسية المتعلقة بالاقتصاد العالمي، مثل الاستقرار المالي الدولي، والتخفيف من آثار تغيّر المناخ، والتنمية المستدامة.

تتألف مجموعة العشرين من معظم وزارات المالية في أكبر الاقتصادات في العالم، بما في ذلك البلدان الصناعية والنامية. فهي تمثل حوالي 80٪ من الناتج العالمي الإجمالي و75٪ من التجارة الدولية.

في سياق الدول الرأسمالية القوية، يُنظر إلى مجموعة العشرين على أنها أداة أخرى تستخدم لتعزيز مصالحها والسيطرة على موارد العالم الثالث. وتحت ستار النظام العالمي والقانون الدولي، يفرض الغرب قواعد تخدم مصالحه في المقام الأول، بينما يعيث فساداً في العالم الثالث غالباً. ويرجع هذا الخراب إلى سياسات مثل التجارة الحرّة والأدوات السياسية التي اتّسمت بها وصفات ما بعد إجماع واشنطن. عندما لا يتوافق قانون أو قاعدة مع مصالح دولة استعمارية قوية، فإنها تتحايل عليها، كما يتّضح من رفض الولايات المتحدة منذ فترة طويلة الالتزام بالاتفاق الإجماعي بشأن تغير المناخ، اتفاق كيوتو، بسبب المخاوف بشأن تغير المناخ وتأثيره على صناعتها النفطية.

لقد فشل منتدى مجموعة العشرين في توفير الاستقرار المالي وحماية البيئة على نطاق عالمي، الأمر الذي دفع حتى المفكرين الغربيين إلى مناقشة عيوبه علانية. وكما كتب داني رودريك وستيفن والت العام الماضي في مجلة فورين أفيرز، "من الواضح على نحو متزايد أن النهج القائم الموجه نحو الغرب لم يعد كافيا لمعالجة القوى العديدة التي تحكم علاقات القوّة الدولية". وتوقّعوا مستقبلاً يتمتع بقدر أقل من الاتفاق والإجماع، حيث "سوف تكون الغلبة لتفضيلات السياسة الغربية أقل" و"لا بد من منح كل دولة فسحة أكبر في إدارة اقتصادها ومجتمعها ونظامها السياسي".

لقد عانى العالم بسبب الدول الاستعمارية التي لها نفوذ كبير على مستوى العالم. كما واجه صعوبات بسبب المجموعات أو المجتمعات أو التنظيمات التي شكّلتها هذه القوى الكبرى.

بالإضافة إلى ذلك، يرتبط الاستعمار الجديد ارتباطاً وثيقاً بفكرة كسب المال ونهب موارد العالم الثالث. لقد تسبب في العديد من المشاكل. وسيظلّ العالم يعاني طالما أن الناس يؤمنون بفكرة النظام العالمي. وتسيطر الدول الاستعمارية القوية على كل شيء، ويستمر الاستعمار الجديد. لذا، لا يمكننا أن نجعل العالم مكاناً أفضل وأكثر سعادة ما لم نتعامل مع هذه المشاكل الثلاث: النظام الدولي، وسيطرة وهيمنة القوى الاستعمارية الكبرى، ووجود الاستعمار الجديد.

إن التعطش إلى السلطة والثروة في الدول الاستعمارية لن يتوقف. ولا بدّ من تغيير الفكرة التي يتبناها الكثيرون بشأن مفهوم التحالفات بين القوى العظمى والدول القوية. إن إدارة العلاقات الدولية التي تمّ تنظيمها من خلال تحالفات القوى العظمى أو الدول القوية قد تسببت في إحداث فوضى في العالم ما تسبب في انتشار البؤس واليأس. لقد تواطأ الأقوياء وتعاونوا معاً للسيطرة على الضعفاء. تشكل الدول القوية هياكل ومؤسسات تتقاسم من خلالها السلطة والنفوذ والموارد فيما بينها.

إن الخلافة على منهاج النبوة القائمة قريبا بإذن الله سوف تحشد الرأي العام الدولي ضد مفهوم التحالفات بين القوى الكبرى. وستبدأ هجوماً سياسياً وفكرياً قوياً على الطريقة التي يتمّ بها تنظيم علاقات القوة في العالم اليوم، حيث ستطالب كل دولة بإدارة سياستها الخارجية وفقاً لمصالحها خارج الهياكل الرسمية والتحالفات والمؤسسات الدولية. وبالتالي فإن صعود دولة الخلافة على المسرح الدولي سيؤدي إلى تغيير جذري في طبيعة وسلوك العلاقات الدولية، وسوف يكسر سيطرة القوى الاستعمارية الكبرى على العالم.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

المهندس زيشان – ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı