هشاشة كيان يهود وأكذوبة تفوقه العسكري
هشاشة كيان يهود وأكذوبة تفوقه العسكري

الخبر:   تحت عنوان: "تل أبيب: أخفقنا في اعتراض طائرة حزب الله بدون طيّار التي عادت لسوريا بدون أيّ أذى ومنظومات الدفاع وسلاح الجو يُواجهان صعوبات جمّة في التعامل مع هذا الخطر"، نقلت صحيفة رأي اليوم تقول: "على صدر صفحتها الأولى وبالبنط العريض كتبت صحيفة (يديعوت أحرونوت)، في عددها الصادر يوم الاثنين: الإخفاق والارتباك في قضية الطائرة بدون طيّار، التي اقتحمت عمق الدولة العبريّة من الشمال وفشل عملية الاعتراض من قبل منظومات الدفاع من طراز "باتريوت" وسلاح الجو اليهودي.

0:00 0:00
Speed:
July 19, 2016

هشاشة كيان يهود وأكذوبة تفوقه العسكري

هشاشة كيان يهود وأكذوبة تفوقه العسكري

الخبر:

تحت عنوان: "تل أبيب: أخفقنا في اعتراض طائرة حزب الله بدون طيّار التي عادت لسوريا بدون أيّ أذى ومنظومات الدفاع وسلاح الجو يُواجهان صعوبات جمّة في التعامل مع هذا الخطر"، نقلت صحيفة رأي اليوم تقول: "على صدر صفحتها الأولى وبالبنط العريض كتبت صحيفة (يديعوت أحرونوت)، في عددها الصادر يوم الاثنين: الإخفاق والارتباك في قضية الطائرة بدون طيّار، التي اقتحمت عمق الدولة العبريّة من الشمال وفشل عملية الاعتراض من قبل منظومات الدفاع من طراز "باتريوت" وسلاح الجو اليهودي. وبحسب المصادر الأمنيّة في تل أبيب، فإنّ الطائرة هي من صنعٍ روسيّ. وفي التفاصيل كتب مراسل الشؤون العسكريّة في الصحيفة، يوسي يهوشواع، أنّ الطائرة بدون طيّار اقتحمت أجواء كيان يهود، وبعد حوالي ساعةٍ من الزمن، تمكّنت من الهرب دون أنْ يُصيبها أيّ أذى." (المصدر: رأي اليوم)

التعليق:

هذا عينة من الأخبار والأحداث التي تكشف جزءا من حقيقة كيان يهود وحكام دول الطوق وباقي حكام المسلمين.

فمن جانب هي تكشف عن مدى هشاشة كيان يهود من ناحية أمنية، رغم أنّ الناحية الأمنية هي أولى أولوياته، وهي ناحية ينفق عليها كيان يهود أكثر مما ينفق على شيء غيرها، بل وأمريكا تدعمه ماديا وعسكريا وتقنيا في هذا الجانب لضمان ما تسميه التفوق العسكري لكيان يهود على محيطه، ومع ذلك كله جاءت هذه الحادثة لتسلط الضوء على ما يحاول كيان يهود وصفه بالثغرة، وكأنه شيء نشاز وغير متوقع رغم حصوله! أي أنّ كيان يهود يصور الحادثة على أنها غريبة وتستدعي الوقوف والتنبه والدراسة واتخاذ الإجراءات ليصدق بذلك الكذبة التي كذبها حكامهم ومعهم حكام المسلمين وأمريكا، وهي التفوق العسكري لكيان يهود!!

مع أنّ الناظر في حال كيان يهود من غير المنظار الذي صنعه لنا الغرب والإعلام وحكام المسلمين يرى غير ذلك، فكيان يهود ميدانيا عجز عن مواجهة فصيل أو حركة في جنوب لبنان وغزة، بل وشاهد العالم أجمع بكاء جنوده من هول ما واجهوه، بل وفوق ذلك وجود آلاف الجنود الذين يعانون من أمراض نفسية ويرون الكوابيس بالليل ويتعاطون الأدوية على إثر تلكما التجربتين، وهما لا يقاسان بحال بالحروب الحقيقية للفارق الكبير في ميزان القوى بين الطرفين ولقصر مدتهما مقارنة بالحروب. وأما في أشباه الحروب الحقيقية فقد رأى العالم أيضا ما صنع جيش الكرامة بكيان يهود، وماذا حل بجيشه في حرب أكتوبر مع جيش مصر.

وفي مستوى دون ذلك بكثير، فقد رأينا كيف يهرب الجنود المدججون بالسلاح من طفل أو صبية تحمل سكينا، بل ورأينا جنودا من القوات الخاصة وحرس الحدود في كيان يهود كيف يفزعون من شاب أعزل لا يحمل سوى سكين في مقابل البنادق والدروع والعدد الكبير من الجنود!

أما ما عدا ذلك فلم نشهد يوما انتصارا لجيش يهود على جيوش المسلمين إلا في مسرحية تسليم فلسطين أو مسرحية استسلام منظمة التحرير في بيروت، فضلا عن مسرحيتي عامي 48 و67 من القرن الماضي؛ فأين هو ذلك التفوق وتلك القوة التي يتفاخرون بها؟!

هذه هي الحقيقة المغيّبة، كيان يهود كيان هش مسخ لا يقوى على البقاء لولا الحقيقة الثانية التي تكشفها حادثة الطائرة وهي خسة حكام المسلمين ودول الطوق، فكيان يهود باق بحفظ هذه الدول له، لا بتفوقه ولا بقوته، ولو خلى الحكام بين المسلمين وبين يهود لما صمد هذا الكيان أمام الأمة أو جيوشها ساعة من نهار.

وقريبا إن شاء سيسقط الحكام ويزول ملكهم الجبري، لتقوم الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، التي ستسخر طاقات الأمة وإمكانياتها في تحرير البلاد والعباد ودحر الظلم والاستعمار عن المسلمين وعن العالم أجمع.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

المهندس باهر صالح

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في فلسطين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı