حقيقة التعليم في بلاد الحرمين الشريفين
حقيقة التعليم في بلاد الحرمين الشريفين

بمشاركة خبراء سعوديين ودوليين - انطلاق برنامج المؤتمر الدولي للتعليم العالي في يومه الأول (صفحة المعرض، نيسان/أبريل 2017م). استهلّ المؤتمر الدولي للتعليم العالي برنامجه اليوم الأربعاء بالجلسة الأولى بعنوان: (الطريق إلى الريادة: تحويل الجامعات إلى مؤسسات عملاقة)، أدارها الدكتور فيليب الباخ مدير مركز التعليم العالي الدولي بكلية بوسطن بالولايات المتحدة الأمريكية، وتحدث فيها كلّ من: د. جميل سالمي خبير التعليم الجامعي بالولايات المتحدة الأمريكية، ود. مايكل كرو رئيس جامعة ولاية أريزونا بالولايات المتحدة الأمريكية، ود. جان لو شاميو رئيس جامعة الملك عبد الله للعلوم والتكنولوجيا في المملكة، ود. خالد السلطان مدير جامعة الملك فهد للبترول والمعادن.

0:00 0:00
Speed:
April 15, 2017

حقيقة التعليم في بلاد الحرمين الشريفين

حقيقة التعليم في بلاد الحرمين الشريفين

الخبر:

بمشاركة خبراء سعوديين ودوليين - انطلاق برنامج المؤتمر الدولي للتعليم العالي في يومه الأول (صفحة المعرض، نيسان/أبريل 2017م).

استهلّ المؤتمر الدولي للتعليم العالي برنامجه اليوم الأربعاء بالجلسة الأولى بعنوان: (الطريق إلى الريادة: تحويل الجامعات إلى مؤسسات عملاقة)، أدارها الدكتور فيليب الباخ مدير مركز التعليم العالي الدولي بكلية بوسطن بالولايات المتحدة الأمريكية، وتحدث فيها كلّ من: د. جميل سالمي خبير التعليم الجامعي بالولايات المتحدة الأمريكية، ود. مايكل كرو رئيس جامعة ولاية أريزونا بالولايات المتحدة الأمريكية، ود. جان لو شاميو رئيس جامعة الملك عبد الله للعلوم والتكنولوجيا في المملكة، ود. خالد السلطان مدير جامعة الملك فهد للبترول والمعادن.

التعليق:

في الفترة من 12-15 نيسان/أبريل 2017م ينعقد المعرض والمؤتمر الدولي للتعليم العالي في مدينة الرياض ويشارك في المعرض مختلف الجامعات المحلية والعالمية، في معرض هذا العام تأتي المشاركات متميزة، حيث يشارك فيه 387 جامعة وينعقد خلاله 59 ورشة عمل يحاضر من خلالها 28 متحدثاً من مختلف الجهات المشاركة.

من ناحية الجهات المشاركة تأتي الجامعات الأمريكية في المرتبة الأولى حيث تشارك 92 جامعة أمريكية ويليها الجامعات البريطانية بمشاركة 70 جامعة ثم الجهات السعودية بمشاركة 68 جهة، ثم تتوالى بقية المراتب بأقل من 25 جامعة للدول أستراليا ثم كندا ثم فرنسا ثم هولندا ثم أيرلندا، فيما يشارك بالمعرض أربع دول عربية من خلال 8 جامعات؛ ثلاثة منها هي الجامعات الأمريكية في بيروت والقاهرة والشارقة.

والمراقب للمؤتمر يلاحظ بأن نسبة مشاركة الجامعات الأجنبية المشاركة بالمعرض تتجاوز 97%، وهو الأمر الذي يعكس حرص الدولة "رغم الظروف الاقتصادية الصعبة التي تعاني منها" على إتمام خطط الابتعاث والتشجيع عليها على أكمل وجه، وتحديدا إلى الدول الأجنبية والتي تساعد على طبع ثقافة أجنبية جديدة تغير واقع المجتمع في بلاد الحرمين، والأمر الآخر المهم هو هيمنة الجامعات الأمريكية على سوق الابتعاث السعودي ومحاولاتها التوسع في ذلك أكثر وأكثر؛ حيث إن أكبر عدد لمبتعثين سعوديين في الخارج هم في الجامعات الأمريكية، ولا أظنها صدفة أن تكون بريطانيا هي صاحبة الرقم 2 في عدد المشاركين بالمعرض وهو ما يعكس الواقع السياسي التنافسي بين بريطانيا وأمريكا على المصالح في بلاد الحرمين وذلك من خلال برامج الابتعاث.

