هيئة الإذاعة البريطانية تكشف عن صفقة تنظيم الدولة السرية
هيئة الإذاعة البريطانية تكشف عن صفقة تنظيم الدولة السرية

كشفت هيئة الإذاعة البريطانية (بي بي سي) عن تفاصيل صفقة سرية تسمح لمئات من مقاتلي تنظيم الدولة وعائلاتهم بالخروج من الرقة تحت قيادة التحالف الأمريكي البريطاني والقوات التي يقودها الأكراد الذين يسيطرون على المدينة. (بي بي سي الإنجليزية)، وقد تم عرض موضوع سقوط الرقة على أنه الشوط النهائي لتنظيم الدولة وانتصار التحالف الغربي، لكن الشائعات استمرت لفترة طويلة في الكشف عن التواطؤ الغربي مع التنظيم، وهذا التحقيق الذي أجرته هيئة الإذاعة البريطانية يعطي نظرة ثاقبة عن العلاقات الغربية مع التنظيم.

0:00 0:00
Speed:
November 17, 2017

هيئة الإذاعة البريطانية تكشف عن صفقة تنظيم الدولة السرية

هيئة الإذاعة البريطانية تكشف عن صفقة تنظيم الدولة السرية


الخبر:


كشفت هيئة الإذاعة البريطانية (بي بي سي) عن تفاصيل صفقة سرية تسمح لمئات من مقاتلي تنظيم الدولة وعائلاتهم بالخروج من الرقة تحت قيادة التحالف الأمريكي البريطاني والقوات التي يقودها الأكراد الذين يسيطرون على المدينة. (بي بي سي الإنجليزية)، وقد تم عرض موضوع سقوط الرقة على أنه الشوط النهائي لتنظيم الدولة وانتصار التحالف الغربي، لكن الشائعات استمرت لفترة طويلة في الكشف عن التواطؤ الغربي مع التنظيم، وهذا التحقيق الذي أجرته هيئة الإذاعة البريطانية يعطي نظرة ثاقبة عن العلاقات الغربية مع التنظيم.

التعليق:


كشفت هيئة الإذاعة البريطانية عن أن سائقي الشاحنات قد تم التعاقد معهم من قبل قوات سوريا الديمقراطية، وهو تحالف من المقاتلين الأكراد والعرب الذين يعارضون تنظيم الدولة لقيادة قافلة من شأنها أن تأخذ مئات العائلات النازحة بسبب القتال من بلدة طبقة على نهر الفرات إلى مخيم آخر شمالاً. ولكن عندما قام السائقون بتجميع القافلة في وقت مبكر في يوم 12 تشرين الأول/أكتوبر، أدركوا أنه قد تم الكذب عليهم. وبدلاً من ذلك، سوف يستغرق الأمر ثلاثة أيام من القيادة الشاقة، التي تحمل حمولة قاتلة - مئات من مقاتلي التنظيم وأسرهم وأطناناً من الأسلحة والذخائر.


وقد أجرت هيئة الإذاعة البريطانية مقابلات مع السائقين الذين وُعدوا بآلاف الدولارات للقيام بهذه المهمة، على أن يبقوا الأمر سراً. وكان الاتفاق هو السماح لمقاتلي التنظيم بالهرب من الرقة والذي تم ترتيبه من قبل المسؤولين المحليين. جاء ذلك بعد أربعة أشهر من القتال الذي أدى إلى محو المدينة وإخلائها من الناس. ومن شأن الصفقة أن تمكن مئات المقاتلين من التنظيم من الفرار من المدينة. ولم ترغب أمريكا أو بريطانيا ولا قوات سوريا الديمقراطية في الاعتراف بدورهم. حيث يتم إخفاء آلام كبيرة عن العالم. لكن هيئة الاذاعة البريطانية (بي بي سي) تحدثت إلى عشرات الأشخاص الذين كانوا إما على متن القافلة، أو لاحظوا ذلك، وللرجال الذين تفاوضوا على الصفقة.


وقال أبو فوزي، أحد سائقي الشاحنات: "كنا خائفين منذ اللحظة التي دخلنا فيها الرقة". "كان من المفترض أن نذهب مع قوات سوريا الديمقراطية، ولكن ذهبنا وحدنا. وبمجرد دخولنا، شاهدنا مقاتلي التنظيم بأسلحتهم وأحزمتهم النارية. لقد خدعوا وحاصروا شاحناتنا. وإذا حدث خطأ ما في الصفقة، فإنهم سيفجرون القافلة بأكملها. حتى أطفالهم ونساؤهم كانوا يضعون أحزمة انتحارية". قامت قوات سوريا الديمقراطية بتطهير الرقة من وسائل الإعلام. ولن يتم تصوير هروب مقاتلي تنظيم الدولة من قاعدتهم.


إن لقطات الصور التي تم تمريرها سراً إلى الـ بي بي سي تظهر شاحنات سحب المقطورات وهي مكتظة بالرجال المسلحين. وعلى الرغم من الاتفاق على الأسلحة الشخصية فقط، أخذ مقاتلو التنظيم كل ما يمكنهم حمله. وتم تحميل عشر شاحنات بأسلحة وذخائر. وفي ضوء تحقيق هيئة الإذاعة البريطانية، اعترف الائتلاف الآن بالجزء الذى لعبه في الاتفاق. فقد سمح لحوالي 250 مقاتلاً من التنظيم بمغادرة الرقة، مع 3500 شخص من أفراد أسرهم.


ومنذ اليوم الأول من ظهور تنظيم الدولة، فقد شكك العديد في دوافعهم، خاصةً عندما كان يستهدف تنظيم الدولة الأغلبية الساحقة من المسلمين، وليس قوات التحالف الغربية. وفي سوريا ظهر التنظيم عندما كان بشار الأسد على وشك السقوط، وانتقل التنظيم إلى سوريا وبدأ القتال مع الجماعات المتمردة، التي ساعدت بشكل كبير موقف الأسد.


وفي الموصل فإننا نعرف الآن أن القوات العراقية أمرت من قبل رئيسها في بغداد بمغادرة المدينة وتسليم المدينة إلى التنظيم. حيث إن التنظيم يتحرك بحرية عبر الحدود العراقية السورية وفوقها الطائرات الغربية التي تسيطر على المجال الجوي ولم تفعل شيئاً يذكر لتدميره. إن تحرير التنظيم في الرقة يشير حقاً إلى أن استغلالهم لا يزال ضرورياً ولم ينته دورهم بعد.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
عدنان خان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı