حرب الإنهاك
حرب الإنهاك

الخبر: عقد اجتماع الحركة العامة "تضامن القرم" في 26 حزيران. وكان هذا هو اللقاء الأول الذي عقد بدون وجود موستفاييف، مؤسس ومنسق الحركة الذي اعتقل بتاريخ 21/5 لاتهامه بالتعامل مع حزب التحرير. كما صرح محامي القرم في 26/5 في اجتماع "تضامن القرم" في سيمفروبول أن اعتقال الناشط موستفاييف لن يؤثر على عمل المنظمة. كما أكد أن الأمر الذي حصل لن يؤثر في تضامن القرم بتلبية حاجات الناس والنضال من أجل حقوقهم بل سيوحدهم أكثر.

0:00 0:00
Speed:
June 01, 2018

حرب الإنهاك

حرب الإنهاك

(مترجم)

الخبر:

عقد اجتماع الحركة العامة "تضامن القرم" في 26 حزيران. وكان هذا هو اللقاء الأول الذي عقد بدون وجود موستفاييف، مؤسس ومنسق الحركة الذي اعتقل بتاريخ 21/5 لاتهامه بالتعامل مع حزب التحرير.

كما صرح محامي القرم في 26/5 في اجتماع "تضامن القرم" في سيمفروبول أن اعتقال الناشط موستفاييف لن يؤثر على عمل المنظمة. كما أكد أن الأمر الذي حصل لن يؤثر في تضامن القرم بتلبية حاجات الناس والنضال من أجل حقوقهم بل سيوحدهم أكثر.  https://ru.krymr.com/a/news/29252062.html

التعليق:

من المعروف أنه وبعد ضم روسيا شبه جزيرة القرم في عام 2014، يواجه مسلمو شبه جزيرة القرم عمليات القمع من أحفاد الأنظمة القيصرية والشيوعية. وبعد 23 عامًا من الهدوء النسبي في الفترة التي كان فيها القرم جزءًا من أوكرانيا، ما زال يتطابق سلوك "سلطات القرم" الحالي تمامًا مع الطريقة التي كانت تمارس على مسلمي القرم منذ أكثر من قرنين منذ وقت ضم خريطة القرم من روسيا في 1783م.

مسلمو القرم، الذين اجتمعوا في المبادرة العامة "تضامن القرم" وكانت تتألف من أقارب المعتقلين، وغيرهم من الذين وحدوا صفوفهم على أولئك غير المبالين بقمع روسيا للأبرياء في القرم.

منذ خريف عام 2017 جرت عدة عمليات بحث في منازل الناشطين في هذه الحركة (الاجتماعية). ففي خريف عام 2017 اعتقل سليمان (مارلن) أسانوف وتيمور إبراغيموف. وفي آذار/مارس 2018. وفي 21 أيار/مايو، تم القبض على مؤسس ومنسق "تضامن القرم" موستفاييف  واعتقل ناريمان ميمينوف.

ما نراه الآن في شبه جزيرة القرم ليس سوى حرب استنزاف بين الآلة القمعية الروسية، وبين مسلمي القرم، وتتار القرم. وبعد ضم القرم مباشرة، واجهت قوات الأمن الروسية رد فعل شديد من تتار القرم بسبب القمع الذي تمارسه روسيا. وأصبح النضال والمواجهة اللاعنفية التي يمارسها المسلمون يشكل صداعًا حقيقيًا للخدمات الخاصة الروسية ذات التجربة الواسعة في إثارة المسلمين من خلال تحويل القمع إلى رد مسلح، وبعد ذلك قاموا بمهاجمة أولئك القائمين بالنضال السياسي اللاعنفي.

 يتذكر الكثيرون في السبعينات والثمانينات من القرن الماضي، عندما كانت فكرة العودة إلى شبه جزيرة القرم توحد جميع تتار القرم وكانت لهم معارضة واحدة من أكبر القوى العظمى في ذلك الوقت؛ الاتحاد السوفييتي. مرة ​​أخرى، يواجه مسلمو شبه جزيرة القرم، تتار القرم، الوريث المجرم للاتحاد السوفياتي؛ روسيا الحديثة. ولكن يختلف الوضع عن القرن الماضي للأفضل في جانبين.

فعلى الرغم من كل شجاعتها الكاذبة، فإن روسيا ليست أكثر من صورة مشوهة بائسة للاتحاد السوفييتي. فعلى الرغم من طموحاتها غير المحدودة فهي تعاني من نقص الأفكار التي تسمح لها بقيادة دول أخرى حول العالم. ونتيجة لذلك، ما زالت هذه الدولة غير قادرة على توحيد سكانها متعددي الجنسيات، مستنفدة من عقدة النقص المتأصلة فيها على مدى القرون الماضية.

أما الثاني، والأكثر أهمية، فإن توحيد تتار القرم اليوم يحدث على أساس الأفكار الإسلامية البحتة وهذا يختلف نوعيا عن القرن الماضي، عندما كان الاتحاد معتمدا على خليط من الوطنية والديمقراطية وحتى الشيوعية. أما اليوم، فالعمود الفقري لظلم الطاغية ولقهره هو الشباب الذين يخافون الله والذين يتخذون من الإسلام قدوة لهم ومن رجاله الصدق والشغف والحكمة والخبرة السياسية. فالشباب المسلم يتخذ قوته من هذه الآية: قال تعالى: ﴿الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ﴾.

وهذا هو السبب في أن مسلمي شبه جزيرة القرم، تتار القرم سوف يتوحدون حول الصواب، وروسيا المجرمة ستضطر لمواجهة موجة قوية من الاحتجاجات اللاعنفية، والتي ستتجاوز قوة وصحة وصدق الحركة، التي كانت في السبعينات والثمانينات من القرن الماضي..

ستنتهي حرب الاستنزاف هذه بإذن الله مع إلحاق الهزيمة بروسيا الحديثة، الفرعون الحديث، وستشهد مصير الاتحاد السوفييتي، لأن مسلمي العالم بأسره ومسلمي القرم كجزء من الأمة الإسلامية العظيمة هم ضد روسيا الحديثة التي أصبحت قيادتها خالية من أساس أيديولوجي، وهي تعاني من عقدة الدونية وتسبب الإهانة للعالم بأسره. ندعو الله أن يحمي مسلمي القرم وأن يجمع المسلمين، وتتار القرم على فكرة الإسلام، لأنها الفكرة الصحيحة الوحيدة، كما أنها تتوافق مع تراثهم الأيديولوجي والثقافي.

قال تعالى: ﴿إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فضل أمزاييف

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في أوكرانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı