هذه الخرقة البالية انتهى وقتها
هذه الخرقة البالية انتهى وقتها

الخبر:   قال أردوغان خلال آخر اجتماع له في المجلس التنفيذي المركزي لحزب العدالة والتنمية: "نترك نموذج الاقتصاد القائم على سعر الصرف وسعر الفائدة، لكي ننتقل إلى نموذج اقتصادي جديد ينقل البلد إلى المستقبل، على أساس الإنتاج والتوظيف والصادرات، ولن نقدم تنازلات من هذا النموذج الجديد مع أصدقائنا في إدارة الاقتصاد". (سي إن إن تركيا، 2021/12/03م).

0:00 0:00
Speed:
December 06, 2021

هذه الخرقة البالية انتهى وقتها

هذه الخرقة البالية انتهى وقتها

الخبر:

قال أردوغان خلال آخر اجتماع له في المجلس التنفيذي المركزي لحزب العدالة والتنمية: "نترك نموذج الاقتصاد القائم على سعر الصرف وسعر الفائدة، لكي ننتقل إلى نموذج اقتصادي جديد ينقل البلد إلى المستقبل، على أساس الإنتاج والتوظيف والصادرات، ولن نقدم تنازلات من هذا النموذج الجديد مع أصدقائنا في إدارة الاقتصاد". (سي إن إن تركيا، 2021/12/03م).

التعليق:

صرح أردوغان قائلا: "لقد تحولنا من نموذج الفائدة المرتفع وسعر الصرف المنخفض إلى نموذج النمو القائم على التصدير". بعبارة أخرى فإنه ذكر أنه تحول من علم اقتصاد إلى آخر. لأن زيادة وتجديد السلع والخدمات هو فرع من فروع علم الاقتصاد. ربما لا يعرف أردوغان الفرق بين النظام الاقتصادي وعلم الاقتصاد! ما لم يتم التركيز على توزيع السلع والخدمات، فإن الفشل أمر لا مفر منه، سواءٌ تم تطبيق النموذج الاقتصادي القديم الجديد القائم على الإنتاج والعمالة والنمو الموجه للتصدير أو نموذج الربا المرتفع وسعر الصرف المنخفض. إذا كان النجاح ورفاهية المجتمع هما المطلوبين، فيجب التركيز على توزيع السلع والخدمات وليس زيادة إنتاجهما وتجديدهما.

إلا أن همّ أردوغان الوحيد ليس هو رعاية شؤون الناس وإشباع حاجاتهم الأساسية فردا فردا بل همّه إعادة انتخابه. لهذا السبب فإن هذه النظرة لإعادة انتخابه من جديد هي السبب وراء الانتقال من نموذج اقتصادي إلى آخر. وكما هو معروف فإنه لا يمكن تحديد المسار الصحيح من خلال شخص ملتوٍ. إذ لا معنى من إعادة محاولة تجريب هذه النماذج المجربة، ولقد قيل قديما: "المجرب لا يجرب". وعلى الرغم من ذلك، يواصل أردوغان إصراره على تجربة النموذج المجرب القديم الجديد والذي سبق أن ثبت فشله للعيان. لكنه ينسى أن ما تتم تجربته سيعود عليه حسرة وندما. إذا كان أردوغان يعتقد أنه بتغييره وزير المالية والتحول إلى النموذج الاقتصادي القديم الجديد سيرفع المستوى الاقتصادي للشعب ويمنع الفقر والتضخم وزيادة أسعار الصرف والبطالة والغلاء، فهو مخطئ ويعيش في عالم خيال كبير. وبطبيعة الحال فعندما يعيش المرء في القصور فإن كل شيء يبدو بلون آخر.

إن تصريح أردوغان بأن الوضع سيتعافى بعد 4-5 أشهر من خلال هذا النموذج الفاسد وأنه سيبدأ بقطف الثمار بعد 6 أشهر هو بحد ذاته كارثة، أما إظهاره الصين كمثال لنموذج نمو الإنتاج فهو كارثة أخرى. والموضوع الذي هو محل جدال أنه إذا كان الازدهار الاقتصادي أو الانتعاش الاقتصادي لم يتحققا منذ هدم الخلافة فكيف سيتحقق التعافي من الوضع الاقتصادي الحالي خلال مدة 4-5 أشهر وبهذا النموذج العديم الفائدة الذي عفا عليه الدهر؟! إن الشخص الذي يزعم أنه مسلم بدلا من أن يحتذي بنموذج النظام الاقتصادي الإسلامي الذي قدم الرفاهية والغنى الاقتصاديين طوال قرون عديدة، يقوم بتطبيق النظام الاقتصادي الرأسمالي ويعطي الصين مثالا على ذلك، يُظهِر بوضوح عقليته وبمن هو معجب في التنمية الاقتصادية.

وأنا هنا لا أتعرض إلى فساد خطاب أردوغان الذي قال فيه: "الفائدة هي السبب والتضخم هو النتيجة" فالحقيقة هي أن: "الرأسمالية هي السبب والتضخم هو النتيجة".

إننا نعلم جميعا أن التضخم يصل إلى 7% حتى في البلدان التي يكون فيها معدل الربا صفراً. وهذا يعني أن القول بأن "الفائدة هي السبب والتضخم هو النتيجة" هي نظرية خاطئة. إن استشهاد أردوغان بآية من القرآن الكريم على قاعدة الربا المنخفض ما هو إلا لكسب القاعدة الجماهيرية من جديد والتي خسرها مؤخرا، وإعادة الشتات من جديد وذلك بسبب تقليل ردود الأفعال وابتعاده عن الإسلام. لأن أردوغان رأى أن سبب حصول ما تسمى بالأحزاب الإسلامية الحاكمة في المغرب وتونس على أصوات قليلة وفقدان شعبيتها سببه ابتعادها عن الخطابات الإسلامية. ولهذا السبب أعطى وزنا للخطابات الإسلامية مؤخرا واستشهد بالآيات القرآنية كغطاء لنظريته الرأسمالية.

كما قلتُ آنفا، فإذا كان أردوغان يريد أن يسلك الطريق الصحيح، فإنه يمكن له فعل ذلك. فالمرء يسلك الطريق الصحيح بالأفكار الصحيحة، ألا وهي أفكار الإسلام. علما أن الإسلام ليس هو الذي يتم تطويعه وتكييفه بحسب الرأسمالية أو أخذ فكرة من أفكاره في ظل الرأسمالية، بل الإسلام يجب أن يؤخذ بشكل شامل، والطريقة الوحيدة للقيام بذلك هي الخلافة. قال تعالى: ﴿وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكاً﴾ [طه: 124]

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إرجان تكين باش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı