هل يتوقع لحكومة لبنان الجديدة حل مشكلة من مشاكله الكثيرة؟
هل يتوقع لحكومة لبنان الجديدة حل مشكلة من مشاكله الكثيرة؟

  الخبر: حصلت الحكومة الجديدة في لبنان على ثقة المجلس النيابي بـ63 صوتا بعد أن أعلنت أنها ستعمل على تحسين الأمور الاقتصادية والمالية قدر الإمكان رغم صعوبة الأمر، كما ورد في بيانها الوزاري.

0:00 0:00
Speed:
February 14, 2020

هل يتوقع لحكومة لبنان الجديدة حل مشكلة من مشاكله الكثيرة؟

هل يتوقع لحكومة لبنان الجديدة حل مشكلة من مشاكله الكثيرة؟


الخبر:


حصلت الحكومة الجديدة في لبنان على ثقة المجلس النيابي بـ63 صوتا بعد أن أعلنت أنها ستعمل على تحسين الأمور الاقتصادية والمالية قدر الإمكان رغم صعوبة الأمر، كما ورد في بيانها الوزاري.


التعليق:


لا بد من تبيان أن حكومة حسان دياب هي بالفعل حكومة أمريكا التي طلبت من الحريري قبل ذلك الاستقالة وعدم الرجوع عنها رغم كل المحاولات والضغوطات ليرسي الأمر بعد عدة مناورات على نائب رئيس الجامعة الأمريكية لتكليفه بتأليف الحكومة بعد أن هيأت له الأمر من القوى السياسية المحسوبة عليها والضغط على من ليس معها كليا.


لذلك كان واضحا أن أمريكا هي التي طلبت من رئيس مجلس النواب تأمين النصاب بأي شكل أو بلغة بري نفسه، "بفعل السبعة وذمتها"، كما طلبت من الجيش تأمين الأمن لوصول النواب إلى قاعة المجلس.
فإذا كانت أمريكا هي التي شكلت حكومة لبنان، فماذا تريد يا ترى من وراء ذلك؟


أولا: تريد ترويض الحراك الشعبي وتنفيسه إلى درجة تستطيع بعدها صياغة لبنان صياغة جديدة بطبقة سياسية جديدة تلائم صياغة المنطقة المحيطة بلبنان وبخاصة سوريا والعراق، ولذلك نجد أن أمريكا تستخدم الأساليب نفسها في العراق ولبنان من ناحية تشكيل الحكومة من خارج الطبقة السياسية الحاكمة الفاسدة والتقليدية ضاغطة على هذه الطبقة بشكل أو بآخر للقبول بالحل الذي تريده مهددة إياهم بفضح سرقاتهم للأموال العامة لأنها أعلم الناس بهم وقد حصلت طبعا بمعرفتها ورضاها.


ثانيا: تريد أمريكا أن يبقى لبنان والمنطقة في حال عدم توازن في الوقت الحاضر، بانتظار الحلول النهائية للمنطقة، ولكنها لا تريد له أن يموت، ليس خوفا عليه، بقدر ما هو حرص على كيان يهود.


لذلك جاءت بالحكومة الجديدة لتمنع حكام لبنان، عملاءها، من أخذ لبنان للفوضى والخراب والإفلاس، عسى أن تستطيع ترقيع ما فعلوه حتى الآن.


لذلك جاءت بالحكومة الجديدة وأعطتها مهلة ثلاثة أشهر، كما ذكر بري وغيره من السياسيين، لتقييم عملها وإمكانية مساعدتها. وهذا ما قاله بومبيو، وزير الخارجية الامريكي، بعد تأليف الحكومة أنه سينتظر الأفعال وليس الأقوال، وبمعنى أوضح سيراقب إن كانت ستنفذ ما طلب منها أم لا.


بعد هذا التوضيح لولادة الحكومة اللبنانية الجديدة على يد أمريكا هل يظن عاقل أنها ستحل مشاكلهم المستعصية والتي هي السبب المباشر لها عن طريق نظامها الرأسمالي الربوي العفن وعملائها الذين يطبقونه على الأمة غصبا عنها باستخدامهم الحيلة والمراوغة والشعارات المحببة للجماهير، والتي بدأت تنكشف للأمة شيئا فشيئا، وهذا الذي يخيف الغرب وعلى رأسه أمريكا ويجعله محتارا في الحلول، ومنها الحلول لمشاكل لبنان؟


إن أهم سبب من أسباب أزمة لبنان المالية والتي تكاد تودي به للإفلاس هو نظامه الرأسمالي الذي يعتمد على الربا بشكل كبير، وهذا واضح من خلال الدين العام للبنان الذي يناهز التسعين مليار دولار، معظمه جاء من السرقات ومن الربا (ما يسمونه فوائد الدين).


لقد أعطوا مبلغ 40% ربا لسندات الخزينة وأكثر منذ الثمانينات وسرقوا الباقي من الأموال عن طريق السمسرة والمشاريع الوهمية ومشاركة الناس في أرباحهم عنوة عن طريق (الخاوات) كما يفعل البلطجية.


لذلك نقولها لكم بصراحتنا التي تعودتم عليها إنه لا يمكن حل مشاكل لبنان إلا بتطبيق النظام الذي ليس فيه ربا وهو نظام الإسلام، وبعدها سياسيون يطبقونه بإخلاص ومخافة من الله، وأمة تحاسب هؤلاء إذا انحرفوا.


بغير هذا كله لا يمكن للأمة أن تقوم وتنهض لا في لبنان ولا في غيره من بلاد المسلمين، ونحن نلمس أن الأمة الإسلامية بدأت تتلمس طريقها للتغيير الجذري الناجع، ولهذا السبب نجد أن أمريكا تستخدم كل ما لديها من قوة ومكر للحيلولة دون ذلك، ولكن الله يأبى إلا أن يتم نوره ولو كره المشركون، ولو كره الكافرون.


كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
د. محمد جابر
رئيس لجنة الاتصالات المركزية لحزب التحرير في ولاية لبنان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı