هل يوجد في العالم نظام يحافظ على كرامة الإنسان ويحميه مثل نظام الإسلام؟!
هل يوجد في العالم نظام يحافظ على كرامة الإنسان ويحميه مثل نظام الإسلام؟!

الخبر:   وكالات - فرانس24/ أ ف ب – 2017/11/19 تحت عنوان: "ليبيا: حكومة الوفاق الوطني تفتح تحقيقا حول انتعاش تجارة الرقيق قرب طرابلس"، ذكر أنه ومنذ سقوط نظام الرئيس الليبي السابق معمر القذافي، استغل مهربو البشر الفراغ الأمني والفوضى التي تعم ليبيا حيث سمحوا لعشرات الآلاف من الأشخاص بعبور البلد شمال الأفريقي إلى إيطاليا التي تقع على بعد 300 كلم عن السواحل الليبية. وردا على تقرير بثته قناة "سي إن إن" الأمريكية أظهر عمليات "بيع للمهاجرين الأفارقة في المزاد العلني" أكد نائب رئيس حكومة الوفاق أحمد معيتيق أنه "بصدد تكليف لجان مختصة للتحقيق في التقارير المنشورة لضبط المتهمين وتقديمهم للعدالة". بدورها اتهمت وزارة الخارجية الليبية "المعالجات الدولية السطحية والعقيمة" بأنها "تعيق جهودها في الحد من هذه الظاهرة وتفتح المجال لعصابات الجريمة المنظمة لممارسة أنشطتها". هذا وقد شهدت باريس مظاهرة شارك فيها نحو ألف شخص السبت 2017/11/18 تنديدا بما يحصل.

0:00 0:00
Speed:
November 20, 2017

هل يوجد في العالم نظام يحافظ على كرامة الإنسان ويحميه مثل نظام الإسلام؟!

هل يوجد في العالم نظام يحافظ على كرامة الإنسان ويحميه مثل نظام الإسلام؟!

الخبر:

وكالات - فرانس24/ أ ف ب – 2017/11/19 تحت عنوان: "ليبيا: حكومة الوفاق الوطني تفتح تحقيقا حول انتعاش تجارة الرقيق قرب طرابلس"، ذكر أنه ومنذ سقوط نظام الرئيس الليبي السابق معمر القذافي، استغل مهربو البشر الفراغ الأمني والفوضى التي تعم ليبيا حيث سمحوا لعشرات الآلاف من الأشخاص بعبور البلد شمال الأفريقي إلى إيطاليا التي تقع على بعد 300 كلم عن السواحل الليبية. وردا على تقرير بثته قناة "سي إن إن" الأمريكية أظهر عمليات "بيع للمهاجرين الأفارقة في المزاد العلني" أكد نائب رئيس حكومة الوفاق أحمد معيتيق أنه "بصدد تكليف لجان مختصة للتحقيق في التقارير المنشورة لضبط المتهمين وتقديمهم للعدالة".

بدورها اتهمت وزارة الخارجية الليبية "المعالجات الدولية السطحية والعقيمة" بأنها "تعيق جهودها في الحد من هذه الظاهرة وتفتح المجال لعصابات الجريمة المنظمة لممارسة أنشطتها".

هذا وقد شهدت باريس مظاهرة شارك فيها نحو ألف شخص السبت 2017/11/18 تنديدا بما يحصل.

التعليق:

بداية نقول لم ولن نرى من الأمم المتحدة ولا من الحكومات سوى تجمعٍ للنقاش واستنكارٍ وشجبٍ ولن يرجى منهم خيرٌ يذكر، هم السبب فكيف يكونون العلاج؟!!

أما الاسترقاق فقد كانت أبوابه في النظم القديمة كثيرة؛ فمن استرقاق المدين المفلس، إلى استرقاق الإنسان عقوبة على جرائمه أو خطاياه، إلى بيع الحر نفسه لغيره على أن يعتقه بعد زمن متفق عليه، وكانت الحروب والغزوات تقضي باسترقاق الأسرى حتى إنها كانت تبيح استرقاق جميع أهل البلاد المستولى عليها، وكان الرقيق يعاملون وكأنهم جزء من المتاع لا يملكون من أنفسهم شيئا، ولم يكن الرق في الجزيرة العربية مختلفا كثيرا عما كان عليه في الأمم الأخرى فقد كانت تجارة الرقيق من أهم موارد الثروة عند أهل مكة في الجاهلية.

وفي الوقت الذي كان المسلمون فيه ينعمون بالنظام الإسلامي الخالي من الرق والاسترقاق في ظل الدولة الإسلامية كان الغرب في القرون الوسطى مسرحا للاسترقاق، وتكاد دول أوروبا كلها تتشابه في الإصرار على حرمان الشخص من حريته الطبيعية، وصيرورته ملكا لغيره وكَانت قوانينهم تجوِّز للمالك بيع عبده، وإجارته، ورهنه...

ولم يكن الحال في أمريكا بأقل منهم، فلقد حملت بواخرها الألوف من أهل أفريقيا لاستغلالهم في تعمير القارة الأمريكية بعد اكتشافها فكان الأفارقة بين العمل، والاحتقار، والمهانة، ولا حق للأسود أن يخرج من الغيط، ويطوف بشوارع المدن إلا بتصريح قانوني، وفي حال اجتمع في شارع واحدٍ أكثر من سبعة منهم ولو بتصريح قانوني، كان لكل أبيض الحق في إلقاء القبض عليهم وجلدهم.

ولقد ظلت البلاد الأوروبية والأمريكية تمارس الرق حتى بعد الثورة الفرنسية (1779م) - والتي أعلنت مبادئ الحرية والمساواة بين الناس - بما يزيد على قرن كامل من الزمن.

وإنه شتان ما بين أنظمة الكفر ونظام الإسلام؛ فمنذ مجيء الإسلام عالج الاسترقاق، بأن حرم استرقاق الأحرار تحريما قاطعا ووضع أحكاما شرعية تكون بديلة عن الاسترقاق، فحث الدائن على أن ينتظر المدين المفلس إلى ميسرة، وجعل عقوبة السرقة قطع اليد، وجعل العقد بين العبد وسيده على شراء نفسه لا على بيعها، وجعل بديل استرقاق الأسرى (الرجال) في الحرب إطلاق سراحهم أو فداءهم بالمال، أما النساء والأطفال المصاحبون لهم في الحرب فقط، فللخليفة أن يسبيهم أو أن يطلق سراحهم كما فعل الرسول rفي غزوة حنين، وذلك حسب ما تقتضيه السياسة الحربية في معاملة الأعداء وتبعًا للموقف بالنسبة للعدو.

والإسلام حث على عتق الأرقاء وجعل له ثوابا كبيرا، يعين المسلم على اقتحام العقبة كما يستنقذ الله تعالى بكل عضو للرقيق المعتَق عضوا للمعتِق من النار، وجعل عتق الرقبة كفارة لكثير من الذنوب مثل قتل المؤمن خطأ، والحنث في اليمين، وظهار الزوج لزوجته، وإفساده صوم رمضان بالجماع.

كما عالج الإسلام الرقيق بين المالكين معالجة تحفظ عليهم اعتبارهم الإنساني، كالأحرار، حيث وصى بحسن معاشرتهم وجعل دماءهم معصومة ويُقتل الأحرار بهم، وجعل لهم الحق في الزواج والطلاق والتعلم وحتى الشهادة على غيرهم من أحرار ورقيق، بل ورفع منزلة الأَمَة إلى مرتبة الزوجة إن استمتع بها مالكها، وإن مات نالت حريتها.

ومن الأحكام العملية التي شرعها الإسلام والتي توجب عتق الأرقاء، أن يعتق المالك رقيقه القريب ذا الرحم المحرم جبرا عنه بمجرد الملك، وجعل تعذيب السيد لعبده بالحرق أو قطع الأعضاء أو الضرب المبرح - لا ضرب التأديب - موجبا لعتقه.

وفسح المجال للعبد لأن يعمل على عتق نفسه بأن يكاتبه مالكه على مبلغ من المال يدفعه العبد له تعويضا عن ثمنه، ومتى أدى له المال خرج العبد من ملك سيده.

كما جعل عتق الأرقاء أحد الأبواب الثمانية التي تصرف فيها الزكاة، حتى إن للدولة أن تجعل كل مال الزكاة في هذا الباب إن لم تكن هناك ضرورة لمصرف آخر من مصارف الزكاة.

فهل هناك في كافة نظم الحياة في العالم قديما وحديثا ومستقبلا، نظامٌ يحافظ على كرامة الإنسان ويحميه مثل نظام الإسلام؟!

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أختكم: راضية عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı