حُكَّامُ العِراقِ كَعَبْدٍ ائتمَنَهُ سَيِّدُهُ، واسْتَحفَظَهُ مَالَهُ وعِيَالَهُ فَبَدَّدَ المَالَ وشَرَّدَ العِيَالَ، فَأفقرَ أهْلَهُ وفَرَّقَ مَالَه
حُكَّامُ العِراقِ كَعَبْدٍ ائتمَنَهُ سَيِّدُهُ، واسْتَحفَظَهُ مَالَهُ وعِيَالَهُ فَبَدَّدَ المَالَ وشَرَّدَ العِيَالَ، فَأفقرَ أهْلَهُ وفَرَّقَ مَالَه

الخبر: أعلن وزير التخطيط وزير التجارة العراقيّ وكالة سلمان الجميلي، عن زيادة نسبة معدلات الفقر في العراق إلى نحو (30) في المائة، ونسبة البطالة إلى نحو (20) في المائة.

0:00 0:00
Speed:
December 20, 2016

حُكَّامُ العِراقِ كَعَبْدٍ ائتمَنَهُ سَيِّدُهُ، واسْتَحفَظَهُ مَالَهُ وعِيَالَهُ فَبَدَّدَ المَالَ وشَرَّدَ العِيَالَ، فَأفقرَ أهْلَهُ وفَرَّقَ مَالَه

حُكَّامُ العِراقِ كَعَبْدٍ ائتمَنَهُ سَيِّدُهُ، واسْتَحفَظَهُ مَالَهُ وعِيَالَهُ

فَبَدَّدَ المَالَ وشَرَّدَ العِيَالَ، فَأفقرَ أهْلَهُ وفَرَّقَ مَالَه

الخبر:

أعلن وزير التخطيط وزير التجارة العراقيّ وكالة سلمان الجميلي، عن زيادة نسبة معدلات الفقر في العراق إلى نحو (30) في المائة، ونسبة البطالة إلى نحو (20) في المائة.

وتطرق الوزير بحسب بيان لوزارة التخطيط اطلعت عليه "جريدة الصباح الجديد" في 2016/12/18، في حديثه خلال المؤتمر الخامس للسفراء الذي تقيمه وزارة الخارجية إلى مُقوِّمات الاقتصاد العراقيِّ قائلا:

"على الرغم من الأزمة التي نواجِهُهَا اليوم والتي تسببت بالتأثير سلباً على الكثير من مُجرَيات التنمية وأنتجت حالة من الانكماش الاقتصادي وتراجع معدلات النمو وزيادة معدلات الفقر - إلى المستوى المشار إليه في صدر هذا الخبر - وتَوَقُّفِ الكثير من المشاريع الاستثمارية، ولكن ما نؤكِّدهُ هو أنَّ الاقتصاد العراقيَّ يمتلك مُقوِّماتِ العَودة والنُّهُوض لِما يَمتلِكهُ من مُؤهِّلاتٍ في قطاعاتِ التنميةِ المُختلفة كالسِّياحة والزِّراعةِ والصِّناعةِ فضلاً عن قوة القِطاع الخاصِّ الذي نُعوِّلُ عليه كثيرا".

التعليق:

لا شكَّ أنَّ تعَرُّضَ بلدٍ ما أو بُلدانٍ لأزماتٍ اقتصاديةٍ لسبَبٍ أو آخرَ أمرٌ مشاهدٌ ومحسوس. وأنَّ بإمكان ذلك البلد اتخاذَ ما يلزمُ من الإجراءاتِ الاقتصاديَّة والتنظيميَّة لضَغط النفقاتِ غيرِ الضَّروريَّة، ومُعالجَة الهَدرِ والترَهُّل، مع وضع برامجَ اقتصادية على أسُسٍ سليمةٍ، وفتحِ آفاقٍ وخَلقِ فرصِ عملٍ جديدةٍ بإقامة مشاريعَ زراعيةٍ أو صناعيةٍ - بحسب الإمكانات المتوفِّرة - لامتصاص البطالة وزيادة وتنويع الدَّخلِ ومَصادر تمويل الخزينة العامَّة لتلك الدولة... كلُّ هذا وغيرهُ ممكنٌ إذا ما توفَّرتِ الأيدي المُخلِصة الأمينةُ التي تُدير دفَّة الأمور، وإذا ما سَارتِ البَرامجُ وَفقَ ما خُطِطَ لها فإنَّ تلك الأزمة - ولا شك - ستنحَسِرُ ويَبدأ البلدُ بالتعافي ورُجُوعِ الأمور إلى نِصابها الطبيعيّ.

لكنَّ الأمر مختلفٌ تماماً في العراق المنكوب، وذلك لاجتماعِ جُملةٍ من العناصر بل الآفات التي ستحول دونَ خُروجهِ سالماً ممَّا ألمَّ بهِ إلا أنْ يشاءَ اللهُ تعالى شيئا. وإنَّ أخطر تلك الآفات هي حُكومةٌ تابِعَةٌ لكافرٍ محتلٍّ، بل وفاقدةٌ للشَّرعيَّة، وجاهِلة بأمر السِّياسة والإدارة مَعاً، وقَلما تتخِذُ قراراتٍ في صالحِ شعبها لأسبابٍ كثيرة لا مجال لذِكرِها في هذا المقام، يُضافُ لذلك، منظومةُ عسكرية هائلة بلغ عَديْدُها مِئاتِ الألوف من جيشٍ وشرطةٍ - على اختلاف صنوفها - وقوات حشد (شعبية) وقوات كرديَّة وأخرى عشائرية تجاوزت ميزانيَّتُها 50 بالمائة من الموازنة العامِّة..! في ظلِّ حربٍ ضروسٍ - لا يعلمُ مَداها إلا اللهُ سبحانهُ - مع تنظيم الدولة ذلك البلاءِ الذي سُلِّط علينا، فكلَّما طُرِدَ من مكانٍ ظهرَ في أماكن أخرى، وهي مؤامرةٌ دوليَّة لاستنزاف موارد البلد البشريَّة والاقتصادية، وتخريب البُنى التحتيَّةِ والفوقيَّة حتى لَيكادُ يأتي على آخِر برميل نفطٍ حَبانا اللهُ به لنفع الأمة الإسلاميَّة جمعاء. يَنضمُّ إلى سلسلة الآفات منظومة السِّياسيِّينَ من حُكامٍ ووزراء ونواب برلمان لا حصر لهم، إذ بلغت رواتبُهُم أرقاماً فلكيَّة لا مثيل لها في بُلدان الأرض، وهذا غيرُ حِماياتِهِم ومُستشاريهِم ومكاتِبِهِمُ الإعلامية، ورِحلاتهِم ومؤتمَراتِهِم. يُضافُ إلى ما سبق طبَقةٌ ممن يُسَمَّون اقتصاديِّين وخبراءِ مالٍ وقانونيِّين ليس لهم من تلك الأوصاف غير ألفاظِها بسبب نظامِ المُحاصصة والطائفيِّة المقيتة التي استبعدت كل خبيرٍ مُخلِصٍ خرجَ عن دائرة تصنيفهِم، تسلَّموا مَناصب خطيرة ومُهِمة يراد منهم - بعد ذلك - وضعُ الخطط والدراسات والمشاريع التي من شأنها النُّهوضُ بالبلد سياسياً واقتصاديَّاً وتنمَوِيَّاً، لكِنَّ المُشاهَدَ كوارثُ سياسيَّة واقتصاديَّة فتحت أبواب البلاد على مَصاريعِها أمام الشِّرِكات الاستثماريَّة الأجنبيِّة الشَّرِهة التي لا تعرِف غير مصالحِها، ثم حلولٌ بل مصائب اقترحَها خبراءُ المالِ - بزعمِهم - بالتوجُّهِ لأكبر الأعداء كَيْداً وسُمَّاً قاتلاً ألا وهو صندوقُ النقد والبنكُ الدوليِّانِ اللذَانِ ما لجأ إليهِما بلدٌ إلا دَمَّرا اقتصادهُ وأحالاهُ إلى رماد...!

وأخيراً، فإنَّ العراقَ لا ينفكُّ يَخلُصُ من استِعمارٍ عسكريٍّ - لو قُدِّرَ لهُ - حتى يقعَ في آخرَ اقتصاديٍّ أسيراً لقُرُوضٍ قلما يقدِرُ على سدادِ فوائِدِها فضلاً عن أصُولِها... ذلك أنَّ اقتصادَهُ رَيْعِيٌّ يعتمِدُ على وارداتِ النِّفط بنِسبَة 97 في المائة..! فكيف السبيلُ للخلاصِ وأسعارُ النِّفط في هبوطٍ مستَمِر بفعل مؤامرات أمريكا وشركاتها النفطية. وبعدَ هذهِ المَخاضاتِ العَسيرةِ سيقعُ العراق نَهباً لصراعاتٍ عِرقيَّةٍ وطائفيَّةٍ بين كُتلٍ وأحزابٍ توَزَّعَتْ ولاءاتُها بين دولٍ وَجِهاتٍ مُتنافِرةٍ متشاكِسة لا ترجو لهُ استِقراراً... وهكذا يظلُّ العراق - كباقي بلاد المُسلمين الأخرى - يتَقلَّبُ بين ظُلماتٍ ليس لها نهاية حتى يأذنَ اللهُ عزَّ وجلَّ بِبُزوغ شمسِ الخلافة الراشدة الثانية على مِنهاج النُّبُوَّةِ في دولةٍ عُظمى تُقيمُ صُروحَ العدل والأمنِ والخير للعالم أجمع، وتكون سدَّاً منيعاً في وجوه أعدائها، وأباً رحيماً لكُلِّ رعاياها، فتستقيم الأمورُ وتصلُحُ الأحوالُ ﴿وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد الرَّحمنُ الوَثِق - العراق

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı