حتى مدارسنا الدّينية ليست آمنة في ظلّ الرأسمالية
حتى مدارسنا الدّينية ليست آمنة في ظلّ الرأسمالية

الخبر:   قرّرت حكومة جمهورية تنزانيا المتحدة بتاريخ 2024/02/02 إغلاق مدرسة الحبشة الواقعة في منطقتي سوغامبيلي ونكوهونغو في دودوما وسط تنزانيا بسبب مزاعم تشغيل الخدمات التعليمية في ظلّ بيئة غير مواتية. وتضمّ المدرسة ما مجموعه 132 طالبة تتراوح أعمارهن بين 13 و20 عاماً في كلا الحرمين الجامعيين من مناطق مختلفة بشكل رئيسي داخل منطقة دودوما.

0:00 0:00
Speed:
February 17, 2024

حتى مدارسنا الدّينية ليست آمنة في ظلّ الرأسمالية

حتى مدارسنا الدّينية ليست آمنة في ظلّ الرأسمالية

(مترجم)

الخبر:

قرّرت حكومة جمهورية تنزانيا المتحدة بتاريخ 2024/02/02 إغلاق مدرسة الحبشة الواقعة في منطقتي سوغامبيلي ونكوهونغو في دودوما وسط تنزانيا بسبب مزاعم تشغيل الخدمات التعليمية في ظلّ بيئة غير مواتية. وتضمّ المدرسة ما مجموعه 132 طالبة تتراوح أعمارهن بين 13 و20 عاماً في كلا الحرمين الجامعيين من مناطق مختلفة بشكل رئيسي داخل منطقة دودوما.

التعليق:

إننا ندين بشدة هذا القرار غير المقبول الذي اتخذته الحكومة بإغلاق مدرسة الحبشة دون أسباب قوية. وتهدف هذه الخطوة إلى زعزعة استقرار جهود الآباء والأوصياء المسلمين الذين يستحقون الفضل في إرسال أطفالهم لتلقي التعليم الديني الواجب في الإسلام.

ويبدو أن الحكومة اتخذت هذه الخطوة بالتحديد تماشياً مع الحملة العالمية ضد الإسلام. والأسباب المذكورة لا تمنع الحكومة من التوصّل إلى مثل هذا القرار. وأثناء حدوث ذلك، وبعد أيام قليلة، بتاريخ 2024/02/06، هدمت الحكومة مسجد الطلاب في مدرسة تاوالاندا الثانوية في باجامويو، المنطقة الساحلية.

حملة الكراهية الرأسمالية العالمية للإسلام والتي تقودها الولايات المتحدة بشكل رئيسي، تستخدم ذرائع مختلفة للسّيطرة والتدخُل وإغلاق مصادر التعليم الإسلامي. ويحدث هذا في كل بلاد المسلمين في المدارس التقليدية أو الكليات الإسلامية أو الجامعات الإسلامية.

ففي عام 2015، تمّ حجب حوالي 147 طالباً في مقاطعة هاي، شمال تنزانيا، الذين كانوا يدرسون في المدارس الدينية في ثلاثة مساجد: مسجد بلال (كيبوني)، ومسجد عثمان (أوزونجوني)، ومسجد كوا كيريوي، من قبل جهاز الدولة. (تنزانيا 2 نيسان/أبريل 2015م).

وفي العام نفسه أيضاً، تمّ استدعاء مدرس المدرسة الحاج مولانا شيراز (71 عاماً) من مجتمع الزاوية القادرية مع 11 طالباً فقط في منطقة ماساسي في جنوب تنزانيا، للمحاكمة بحجّة خوض الحرب على الإرهاب. (هاباريليو، 3 نيسان/أبريل 2015). إن الدعاية المصممة من قبل المستعمرين الغربيين والرأسماليين للحرب على الإرهاب تسبب الانقسام وعدم الاستقرار الاجتماعي والاقتصادي، ونشر الكراهية، وفي معظم الحالات تفشل الملاحقة القضائية في تقديم الأدلة أمام محكمة القانون بعد سنوات عديدة مما يسمى "التحقيقات".

فيما يتعلق بمسألة مدرسة الحبشة، زعمت الحكومة عبر المفوضة الإقليمية لدودوما روزماري سينيامولي بتاريخ 2024/02/05 أن المدرسة مغلقة بسبب ازدحام الطلاب حيث يستخدم حوالي 30 أو 65 طالباً فصلاً دراسياً واحداً للدراسة أو مسكناً واحداً.

إنه أكثر من مجرد بيان عار ومضحك، لأن المدارس الحكومية مزرية وأكثر ازدحاماً. فعلى سبيل المثال، في مدرسة تامبوكاريلي الابتدائية في نياماجانا، منطقة موانزا، يستخدم 300 تلميذ فصلاً دراسياً واحداً (جامبو إف إم، 27 تشرين الأول/أكتوبر 2023)، وفي مدرسة نجيوا الابتدائية الموجودة في ماليني، منطقة موروغورو، يستخدم 172 تلميذاً فصلاً دراسياً واحداً (جيمبي إف إم، 9 أيار/مايو 2023)، وفي مدرسة ملونوينا الثانوية في لوشوتو، منطقة تانجا، كان هناك نقص في المهاجع لدرجة أن ثلاثة طلاب كانوا يستخدمون سريراً واحداً (ITV، 2019/04/22).

وتصل نسبة الحالية للطلاب إلى المعلمين إلى 100 طالب لكلّ معلم واحد في المدارس الحكومية، وتصل نسبة الطلاب إلى الفصل الدراسي إلى 81 طالباً لكل فصل دراسي واحد (موانانشي، 2023/11)

هذا هو واقع المدارس الحكومية مع كل هذا الازدحام، فلماذا لم تغلق الحكومة كل هذه المدارس كما فعلت بمدرستنا؟! ومن أين حصلت الحكومة نفسها على الأخلاق لتتحدث عن الازدحام في مدارس المسلمين؟! إن لم تكن الكراهية للإسلام فماذا أيضاً؟

من حيث ما يسمى بسوء النظافة مثل إمكانية الوصول وتوافر المياه النظيفة والمراحيض، كانت مدرسة الحبشة تحتوي على مراحيض وإمكانية الوصول إلى المياه، على الرغم من أن الطلاب في حرم سوغامبيلي يستخدمون المياه من البركة القريبة. لكن المدارس الحكومية أسوأ من هذا، ففي بلدية موروغورو الإقليمية لا يوجد ما يكفي من المراحيض في مدارسها حيث يوجد فقط 892 حفرة متاحة من أصل 2574 حفرة مطلوبة (متنزانيا، 2023/07/21)

كما أن إغلاق مدرسة الحبشة هو معيار مزدوج معلن لأن الفتيات محرومات من التعليم العلماني. يوجد في تنزانيا حوالي 4383 طفلاً من أطفال الشوارع، و3508 فتى و875 فتاة، فإذا كانت الحكومة بحاجة إلى توفير التعليم للفتيات، فلماذا لا تجمع كل الأطفال وترسلهم إلى المدرسة بدلاً من ذلك.

نطالب الحكومة بإعادة فتح مدرسة الحبشة والسماح لها بإجراء التغييرات المطلوبة. لقد حان الوقت أيضاً للحكومة لفك ارتباطها بالحملة الرأسمالية العالمية المناهضة للإسلام والتي لا تؤدي إلا إلى تشويه علاقة الدولة بشعبها. لقد قدم الإسلام مساهمة كبيرة ومذهلة لتنزانيا، وسيقدم المزيد بمجرد إعادة إقامة دولة الخلافة في بلاد المسلمين إن شاء الله.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سعيد بيتوموا

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في تنزانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı