Basın Açıklaması
Popülist Peçe Savaşı, Avrupa Sömürgeciliğinin Modern Bir Yankısıdır
Gazze'deki Soykırımı Göz Ardı Etmek ve Müslüman Kadınların İslami Kimliğini Ortadan Kaldırmak İçin Kullanılıyor
(Çeviri)
Siyasi arena bugün, peçe yasağı çağrısında bulunan sağcı demokratik partilerin ve hükümetlerin yeni bir popülist haçlı seferine tanık oluyor ve Avustralya, İtalya ve Portekiz de bu dalgaya katıldı. Bu ülkeler, halihazırda peçe yasağı getiren daha geniş bir düşman Avrupa ülkeleri grubunun bir parçasıdır; Fransa, Belçika, Danimarka ve İsviçre tüm kamu alanlarında tam bir peçe yasağı uygularken, Hollanda ve Almanya eğitim kurumları ve devlet daireleri gibi belirli yerlerde kısmi bir yasak uygulamaktadır. Birleşik Krallık'ta ise tartışma, işyerleri ve işgücü üzerinde yoğunlaşıyor; İngiliz Reform Partisi gibi sağcı partiler, peçenin entegrasyonu, iletişimi ve güvenliği engellediğini iddia ediyor ve bunu bir bölünme sembolü olarak tanımlıyor.
Peçeye karşı bu savaş yeni bir olgu değil, Batı'nın İslam'a ve Müslümanlara karşı uzun süredir devam eden düşmanlığının yeni bir bölümüdür. Bu köklü tarihsel düşmanlık, küresel kapitalizm modelinin başarısızlığının bir sonucu olarak Batılı laik toplumların yaşadığı derin ekonomik krizden dikkati dağıtmak için bir araç olarak kullanılıyor.
Avustralya'da Pauline Hanson liderliğindeki Tek Millet Partisi, İtalya'da Giorgia Meloni liderliğindeki İtalya'nın Kardeşleri Partisi ve Portekiz'de André Ventura liderliğindeki Chega Partisi gibi sağcı partiler, peçeyi Müslüman kadınları küçümsemenin, onları toplum içinde zorla asimile etmenin ve kamuoyunun dikkatini devletin başarısızlığından kaynaklanan gerçek krizlerden uzaklaştırmanın bir sembolü olarak kullanıyor.
Müslüman kadınların kıyafetleri hakkındaki bu asırlık tartışma, Avrupa sömürgeci "medenileştirme misyonunu" ve medeniyetler çatışmasını hatırlatıyor, ancak iflas etmiş ve önyargılı kapitalist sistemlerden bıkmış 21. yüzyıl izleyicisine yönelik çağdaş bir versiyonuyla. Bu, gerçek ekonomik sıkıntıları İslam'a ve Müslümanlara karşı yapay bir savaşa dönüştürmeyi amaçlayan iyi düşünülmüş bir stratejidir.
"Ulusal feminizm" olarak bilinen şey, yani politikacıların İslam karşıtı politikaları (peçe yasağı gibi) haklı çıkarmak için kadın hakları söylemini kullanması, İslam ülkelerini ve Müslüman kadınları geri kalmış, tehdit oluşturuyor ve kurtarılmaya ihtiyaç duyuyor olarak tasvir eden sömürgeci oryantalist söylemi yeniden üretiyor.
İtalya ve Avustralya'daki peçe yasağı önerileri özellikle halihazırda İslamofobi saldırılarının ana kurbanları olan Müslüman kadınları hedef alıyor.
Avustralya'da, Avustralya İslamofobi Kaydı 2024 Yıllık Raporu'nun verileri, İslam karşıtı saldırıların %75'inin kadınları ve kız çocuklarını hedef aldığını gösteriyor. Benzer şekilde, Avrupa Temel Haklar Ajansı'nın verileri, İtalya'daki Müslümanların %65'inin ayrımcılığa maruz kaldığını ve kadınların en çok hedef alınan kesim olduğunu gösteriyor.
Aynı zamanda, Portekiz'de İslamofobi olgusu önemli ölçüde artıyor ve bu doğrudan André Ventura liderliğindeki aşırı sağcı Chega partisinin yükselişiyle bağlantılıdır ve İslam'ı Portekiz'in ve Hıristiyan Batı'nın kimliğine yönelik bir tehdit olarak tasvir ediyor. Bu ülkelerde peçe yasağı getirilmesi, Müslüman kadınların halihazırda maruz kaldığı önyargıları yasal hale getirecektir.
Dahası, kadınlara karşı korkunç bir erkek şiddeti krizi yaşanırken Müslüman kadınların kıyafetleri hakkında konuşan sağcı partilerin siyasi ikiyüzlülüğü göz ardı edilemez:
- Avustralya'da neredeyse her hafta bir kadın partneri tarafından öldürülüyor (Avustralya Kriminoloji Enstitüsü, 2023-2024).
- İtalya'da her üç günde bir kadın öldürülüyor, bu da utanç verici bir krize işaret ediyor (İtalyan İçişleri Bakanlığı, 2024).
- Portekiz'de aile içi şiddet en çok bildirilen suçtur ve kadınlar mağdurların %85'ini oluşturmaktadır.
Bu insani krizleri görmezden gelmek, bir kumaş parçasının tehlikesini abartmak ve bunu bir güvenlik tehdidi olarak kabul etmek, kadınları koruduğunu iddia edenlerin açık ikiyüzlülüğünü ortaya koyuyor.
Peçe yasağı, siyasi sınıfın kamuoyunu meşgul eden gerçek insani sorunları görmezden gelmek için bilinçli bir tercihidir. Yahudi gaspçı ve cani varlığın işlediği Gazze'deki Müslümanlara karşı soykırımı protesto etmek için yüzbinlerce insan Avustralya'daki Sidney Harbour Köprüsü'nde, İtalyan meydanlarında ve Lizbon sokaklarında yürüyüş yaparken, politikacılar bunun yerine "biz onlara karşı" ikiliğine dayanan bir kültür savaşı vermeyi seçti.
Müslüman kadınların kıyafetlerine yönelik bu doğrudan saldırı, peçeyi ulusal güvenlik, kimlik ve laik değerler için varoluşsal bir tehdit olarak tasvir etmek için ulusal güvenlik söylemini kullanarak, zorla entegrasyon projesini meşrulaştırıyor ve Müslüman kadınları İslami kimliklerinden vazgeçmeye ve dayatılan laik ulusal kimliklere uymaya zorluyor.
Biz Müslüman kadınlar, İslami inancımıza sıkı sıkıya bağlı kalmalıyız ve Yüce Allah'ın zorluk ve imtihan zamanlarında dinlerinde sebat edenlere büyük bir mükafat vaadini hatırlamalıyız, Yüce Allah şöyle buyuruyor: ﴿Şüphesiz, "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru olanlar, işte onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. İşte onlar, yaptıklarına karşılık olmak üzere içinde ebedi kalacakları cennetin ashabıdır.﴾.
Hizb-ut Tahrir
Merkezi Medya Ofisi
Kadın Bölümü