كعادة المعارض المشابهة لهذا المعرض فإنها تنطلق بغية تطوير التعليم ومعالجة المشاكل وإيجاد الحلول، وقد كان المتحدثون وممثلو الجامعات الأمريكية لهذا العام هم المسيطرين على الأجواء، حيث كانت الكلمة الرئيسية للمؤتمر من نصيب مايكل كرو مدير جامعة ولاية أريزونا الأمريكية، في حين حصل 9 متحدثون آخرون من الجامعة الأمريكية على فرصة المحاضرة في المؤتمر وذلك من بين 28 متحدثاً موزعين على بقية الجامعات المحلية والعالمية. خلال النقاشات كان التركيز بشكل أساسي على أن هدف الجامعات المحلية يكمن في تجهيز الخريجين لمرحلة التعامل مع الثقافات الأخرى في البلدان الأجنبية وذلك بغية إيصاله إلى مرحلة الابتعاث بشكل أسهل وأسرع ليسهل على الجامعات الأجنبية متابعة المسير بالخريج نحو تغيير فكري وأخلاقي كامل، ليعود المبتعث فيما بعد إلى بلاد الحرمين كنسخة جديدة من المبتعثين فيباشروا في تطبيق الأفكار التغريبية في مختلف مجالات الحياة.

إن المعرض في نسخته الحالية لهذا العام يأتي للمواكبة والموائمة مع "رؤية 2030" وهي التي تركز أكثر ما تركز على تحويل بوصلة الدولة والشعب نحو أمريكا، غير أن الملاحظ حتى الآن أن الشعب في بلاد الحرمين لا يسير على خطى هذه الرؤية وتوجيهاتها، بل إن من الملاحظ مؤخرا أن الشعب في بلاد الحرمين صار يتهكم ويستهزئ بهذه الرؤية ولا يلقي لها أي بال.

يقوم المعرض في كل عام باختتام فعالياته بإصدار التوصيات والملاحظات والنتائج، غير أن من أهم تلك النتائج التي يخلفها المعرض بين الناس هو الأسئلة الطبيعية التي لا يمكن لمثل هذا المعرض أن يجيب عليها، بل إنه يتجنب التعرض لها من خلال تراشق المسؤوليات والكوارث ما بين مختلف الجهات، تلك الأسئلة البديهية التي تدور في رأس كل شخص في بلاد الحرمين، ومن هذه الأسئلة: لماذا نظامنا التعليمي يعاني من الفشل تلو الفشل؟ ولماذا مخرجاته التعليمية متدنية رغم تغيير الخطط باستمرار؟ من المسؤول عن ذلك كله؟ هل هي الدولة أم هو التعليم العام أم التعليم العالي، أم هي مسؤولية سوق العمل والمجتمع؟ لماذا تغادر العقول العلمية في عالمنا العربي إلى الخارج ولا تبقى في بلدانها؟ كيف يمكن حل كل هذه المشاكل بالشكل الصحيح؟ كل هذه الأسئلة وما يشابهها الكثير لا يمكن الإجابة عليها والشروع في حلها الحل الصحيح ما لم يكن لذلك كله دولة عظيمة تنطلق من مبدأ فكري عظيم يحمل الإسلام رسالة للبشرية كافة ويعمل على رعاية الشؤون على أتم وجه، وهذا لا يكون بشكله الصحيح إلا في دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة والتي يكون الإسلام مصدر الحكم والتشريع الوحيد فيها.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

ماجد الصالح – بلاد الحرمين الشريفين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı