Unutulan Sudan Savaşı: Ümmet İçin Bir Felaket
"Sudan'da ortaya çıkan dehşetin sınırı yok"
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk
(Tercüme)
Sudan kan ağlıyor ve dünya neredeyse hiç kıpırdamıyor. Korgeneral Abdülfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Muhammed Hamdan Daglo (Hımdıti) liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki acımasız savaş üçüncü yılına giriyor ve ülkeyi kaosa sürükleyerek çağımızın en korkunç insani felaketlerinden birini tetikliyor. Ancak, yıkımın ve acının büyüklüğüne rağmen, Sudan savaşı küresel kayıtsızlık nedeniyle göz ardı ediliyor, unutuluyor ve susturuluyor.
Bu iktidar mücadelesi, Nisan 2023'ten bu yana tahminen 150.000 sivilin hayatına mal oldu - ancak yardım kuruluşları gerçek rakamın çok daha yüksek olduğuna inanıyor. Bunlar savaş alanlarında askerler değil, evlerinde, camilerinde, pazarlarında ve geçici kamplarında acımasızca öldürülen kadınlar, çocuklar ve yaşlılar (BBC). Hızlı Destek Kuvvetleri savaşçıları tarafından aralarında 21 çocuğun da bulunduğu 300'den fazla sivilin öldürüldüğü El-Nuhud katliamı, sayısız vahşetten sadece biri. Şehirlerin tamamı yakıldı ve yerle bir edildi. Aceleyle toplu mezarlar kazıldı. Tüm aileler ortadan kayboldu. Sudan'da olanlar sadece bir savaş değil, sistematik bir soykırımdır.
Kadınlar ve kız çocukları, savaşlarda her zaman olduğu gibi, suistimale en çok maruz kalan kurbanlar arasında yer alıyor. Her iki taraf da cinsel şiddeti bir terör ve tahakküm aracı olarak kullandı. Henüz 9 yaşında olan kız çocukları kaçırıldı, toplu tecavüze uğradı ve sonra -eğer geri dönerlerse- fiziksel olarak harap olmuş halde evlerine geri gönderildi. Hayatta kalanlar, toplumları aşağılamak için tasarlanmış aleni tecavüzlerden ve yerinden edilmiş kişilerin kamplarında toplu cinsel saldırılardan bahsediyor.
Sağlık görevlileri, hayatta kalanlara psikolojik destek veya adalet sağlanmadan tedavi ettiklerini bildiriyor. Birçoğu utanç veya misilleme korkusuyla sessiz kalıyor. (İnsan Hakları İzleme Örgütü, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği)
14 milyondan fazla insan yerinden edildi ve bu durum bunu dünyadaki en büyük yerinden edilme krizi haline getiriyor. 50 milyonluk Sudan nüfusunun yarısından fazlası açlık riskiyle karşı karşıya. Dünya Gıda Programı'na göre, açlık, 400.000 yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan Zemzem kampı da dahil olmak üzere en az 10 bölgeyi kasıp kavuruyor. (Dünya Gıda Programı).
Yiyecek ve su kıt. Doğal bir felaketten dolayı değil, kasıtlı olarak. Her iki grup da insani yardımı engelleyerek, malzemelere el koyarak ve temel ihtiyaçlara erişimi engelleyerek açlığı bir silah olarak kullandı. Açlık, tüm halkları cezalandırmak için kullanılıyor.
Mülteci kamplarında çocuklar yaprak yiyor ve anneler çocuklarını beslemek için günlerce yiyeceksiz kalıyor. Su kaynaklı hastalıklar, sıtma ve kolera hızla yayıldı. Sağlık sistemleri çöktü. UNICEF durumu, hayatın her alanını; sağlığı, sanitasyonu, eğitimi ve güvenliği yok eden çok yönlü bir kriz olarak tanımlıyor. (Dünya Sağlık Örgütü). Siyasi tutuklulara işkence yapıldığı, sivillerin kaçırıldığı ve çocukların savaşmak için zorla askere alındığına dair düzinelerce rapor ortaya çıktı. İnsani yardım çalışanları da hedef alındı, öldürüldü, kaçırıldı veya ihtiyaç sahiplerine ulaşmaları engellendi. Hastaneler yağmalandı ve savaş alanlarına dönüştürüldü. Okullar bombalandı. Güvenli bir yer kalmadı. (BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği).
Ancak medya Sudan'ın adını neredeyse hiç fısıldamıyor. Savaş görünmez, unutulmuş veya basitçe haber başlıklarından tamamen silinmiş olarak tanımlanıyor. Ukrayna veya Gazze'nin aksine, ünlülerin desteği, kitlesel protestolar veya siyasi aciliyet yok.
Sudan'ın sessizliği tesadüf değil, altın, petrol, uranyum ve verimli toprak zenginlikleri onu jeostratejik bir ödül haline getiriyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır, Amerika, İngiltere ve Rusya gibi güçlerin hepsinin Sudan'da çıkarları var. Ülke yabancı çıkarlar için bir satranç tahtası haline geldi.
Sudan'daki savaş tarihi bir tesadüf değil. Sömürgeciliğin, yapay sınırların ve yabancı hamiler tarafından desteklenen laik diktatörlüklerin mirasıdır. Sudan, Müslüman ülkelerdeki çoğu ülke gibi, sömürgeci güçlerin kontrolüne girdi. Gerçek bağımsızlıktan mahrum bırakıldı, liderliği yozlaştı ve halkı birbirine karşı ayaklandı.
Batı tarafından desteklenen demokratik çözümler sorunun bir parçasıdır. Elitlerin çıkarlarına hizmet etmek için tasarlanmış bu sistemler, Irak, Libya ve Afganistan'ı olduğu gibi Sudan'ı da hayal kırıklığına uğrattı.
Sudan ve tüm İslam ümmeti için gerçek ve kalıcı bir çözüm sunan tek bir yol var. Bu yol, Nübüvvet Metodu Üzerine Hilafet'in kurulmasıdır.
Hilafet, Müslümanları etnik ve kabile kökenlerine bakılmaksızın birleştirecek, yabancı etkisini ortadan kaldıracak, kaynakları adil bir şekilde dağıtacak, hesap verebilirlik ilkesini yerleştirecek ve herkes için onur ve güvenliği sağlayacaktır. Tarih, Ömer bin Abdülaziz dönemindeki Hilafet yönetiminin Kuzey Afrika'da yoksulluğu o kadar ortadan kaldırdığını, zekata layık birini bulmanın artık mümkün olmadığını hatırlatıyor.
Resulullah ﷺ şöyle buyurdu: «Müminlerin birbirlerine olan sevgilerinde, merhametlerinde ve şefkatlerinde halleri, bir organı rahatsızlandığında diğer organların uykusuzluk ve ateşle ona destek olduğu vücudun hali gibidir.» Sahih Müslim. Sudan'daki ümmetimiz sıkıntı içinde, dünya umursamayabilir, ancak biz umursamalıyız.
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Ofisi'ndeki Kadınlar Bölümü, tüm Müslümanları bilinçlenmeye, batıl çözümleri reddetmeye ve Nübüvvet Metodu Üzerine Hilafet Devleti'nin acil olarak kurulmasına davet ediyor.
﴿Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah'a ve Resûlü'ne icabet edin.﴾
#SudanKrizi #SudanCrisis
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Ofisi Radyosu için yazılmıştır.
Yasemin Malik
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Ofisi Üyesi
